kapat

16.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


İstanbul denen dağbaşı..

İstanbul'un nasıl dağbaşı olduğunu anlamanız için, otobanlardan birine çıkmanız yeterli.. Orada göreceksiniz bu ülke insanında ne yasa korkusu var, ne polis?..

O zaman göreceksiniz, bu ülke insanı, başka insanlarının canını bile umursamıyor.. Ahlak yok.. Korku yok.. Korkutacak güç yok..

Boray Uras, Ankara'ya yürüyormuş.. Az gelir, dünya turu yapsın, hiçbir şey değişmez..

Eğitim, meğitim palavra..

Bütün dünyada trafiği düzenleyen bir tek faktör var..

Algılanan yakalanma riski.. Kısa adı AYR!..

Yani, direksiyon başındaki muhterem bir kuralı ihlal ederken, yakalanma korkusunu ne derece yaşar?..

Az yaşıyorsa, herşey boşa.. Çok yaşıyorsa, trafik kurallarına kayıtsız şartsız uyulur.

Şimdi bu AYR neye bağlı..

Bir defa cezaya..

Ceza eğer dandikse, adam yakalanmaktan korkmaz zaten.. "Atarız bir kola parası" der, geçer gider..

Ceza adamı korkutacak, can yakacak düzeyde olmalı..

İkincisi kontrol.. Bu büyük cezaların verildiğini adam görmeli, duymalı, hissetmeli..

Bizde ikisi de yok.. Düzeleceği de yok..

1999 başında, tüm cezalar yükseltilirken, tasarıya konan ek madde ile trafik cezaları kapsam dışında bırakıldı.

Bunu yapan Ecevit ve arkadaşları..

Şimdi Boray Bey yürüyor diye bu Meclis aklını başına mı devşirecek?.

Pek çok milletvekili gevrek gevrek gülüyordur.. "Yürrrü, anca gidersin" diye..

Kontrol.. O tam eğlencelik.. Kontrol montrol yok.. Vatandaşta polis ve yakalanma korkusu yok..

Trafik biraz tıkansın, görün nasıl pervasız, emniyet şeridini, ambülanslara, itfaiyeye ve polise ayrılmış o şeridi işgal ediyorlar..

Niye etmesinler ki.. Benim trafik müdürlerim bizzat emir veriyor, trafik sıkışınca emniyet şeridini trafiğe açmak için..

"Be Allahın adamı, o şeride asıl trafik kilit olunca ihtiyaç var. Akan trafikte cankurtaran niye emniyet şeridinden gitsin.. İtfaiye niye sağa dalsın" diye düşünmüyor.. Trafikçi olarak sanıyor ki, ilk görevi kentin ve insanının sağlığı değil, o an oradaki yığılmayı önlemek..

Trafik polisinde kafa bu olursa, vatandaşı nasıl suçlarsın?..

İstanbul halkında polis korkusu kalmamış.. Mesele bu..

Direksiyondaki adam, ne polisten çekiniyor ne yakalanmaktan..

O zaman Sevgili Emniyet Müdürüm Özdemir, çek polisi yollardan.. Hiç değilse "Polis yok da böyle" diye kendimizi teselli edelim.. Hiç değilse, halkın polisin gözleri önünde suç işlemekten korkmadığı böylesine ortaya çıkmasın. Hiç değilse polisin imajı kurtulsun..

Bugünkü düzen, polisin itibarını on paralık etmekten başka işe yaramıyor.

Polisi takan yok. Umursanmayan polisin itibarı mı olur, Sevgili Özdemir Müdürüm!..

İstanbul dağbaşı.. Bunun adını resmen koyalım da herkes kendi kuralını uygulasın, meydan kendilerini uyanık sanan canilere ve katillere kalmasın..

Katil ve cani.. Emniyet şeridini işgal eden kişi, işte budur çünkü!..

Kendilerini uyanık sanan, insanlıktan nasipsiz aşşağılık herifler!..

