kapat

16.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SEDAT SERTOĞLU(ssertoglu@sabah.com.tr )


O günler...

Mehmet Ali Ağca'nın affedilip Türkiye'ye iadesi, bizleri zaman makinesine bindirip, 20 yıl geriye götürdü.. Bakın neler olmuştu o günlerde?

Ağca, Roma'da silahını art arda 5 kere ateşlediği gün, bir grup Türk gazeteci, Strasbourg'da Avrupa Konseyi'ni izliyorduk.. Basın odasına girdiğimiz zaman, 100 civarında batılı gazetecinin telekslerin başına toplanmış olduğunu gördük.. Şaşırdık.. Sorduğumuzda, "Papa'nın Ortadoğu tipli bir adam tarafından vurulduğunu" söylediler.. Daha 2 dakika bile geçmemişti ki telekslerin başındaki bütün başlar bize döndü.. Biri konuştu: "Vuran Mehmet Ali Ağca..." Başımızdan aşağı kaynar sular dökülmüştü sanki..

O yıllar, bugünkü gibi atla uçağa, git yok.. Seferler kısıtlı. Türkiye'de döviz alımı bile başlı başına bir dert.. Kimsenin kredi kartı filan da yok.. Ama yurt dışında olduğumuz için hemen Roma'ya gitme yollarını aramaya başladık.. İndili bindili trenlere binip, bomboş peronlarda dolaşa dolaşa, ertesi sabah Roma'ya ilk ulaşan Türk gazetecilerinden biri olma şansını yakalamıştık. Otelde giriş formunu doldurup rezervasyon görevlisine verdim. Adam bakıp Türk olduğumu görünce gülerek şöyle dedi: "Bunu da beceremediniz.." Sonra öğrendim ki, adam Komünist Parti üyesi imiş..

Valizimi odaya bırakıp, Ağca'nın tutulduğu Digos denen İtalyan anti terör polisinin bulunduğu binaya gittim.. Etrafı kocaman duvarlarla çevrili, kocaman kapısı olan bir bina.. İçeri girmek mümkün değil.. Bir iki gün sonra, Türkiye'den iki polisin geldiğini öğrendim.. Onlar da sorguya katılıyordu..

Bunu öğrendikten sonra tekrar Digos binasına gittim.. Tam o sırada kapı açıldı ve kocaman bir motosiklet üzerinde, spor giyimli, birinin saçları bant ile bağlanmış iki terör polisi hızla çıkıp gittiler.. Fırsat bu fırsattı. Kapıya yürüdüm. Hemen solda bir nöbetçi kulübesi vardı. İtalyanların çok az İngilizce bilmesinden yararlanabilirdim belki de.. Nitekim nöbetçi kulübesindeki resmi giyimli polise "Türk polisi" diyerek, sanki onların nerede olduğunu sormak ister gibi davrandım. Adam, körün istediği bir göz misali, içerdeki üç katlı, eski ve taş bir yapıyı işaret etmez mi.. Hemen binaya yöneldim.. İlk katta içerde sıra sıra kapılar. Koridorda karşılaştığım polislere de "Türk polisi" dedikçe, adamlar benim de sorguya gelen polislerden biri olduğumu sanıp üst katı işaret ettiler.. Nihayet Ağca'nın katına çıktım.. Koridorda soldan dördüncü kapıyı açınca şöyle bir manzara gördüm:

"Tam karşımda bir pencere.. Pencerenin önünde elleri arkadan kelepçeli olarak bir iskemleye oturtulmuş olan Ağca.. Çevresinde daire şeklinde dizilmiş iskemlelere oturmuş polisler.. Aralarında bizimkiler de var.."

Kafalar bana döndü.. Onlar bana, ben odadakilere bakıyorum.. Biri kalkıp önce İtalyanca, anlamadığımı görünce de İngilizce "Siz kimsiniz?" dedi.. Türk polisleri ile konuşmaya geldiğimi söyledim.. "Siz de polis misiniz?" dedi.. "Hayır gazeteciyim" cevabını verdiğim an, adamın yüzünden ifadeyi unutamıyorum.. Sonradan çok iyi ahbap olacağımız bu kişi, Digos'un başı idi.. Hemen yerinden fırladı, kapıya yürüdü ve kimliklerimi alıp, "Siz biraz istirahat edin" deyip beni odasına götürüp oturttuktan sonra kapıyı çekip gitti..

Masasının üzerindeki küçük, uzun, beyaz bir kağıda alt alta yazılmış isimler vardı. Kimler mi? Pazartesi devam edeceğiz..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır