


21. Yüzyıl'da gençlik, teknolojik gelişme ve kültür birikimi (3)
Gençler için ekran; Odyseus'un başını döndüren ve karşı konulmaz bir çağrı gücüne sahip olan Sirenler kadar çekici. Televizyon, video, bilgisayar; adı ne olursa olsun, her çeşit ekran insanlığın yeni kabesi durumunda.
Video oyunları, cd-romlar, DVD'ler ve belki de şu dakikada piyasaya sürülmekte olan yepyeni icatlar geleceğimizi görsellik üzerine kurdu.
Bu gelişme tersine çevrilemeyeceğine göre, insanoğlunun geçmiş kültürünün bu yeni dile nasıl aktarılacağını düşünmek zorundayız.
Çünkü bu birikim ne yazık ki genlerle kuşaktan kuşağa aktarılmıyor.
Doğan her insan bireyinde, dünyanın birikimi sıfırlanıyor.
Her insan bireyi, her şeyi yeni baştan öğrenmek, her şeye sıfır noktasından başlamak zorunda.
Bir insanın Roma'da St.Peter Ketadrali denilen muhteşem eserin ya da Kudüs'teki görkemli yapıların, İstanbul'da Aya Sofya'nın, Mavi Cami'nin ya da Mısır'da piramitlerin dibinde doğmuş olması ona hiçbir şey kazandırmıyor. Kendi doğumundan binlerce yıl önce yapılmış ve insanoğlunun ulaştığı zirveleri simgeleyen bu eserlerin dibinde, sıfır noktasında doğuyor her çocuk.
Ve doğan her yeni bireyde dünya kültür birikimi, Sisyphos'un binbir güçlükle zirveye çıkardığı kaya gibi aşağı yuvarlanıyor.
O zaman şu soru çıkıyor ortaya; bilgi çağında, dünyadaki bilim, sanat ve kültür mirası yeni kuşaklara nasıl aktarılacak?
Gençler hangi yöntemlerle kendilerinden önce kurulmuş olan dünyanın uzantısı olabilecekler?
***
Bir başka önemli konu da ahlaki ve insani değerler.
İnsanlık, bu değerler sistemine büyük acılardan sonra ve kısmen ulaşabildi. Ama ne yazık ki dünyanın her yerinde geçerli ve her kültürde ortak paydaya sahip bir değerler sisteminden bile söz edemiyoruz.
Teknoloji transferi, bu değerler açısından da sorunlar yaratıyor.
Çünkü belirli bir teknolojik düzeye ulaşan toplumlar, yalnız teknolojide ve bilimde değil, ahlaki ve insani değerler sisteminde de üç aşağı beş yukarı aynı noktaya varıyorlar.
Paralel ve dengeli bir gelişme sürecinin sonucu olarak; teknolojinin yeni buluşlarını kullanmak için gerekli olan toplumsal, hukuki ve ahlaki düzenlemeleri de başarabiliyorlar.
Ama o uygarlık seviyesinin icat ettiği teknolojiler, buna hiç hazır olmayan ülkeler tarafından kolayca satın alınabiliyor.
Televizyon yayıncılığını örnek alalım.
Az gelişmiş toplumlarda, sanayi ülkelerinden satın alınarak uygulamaya konulan özel televizyon kanalları, bu aleti bir silah olarak kullanabiliyorlar. Böyle bir durumda televizyon denilen buluş, kişi haklarına tecavüz eden, toplum ve sistem üzerinde çok zararlı etkileri olan yıkıcı bir alete dönüşüyor.
Bir grubun siyasi ve ticari çıkarları için kullanılan bir suikast silahı vazifesini görüyor.
Çünkü o toplum, bu teknolojiye uygun hukuki düzenlemelere, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan yasalara ve ahlaki prensiplere sahip olacak olgunluğa erişmemiş.
Bu örnek taşınabilir telefonlardan, telefon dinleme aygıtlarına, uydulardan silahlara kadar her alanda geçerli. (Devam edecek)