


Demirel merak etmemişti! Sezer merak edebilir mi!
Zümrüdü anka kuşu hikâyesine döndü. "Gak..." deyince et, "Guk..." deyince şarap verilir. Parmak neredesin deyince, parmak "Sıcacık karnındayım..." diye cevap verir. hikâye bitmez devam eder. Peri kızı güvercin şekline girer silkinir ve kız olup suya dalınca elbisesi aşırılır. Etini dibi delik tencerede pişirmeye kalkar. Kafasız bir kocakarının da sakız çiğnediğini görür.
Hikâye bu...
Herkes tatlı tatlı dinler...
Kafası olmayan kocakarı...
Sakızı neresiyle çiğner?
Hiç kimse merak etmez...
Malatya köylüklerinden büyük kente gelip gaspçı-ülkücü olarak hayata tutunmaya çalışan katil Mehmet Ali Ağca'nın bu kadar sakızı neresiyle çiğnediğini devlet merak etmez.
Devlet merak etseydi...
Ağca bülbül gibi konuşurdu.
Tetiği kimin çektirdiğini...
Ne için çektirdiğini...
Öldürülmesi gereken insan olarak Abdi İpekçi'nin niçin seçildiğini ve bu seçimin arkasındaki eroin-afyon parasıyla harmanlanmış kanlı ilişkilerden doğan kollamayla yol alarak ve sürekli korunup, kollanarak daha Türkiye'de askeri hapishanede yatarken; "Hapisten kaçacağım gidip Papa'yı vuracağım..." diye onu kimin konuşturduğunu da anlayabilirdi.
***
Devlet merak etseydi.
Dışarıya da kaçamazdı.
Papa'yı da vuramazdı...
Ve hikâyenin şu son bölümünde şimdi bize Portekiz'de kutsal Fatima Kasabası mucizesi diye yutturulmaya çalışılan senaryoya da hiç gerek, ihtiyaç kalmayacaktı.
Kafasız kocakarı...
Hiç sakız çiğneyebilir mi?
Malatyalı köylü çocuğu Ağca, asker elbisesi bulup giyerek askeri hapishaneden kaçabilir mi? Ankara'da ev bulup saklanarak, yandaş bulup İran'a kaçarak, para bulup otomobil tutarak, pasaport bulup Edirne sınırından geçerek, Bulgaristan'da yatıp kalkarak, sonra da "Papa'yı vuracağım..." sözünü yerine getirmek için yol-yordam-imkan bulabilir mi?
İşte Ağca geldi...
İtalyan gazeteleri; "Sırlarıyla Türkiye'ye gitti..." diye yazdılar.
Devlet şimdi istese...
Ağca bülbül olabilir.
Bütün sırları sıralayabilir.
Devlet yeter ki merak etsin.
***
Bu kanlı ilişkiler zincirini de bağrında taşıyan askeri ihtilalle Süleyman Demirel, iktidardan uzaklaştırılmıştı. Demirel Cumuhurbaşkanı oldu.
Hiç merak etmedi...
Kendisini de iktidardan düşüren ve Ağca'nın da bir parçası olduğu kanlı olaylar zincirini hiç merak etmedi. Devlet Denetleme Kurulu'nu harekete geçirip, kanıtları toplayarak savcıların önüne getirmeyi hiç düşünmedi. Tersine "Bu yargıya intikal etmiş bir konudur, Devlet Denetleme Kurulu'nun görev alanına girmez..." diyerek meraksız kaldı. Silah zoruyla mağazalardan elbise soyup Maltaya'da satarak ve gece kulüplerinin önünde silahlı soygun yaparak geçim bulmaya çalışan Ağca'dan, askeri hapishaneden kaçacak ve Papa'yı vuracak kadar profesyonel bir tetikçinin nasıl yaratıldığını hiç mi hiç merak etmedi.
Şimdi Ağca Türkiye'de...
Yeni Cumuhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, merak edebilir mi?
Merak etse harika olur.
Devlet Denetleme Kurulu harakete geçer ve Ağca'yı koruyup, kollayan olayların belgelerini saklandıkları depodan şak diye çıkartabilir.
İpekçi cinayeti de aydınlanır.
Susurluk ilişkileri de...
Ahmet Necdet Sezer de merak etmezse; zümrüdü anka kuşu hikâyesi devam eder. Kafasız kocakarı sakız çiğner. Ağca mapushaneden mektuplaştığı Ebru adlı kızla evlenir.
Kız güvercin kılığına girer...
Silkinir, Ağca arınır, paklanır.