Politika, yani efendim, "yönetimlerde kudret sahibi olma tutkusu" genellikle mesleksiz, yahut mesleğinde genellikle yetersiz olmuş kişilere, ne kadar çekici görünmüş olsa da; sanat ve bilim kadrolarının yaratmış olduğu değerler yanında; çok yüzeysel, çok palavracı ve çok gelip geçici kalmıştır...
Ne yazık ki, bizim Türkiye; nasıl hukuk ve tarih bilincine bir türlü varamadıysa, politika'nın da gerçekte ikinci sınıf bir uğraş olduğu bilincine bir türlü varamadı... Hep birinci sınıf bir uğraş sandı politikayı... Bunu özellikle de politikacılar, yani yöneticiler, empoze ettiler halk yığınlarına...
Öyle ki, yöneticilerimiz, aynı zamanda büyüklerimizdi ve her şeyi bizlerden çok daha iyi biliyorlardı.
Neyse ki, Uzay Çağı ile birlikte teknolojinin büyük aşamaları ve saydamlaşmanın gitgide daha yaygınlaşmasıyla, "ulus-devlet" modelinin de aşılmaya başlaması sayesinde, politika da eski tahtından inme yolunda...
20. Yüzyıl boyunca, Türkiye'de de bir yığın megalomanyak siyasetçi, ne kanlı fırtınalar estirmedi ki?..
Enver Paşa'nın, hem Trablusgarp, hem de Balkan savaşlarında, onca neferi de ziyan ederek salak gibi yenilmişken; herkesden habersiz, Türk bayrağı çekmiş 2 Alman zırhlısına Odesa'yı bombalatarak 1. Dünya Savaşı'na girmesinin anlamı mı vardı?
Anlamı mı vardı, -çok yüzeysel de olsa- azınlıklara karşı hümanist bir Rönesans eğilimindeki Tanzimat hareketini; Orta Asya'ya dönük bir ırkçılığa çevirmenin ve azınlık düşmanlığını pekiştirmenin?
Cumhuriyet hareketi de, daha çok "tüketim biçimlerinde" Batı'laşmaya önem verdi.
Ya üretim biçimleri?
Padişahlar'ın malı sayılan ülke toprakları, sözde Hazine'ye devredildi.
Peki, Hazine'nin patronu kimdi?
Elbet de iktidardaki siyasetçiler...
Bir de buna daima iktidardaki siyasetçilerin tasarrufu altında bulunan Devlet Bankaları'nı ekleyiniz...
Dilediğinizi dilediğiniz an servet sahibi yapabiliyordunuz, tıpkı Padişahlar gibi...
Cumhuriyet döneminde de, demokrasi döneminde de, "ihsan-ı şahane" dönemi kapanmadı...
Gelelim son 30 yılın gitgide yaygınlaşmış kaçakçılıklarıyla, kanlı karanlık cinayetlerine...
Pentagon'un, herhangi bir Sovyet istilasına karşı Türkiye'de de ERGENEKON diye denetimsiz silahlı milisler kurmaya kalkmasına, kimler hemen tav oldu?
Dünkü Cumhuriyet'de, Abdi İpekçi cinayetiyle ilgili çarpıcı bir gerçek getiriliyordu dile...
O dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş, cinayetin tetikçisi Ağca hakkında soruşturmanın derinleştirilmesini, yine o dönemin Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ'un engellediğini açıklıyordu...
Allah Allah, Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ, Ağca hakkındaki soruşturmanın derinleştirilmesini neden engellemişti ki acaba?
İster istemez Türkiye'ye de saydamlık gelecektir. Basmakalıp bir hamaset edebiyatı arkasında tezgahlanıp gitmiş olan akıl almaz rezillikler, su yüzüne vurdukça; bir topluma karşı sürekli oynatılıp durmuş olan Karagöz oyunları, iyice şaşırtacaktır 21. Yüzyıl Türklerini...
Saydamlık engellenemez. Bunu sanırız artık, Washington da istiyor.
Ve eski tip, megalomanyak politikacı portresinin üstüne, 21. Yüzyıl'ın doluları yağmaya başlıyor...