EURO'nun dolar karşısında değer kaybı, petrol fiyatlarındaki artış gibi "global" nedenler Türk turizmini de zayıf düşürmüş. Terör ve deprem gibi olumsuzlukların etkileri de hala tam olarak ortadan kalkmamış; bu yüzden kan kaybı artıyormuş. Özel havayolu şirketleri "Devlet sübvansiyonu sağlanmazsa uçak kaldırmayacağız" diyormuş.
PEKİ, bu olumsuzlukları ortadan kaldıracak kaynağı sağlamanın yolu, "müzelere zam" mı olmalıydı?
İSTANBUL'da, yabancı turistlerin en fazla ziyaret ettikleri anıt-eser olan Ayasofya Müzesi'nin giriş ücreti bir anda 2 milyon liradan 4 milyon liraya çıkartılıverdi. "Denizde kum turistte para.. 2 milyonun lafı mı olur?" diye düşünürsek yanılırız. Batılı turist hesabını son derece iyi bilir. Onun defterinde oraya buraya para saçmak yazmaz. Hele, "enayi" yerine konmaktan hiç hoşlanmaz. İkibuçuk lirasını bile sokağa atmaz.. Miktar önemsiz de olsa bu, onun yaşam biçiminin temelini teşkil eden bir prensip meselesidir..
NİTEKİM TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy, başta Ayasofya olmak üzere, giriş fiyatlarına zam yapılan müzelere yabancı turist gruplarının ziyaretlerinin kaygı verici ölçüde azaldığının altını çiziyor; diyor ki:
"ENFLASYONLA mücadele adı altında müze fiyatlarının ikiye katlanması bizi zor durumda bıraktı. Fiyatlarımızı önceden verdiğimiz için turistler, sürpriz zamlar yüzünden talep edilen ekstralara itiraz ediyor. İlginin odağında bulunan Ayasofya'nın en yüksek zammı görmesi, durumumuzu daha da güçleştirdi. Bazı şirketler farkı ceplerinden ödemek zorunda kalıyor. Ama buna, bu şekilde dayanmanın imkanı yok. Bu nedenle müzeler ve ören yerlerini programlarımızdan çıkartma kararı aldık."
GÖRÜLDÜĞÜ gibi İstanbul'un anıt-eserlerini kilitliyor, turiste adeta "Gelme, istemez" diyoruz. Turizm şirketleri, Ayasofya'ya ve zam gören öteki anıt-eserlere turist gruplarını götüremiyor. Turist, "İstanbul'un tarihi"ni tanıyamadan, o muhteşem atmosferi soluyamadan ülkesine buruk dönüyor.
"TURİZMDE global kriz"in faturasını müzelere kesmekle, bindiğimiz dalı kesmek arasında fark yok..