Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki en büyük sorunun "İnsan hakları" olduğu belirtilmiş.
Şimdi Türkiye bu alanda iyileştirmelere hazırlanıyor.
İşkenceyi önlemeye, birey haklarını güvence altına almaya çalışıyor.
Cumhurbaşkanı Sezer, bir ülke için vazgeçilmez kuralın "hukuk" olduğunu vurguluyor durmadan.
"Hukukun üstünlüğü" kavramı en tepedeki yerini alıyor.
Yunanistan'la aramızdaki sorunların barışçı yollarla çözülmesi girişimleri günden güne artıyor.
Hükümetler düzeyinde görüşmeler sürdüğü gibi, sivil toplum kuruluşları da birbirini kucaklıyor.
Modern ülkelerdeki en önemli kurumlardan birinin "sivil toplum kuruluşları" olduğu gerçeği artık tartışılmıyor bile.
Sivil toplumun gelişmesi, kalkınmanın ön koşulu olarak sunuluyor.
Faili meçhul cinayetler bu ülkenin en büyük ayıbı.
17 bin faili meçhul cinayet olan yerde devletin varlığından sözedilemez.
Şimdi bu konuda da adımlar atılıyor ve toplumu sarsan cinayetlere karışanlar yarım yamalak da olsa gün ışığına çıkarılıyor.
İçişleri Bakanı, devlette yuvalanmış "nüfuz casusları" ndan, soruşturmaları engelleyen, saptıran yetkililerin varlığından söz ediyor.
Bazı devlet görevlilerin, yetkilerini aşan suç ortaklıklarına girişmiş olduğunu belirtiyor.
Bunların temizleneceğini söylüyor.
"Yolsuzlukla mücadele" başlığı altında toplanabilecek bir programın altını çiziyor devlet.
Büyük yolsuzluklar yapılmakta olduğu zımnen de olsa kabul ediliyor.
Belki bunlar Türk devleti için yeni kavram ve yeni yaklaşımlar ama kaç kuşak, yaşamını bu ilkeler için harcadı.
Açın 60'ların, 70'lerin, 80'lerin, 90'ların gazetelerini.
Kimi öldürülmüş kimi sağ, kaç köşe yazarı bu ilkeleri dile getirdi.
Kaç aydın bu uğurda canını verdi.
Kaç yazar bu ilkeleri savunduğu için hapsi boyladı.
Bizler bu ilkelerin doğru olduğunu ilk gençliğimizden beri biliyorduk.
Ama bilmediğimiz şey, aklın yolunu savunmanın bu kadar güç olduğuydu.
Toplum ve yönetim, bu ilkeleri kolayca benimseyebilir ve Türkiye'yi düzlüğe çıkarabilirdi.
Ama olmadı: Demokrasi, hukuk, insan hakları, adil gelir dağılımı, Yunanistan'la dostluk, Nazım'a ve diğer şairlere saygı, düşünce özgürlüğü dedik diye cehennem zebanilerini sürdüler üstümüze.
Yine de zarar yok!
Geç ve güç oldu ama hiç olmazsa bu ilkelerin doğruluğunun kabul edildiği günü de gördük.
Bazı arkadaşlarımız göremedi.