Bir gün kendileri, ya da sevdikleri, tıkanmış ve emniyet şeridi işgal edilmiş yolda cankurtaran içinde kalmalılar ki, bu hakaretlerimin az bile olduğunu farketsinler.

ABA!..

ABA yazıyordu.. Üç dev harf yan yana.. ABA..

Nasıl içim burkuldu..

Aslı SABAH'tı tabii.. S'yi ve H'yi sökmüşler.. TEM'den Basın Ekspres yoluna girip biraz gidince, karşınıza çıkardı o dev SABAH yazısı, bizim harika binamızın tepesinde..

Ben gidişi unutmak istiyorum, hergün içimi burkan bir "Hatırlatma" veriyorlar bana.. Hergün bir parça koparıp götürüyorlar kalbimden adeta.. Sonunda biz de gideceğiz.

40 yıldır bu meslekteyim.. Bu kadar güzel, bu kadar ferah, bu kadar işlevsel bir çalışma yerim olmamıştı. Dünyayı gezmiştim, böyle bir gazete binası daha görmemiştim.

Şehre gitme hevesi uğruna gidiyoruz..

Nişantaşı adlı trafik, kalabalık, kirlilik ve gürültü cehennemine gidiyoruz.

Kalbim burada kalacak!..

***

Yazıya noktayı koydum, biraz adele açmak için "Sanal" koridora çıktım.. Ercüment Bey geliyor.. "ABA'yı görünce beynimden vurulmuşa döndüm" dedim.. "Ben sökün diye talimat vermedim. Fırtına vidaları zorlamış, indirmek zorunda kalmışlar.."

İşe bakın.. "Bir an önce gidin" diye yukarılardan da işaret gelmeye başladı..

Eski dostlar.. Hep dostlar..

Baktım Hurşit (Yenigün) Sabah koridorlarında dolaşıyor.. Koridor moridor kalmadı ya.. Koskoca bir meydan.. Sanal duvarlarla odamızı belirliyoruz.

"Gelsene buraya" diye işaret ettim. Daha evvel duvar olan yerden içeri girdi..

"Ne adamsın sen" dedim.. "Ne adamsın yahu.. Dünya nostalji diye oynuyor, bu işi en iyi yapan sen uykudasın.."

"Öyle mi diyorsun Hıncal Ağabey.."

"Öyle diyorum tabii.."

"Al öyleyse" dedi Hurşit ve çantasından bir CD çıkarıp önüme koydu..

Bakar bakmaz, "Harika" diye bir çığlık attım.. "Harika bu yahu.."

"Hele bir yol dinle, o zaman konuş" dedi Hurşit..

Allah sizi inandırsın, Ercan ile Mehmet beni arabadan atabilirler. Dönüp dolaşıp bu CD'yi çalıyorum günlerdir ve doyamıyorum..

Nasıl doyarım..

Bu CD'de koca bir gençliğim, en güzel anılarım, sevgilerim, coşkularım, aşklarım var..

Bakın çocuklar benim yaşlarımda bir babanız varsa, ona aldığınız hediyeler arasına bu CD, ya da kasetini mutlak koyun..

Semiha Yankı.. "Seninle Bir Dakika".. Bana sorarsanız Türk pop müziğinin gelmiş geçmiş en büyük şarkılarından biri..

Holly ile baş başa seyrettiğimiz yarışma gecesini hatırlıyorum.. O muhteşem şarkıya bir tek Monaco 3 puan vermişti.. Ne kadar heyecanlı, ama ne kadar tatlıydı Semiha o gece, ekranda çiçekli pazen gibi duran garip elbisesi ile.. Çok üzülmüştük. İlk Eurovision şarkımızdı o..

Ama Avrupa hakkını vermişti. Ertesi hafta Almanya, Hollanda turundaydım. Hangi radyoyu açsak, Semiha Yankı vardı, "Seninle bir dakika" diyerek..

