kapat

08.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


Behbahan”li iç ve dış politika...

Türkiye, Amerikan basınında adına arada bir raslanan bir ülke. Türkiye'nin adı son kez, hayli gıllıgışla gözüken bir senaryo ile ilgili olarak Amerikan basınına tırmandı. Ahmet Behbahan” konusu...

İran istihbaratının bir üst düzey sorumlusu olduğunu ileri süren ve dehşetengiz bilgiler saçan Behbehani, pazar gecesi CBS televizyonunun etkili "60 Dakika" programıyla gündeme geldi. Ortaya attığı en önemli iddia, 21 Aralık 1988'de 270 kişinin ölümüyle sonuçlanan ve "Lockerbie Faciası" diye bilinen Pan Am uçağının İskoçya'da havada infilâk ettiği olayın arkasında Libya'nın değil İran'ın bulunduğu...

Amerikan hükümeti, İran'daki Cumhurbaşkanı Hatem” yönetimiyle ilişkileri düzeltmeye ve geliştirmeye bakarken, Behbahan”'nin iddiaları, gerçekse, bir "dış politika sıkıntısı" yaratacak nitelikte.

Gelgelelim, CBS'in tüm prestiji ve etkinliğine rağmen, yetkili Amerikan çevreleri, Behbahan” konusuna son derece ihtiyatlı yaklaşıyorlar. Dört aydır Türkiye'de bulunduğu anlaşılan Behbahan”'yi sorgulayan CIA yetkililerine atfen Amerikan basınında çıkan haberler, iddiaların doğruluğuna dair kuşku ifade ediyorlar.

The Washington Post, önceki günkü sayısında ve ikinci sayfasında geniş yer verdiği haberde, bir üst düzey Amerikan istihbarat yetkilisinin şu sözlerini aktarıyor:

"Daha bir şey söylemek için henüz pek erken. Ancak anlattıklarında önemli boşluklar olduğu ve CBS'in bu hikâyeyi yayımlamak için çok acele ettiği görülüyor... Daha fazla bilgiye kesin olarak ne zaman ulaşacağımızı bilmiyorum ama, ortadaki işaretler '60 Dakika' programının inanmanızı istediğinin hayli altına işaret ediyor."

Bu arada, CBS'in '60 Dakika' programı konudan, Paris'te yaşayan eski İran Cumhurbaşkanı Abulhasan Beni Sadr vasıtasıyla haberdar olduğunu açıkladı. Kaçak İranlıdan, aynı zamanda, 24 Mayıs'ta yayımlanan İran Halk Mücahitleri örgütünün basın açıklamasında da söz edilmişti. Washington Post'a göre, Halk Mücahitleri örgütü düzenli olarak Tahran rejimi aleyhinde propaganda yapıyor ve bu konuya onun da dahil olması kaçak İranlı Behbahan”'nin doğru söylediğine dair kuşkuları besliyor.

Neyin doğru olduğunu ya da olmadığını elbette bilecek durumda değiliz ama Türkiye'den sonra Amerika'da da İran adının karanlık işlerle irtibatlı biçimde kullanılır olması ve bunun zamanlaması dikkat çekiyor. Acaba, herbirinin faillerinin yakalandığı âlâyıvâlâ ile ilân edilen Uğur Mumcu'nun, Ahmet Taner Kışlalı'nın, hatta Muammer Aksoy ile Bahriye Üçok'un katillerinin bulunduğu ve bu işlerin arkasında "İran parmağı" olduğu iddialarıyla, Behbahan”'nin iddiası var mı; o da tam belli değil.

Ayrıca, halâ anlaşılamayan husus, Uğur Mumcu ve Kışlalı cinayetleri aydınlandı mı; yoksa tüm kamuoyu muhtemelen Behbahan” tarafından işletildi mi? Sahi, ne oldu o konuya?

Belli olmayan bir önemli dış politika konusu ise, 10 Haziran'da Tahran'da yapılacak ECO Zirvesi'nde Türkiye'nin nasıl temsil edileceği... Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Tahran'a gidecek mi, gitmeyecek mi?

Daha Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmadan, Dışişleri kaynaklı gazetelere sızdırılan bilgilerde, "gitmeyeceği" bildirilmişti. Bunu yazınca, hiçbir başka konuda alınganlık göstermeyen Dışişleri birdenbire alındı ve ismimizi belirterek bir açıklama yayımlama gereği duydu.

Açıklama gülünçtü. Yazdığımızın gerçek dışı olduğu (oysa biz gazetelere Dışişleri tarafından yazdırılana atıf yapmıştık) iddia edilerek, "İran'a kimin gideceğine dair Dışişleri'nin bir açıklaması olmadığı" bildirildi. Pek zekice olmayan bir kelime oyunuydu. Biz, Dışişleri'nin şu kişi gidecek diye bir açıklaması olduğunu zaten yazmamıştık. Henüz görevine başlamamış bir Cumhurbaşkanı'nın gitmeyeceğinin gazetelere fısıldanmasının, bir tür "yetki gaspı" ve "densiz davranış" olduğuna işaret etmiştik.

Uzun lâfın kısası: Sezer Tahran'a gidiyor mu? Dışişleri ne diyor? Türkiye, kendi ürünü sayılması gereken ECO'ya sırt mı çevirecek?

Bu soruların cevapları, halâ havada sallanıyor. Ve, bir soru daha:

Amerika'da bile pek kulak asılmayan Behbahan”'nin Türk dış politikasını belirleme gücü var mı?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır