


Ağca için 6 milyon lira ödül konmuştu
Bakalım Mehmet Ali Ağca muammasını çözebilecek miyiz? Ardında sakladığı gerçeklerin ortaya çıkacağını ben pek sanmıyorum, çünkü öylesine içiçe geçmiş durumda ki, belki kendisi bile düğümü çözecek durumda değildir.
Mehmet Ali Ağca'nın Abdi İpekçi'yi öldürmesi, yakalanması, kaçması, Papa'yı vurması, 19 yıl sonra affedilmesi arka arkaya sıralanınca insanın aklı ister istemez karışıyor.
Ben bugün, ilk güne, Ağca'nın Abdi İpekçi'yi öldürmesi ve yakalanması olaylarına dönmek istiyorum. Çünkü Mehmet Ali Ağca adı kadar 6 ay içinde yakalanması da insanı şaşırtıyor.
Mehmet Ali Ağca İpekçi cinayetine kadar adı bilinen bir militan değil. Hatta yakalandığı gün bile, sonradan ne oldukları anlaşılan Ülkücüler dışında kendisini tanıyan yok.
Nasıl yakalandı?
Peki nasıl oldu da, hiç bilinmeyen bir katil, üstelik katillerin kolay kolay bulunamadığı bir dönemde yakalanıverdi.
Ağca Abdi İpekçi'yi 1 Şubat 1979'da öldürdü. Bundan 6 ay sonra, Haziran ayında Beyazıt'ta sağcı-ülkücü (komando) gençlerin gittiği Küllük kahvesinde yakalandı.
Polisin nasıl çalıştığını merak ettim. O dönemin ünlü polis şeflerinden birini arayıp sordum.
Bu polis müdürü "O sırada İçişleri Bakanlığı'nda Hasan Fehmi Güneş oturuyordu. Hasan Bey Abdi İpekçi'nin katilinin mutlaka yakalanmasını istiyordu. Bu nedenle bütün birimler arasında koordinasyon sağlandı, çok sıkı bir çalışma yapıldı" dedi.
Milliyet'in ödülü
Ağca'nın yakalanmasında bir başka etken de, başına konan ödüldü.
Abdi İpekçi Milliyet Gazetesi'nin Genel Yayın Müdürüydü. Gazetenin o zamanki sahibi Ercüment Karacan'dı. Milliyet olayı haysiyet sorunu haline getirmişti, bu nedenle "İpekçi'nin katilinin ihbar edene 6 milyon lira verileceğini" ilan etti. Bu para o gün 300 bin dolar ediyordu. Ödülün açıklanmasından sonra polise binlerce ihbar yağmaya başladı. Dönemin polis müdürü "Millet önüne geleni ihbar ediyordu, rüyasını gördüğünü iddia edenler bile vardı. Mecburen pek çok ihbarı ciddiye aldık, ama bir tanesi tuttu" dedi.
Peki ya başkası?
Ağca'nın yakalanmasında devletin "başka" güvenlik birimlerinin de etkisi oldu mu? Bu soruyu sorduğum eski polis müdürü "Onu çok fazla karıştırma" karşılığını verdi. Sonra da ekledi "Aslında böyle bir yardım olmasa Ağca'nın yakalanması çok güçleşebilirdi." Peki bu örtülü itiraftan ne anlaşılıyor?
Acaba, Ağca İpekçi'yi vurduğu sırada bilmesi gereken! kişiler tarafından zaten tanınıyor muydu?
Abdi İpekçi'yi kurban eden güçler katilin yakalanmasını da sağlamışlar mıydı?
Bu sorular karışık sorular. Hele Ağca'nın "çok sıkı korunduğu sanılan" Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçabilmesi kafaları daha da karıştırıyor.
Sahi; Ağca'yı Bünyamin Yılmaz adlı bir er kaçırmıştı askeri cezaevinden. Acaba şimdi ne yapıyordur?
Kopenhag'daki tek tutuklu Türk vatandaşı
Kopenhag'da Galatasaray'ın zaferi kadar, seyircilerin sokak kavgaları da akıldan çıkmayacak. Hepimizi derinden üzen şiddet olayları gelip geçti, hafızalarımıza yerleşti. Ancak bir kişi var ki, Kopenhag'ı hepimizden daha fazla hatırlayacak. Adı Metin Yetkin, tekstille uğraşıyor, Almanya'ya ihracat yapıyor. Metin Yetkin fotoğrafta yerde yatan kişiyi tekmeleyen siyah tişörtlü kişi. Olaydan sonra polis tarafından yakalanıp tutuklanmış. Türkiye'nin Kopenhag Büyükelçiliği'nde görevli müsteşar Erdoğan Köl ile görüştüm ve kendisine Metin Yetkin'in durumunu sordum. Yetkin çarşamba günü mahkemeye çıkarılmış. 3 ay hapis ve 3 yıl Danimarka'ya girmeme cezası almış. Danimarka yasalarına göre hapis cezasının üçte ikisini çekmek zorundaymış. Bir aydır hapiste olan Yetkin bir ay sonra tahliye edilecek. Yetkin aynı gün Danimarka topraklarından da çıkarılacak.
Siyam ikizleri
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde başarılı bir ameliyat sonucu birbirinden ayrılan Sedanur ve Semanur kardeşler gün geçtikçe iyileşiyor. Gazete ve televizyon haberlerinde yapışık kardeşlerden söz edilirken "Siyam ikizleri" deyimi çok kullanıldı. Hatta bazı televizyoncular bunu "Siyamlı ikizler" olarak da andılar. Bu deyim çok yanlış.
Peki "Siyam ikizleri" nedir, neden yapışık doğan bebeklere bu isim veriliyor.
Tıp tarihinin bilinen ilk yapışık ikizleri 1811'de Siyam'da, bugünkü adıyla Tayland'da doğdu. Mutlaka daha önce de yapışık ikizler doğmuştur ama hiçbirinin kaydı tutulmamış o güne kadar. Siyam ikizlerinin ünü 1800'lü yılların şartlarında dünyanın pekçok yerinde duyuldu ve ilgi gördü. İşte bu nedenle yapışık doğan ikizlere ilk olanı hatırlatmak için "Siyam ikizi" de denir.