Ercan Tanrıverdi ile sabaha kadar Amsterdam'da tur atmış, güneş doğarken Aachen'e dönmek için yola çıkmıştık. Bir saat sonra Ercan arabayı bir benzincinin istasyonuna çekti.. "Gözüm kapanıyor, şurda bir saat uyuyalım" diye..

O önde, ben arkada koltuğa uzandık.. O sırada, arabanın radyosunda Seninle Bir Dakika başlamaz mı?..

Yorgunluk, sıla, hasret, sevgililer..

"Yahu Ercan ben ağlıyorum galiba" diye mırıldandım.. "Ben de Hıncal, ben de" dedi..

"Sevmek bir ömür sürer" derken Semiha, Kartal Kaan başladı.. Gene benim en favori şarkılarımdan.. Köy Düğünü.. Ama nasıl düğün.. Kartal Kaan hayatında hiçbir şarkıyı bu kadar keyifle, coşku ile söylememiştir. Sahneye çıktı mı, bahçe düğün salonuna dönerdi gerçekten..

Hangi bahçe..

Fuar bahçeleri tabii..

Türk popun TRT gibi bir sansürcüye rağmen patladığı yıllar.. Başka radyo, televizyon yok. TRT'de herşey yasak.. Buna rağmen, Fuar'da, Fuar bahçelerinde kapıda 30-35 kişilik listeler olurdu. Akşam dokuzda girerdik, Ali (Kocatepe), Doğan (Şener), ben.. Sabaha karşı dörtte, beşte biterdi program..

Yığınla bahçe vardı, ve bunların hepsini dolduracak kadar da star..

..Ve "Unutama beni" diyen Esmeray.. Nasıl unutulursun Esmeray, nasıl unutulursun.. Bu şarkı bugün Türk popunun klasiklerinden..

Ya Sultani Yegah!.. Slançev Briag'a arabayla gidiyoruz.. Suna Yıldızoğlu yarışacak, Ali'nin ben gene Sana Vurgunum şarkısı ile.. Ama biz yol boyu, Nur Yoldaş'ın kasette dönen şarkısına eşlik ediyoruz. Nur Yoldaş, efsane olmuştu bu şarkı ile.. Ergüder Yoldaş ne muhteşem beste yapmıştı, Atilla İlhan'ın dizelerine.. Ergüder şimdi Büyük Ada tarzanı.. Bu büyük müzisyene sahip olamadık bir türlü..

Bitmedi tabii..

İskender Doğan'ın ağlayan ve ağlatan şarkısı Kan ve Gül.. Güzin ile Baha'nın Ateş Böceğim.. Ercan Turgut'un Tövbe.. Atilla Atasoy'un yamalı elbiselerle söylediği Dilenci.. Banu Kırbağ'ın "Unutulur.."

..Ve tabii.. Melike Demirağ.. Bir dönem gençlerin milli marşı olup, sonra klasikleşen Arkadaş..

"Yollarımız ayrılsa bile.." derken Şanar Yurdatapan bugünleri mi görmüş acaba?..

Hurşit, Eski Dostlar koymuş, CD'nin adını..

Eski, doğru bir sıfat, ama eksik.. Onlar benim, bizlerin, bizim kuşağın hep dostları..

TEBESSÜM
Gene Erkin Usman'dan nakil..

Bir doktora sormuşlar, "Yanlış tedavi ettiğiniz hasta ölürse, vicdanınız azap duymaz mı?"

"Duyar ama, bazı hayırlar ile avunuruz."

"Nasıl hayır bu?"

"Örneğin kefenci kazanır, ölü yıkayıcı kazanır, çiçekçi kazanır, imam kazanır.

Kazanır oğlu kazanır. Bu az hayır mı?"

SEVDİĞİM LAFLAR
Mezar taşının üzerine dökülen en acı gözyaşlarının sebebi söylenmemiş sözler ya da tamamlanmamış işlerdir...

Anonim (Teşekkürler Selen)

BİZİM DUVAR
MHP, ANAP ve DYP'yi KURT kapanına düşürdü.

Hakan & Utku

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır