


Şimdi susma zamanı!..
Galatasaray'da, yöneticilerle Fatih Terim ve de bazı futbolcularla Fatih Terim arasında önemli fikir ayrılıkları, zaman zaman kavgaya dönüşebilecek gerilimler olduğunu, kulübe yakın herkes özellikle bu son sene çok hissetti.
Köşe yazılarımda ve ekranlarda "İşler iyi gittiği sürece, bunlar kolayca bastırılıyor" dediğimi hatırlıyorum..
İşler kötüye hiç gitmedi.. Ama öküz ölüp ortaklık bozulunca, yıllardır susan ağızlar konuşmaya başladılar..
Eğer Fatih Terim, eğer bir takım yöneticiler ve bir takım futbolcular, yıllardır biriktirdiklerini şimdi kusar gibi söylemeğe başlarlarsa, Galatasaray büyük yara alır.
Fenerli medya kulübü karıştırmak için zaten fırsat kolluyor, bu öfke konuşmaları onları zil takıp oynatır.
Zamanında konuşmayanlar, asıl şimdi susmak zorundalar..
Önce Yönetim.. Tahriklere kapılmamalı..
Sonra Terim.. Sinirlerine hakim olmalı ve herşeyi zamanma bırakmalı..
Nihayet.. Başta Hakan Şükür, futbolcular.. Terim başınızdayken madem "Gık" demeye cesaret edemediniz, şimdi yalancı kahramanlığa sakın kalkışmayın. Bırakın bildikleriniz ebediyyen sizde kalsın..
Bu aşamadan sonra konuşanlar, Galatasaray'a ihanet edeceklerini bilmeliler!..
Büyük Altay'ı kim düşürdü?..
Türkiye birinci liginde üç büyüklerden sonra en fazla oynayan Altay bir kez daha küme düşünce ağabeyimiz Öcal Uluç'a bir yazı ısmarlamıştık. 30 yıldır İzmir'de yaşadığı, İzmir futbolunu çok iyi izlediği ve Altay'ın bundan önceki düşüşündeki `Büyük Altay'ı kim düşürdü' başlıklı o zaman büyük gürültüler koparan analizi kaleme aldığı için..
Öcal Uluç, "Ismarladığımız" yazıyı gazetesi Türkiye'deki köşesinde yayınladı.
Biz Altay'ı Başkan Nafiz Zorlu'nun düşürdüğünü iddia etmiştik. Zorlu ekranlara çıktı, "Hıncal Uluç Altay'ı bir devre seyretmiş konuşuyor" dedi..
Şimdi bakalım, hem de Zorlu Ailesi'nin aile dostu, 40 yıllık İzmirli Öcal Uluç'un yazdıklarına ne diyecek.
Söz ağabey Uluç'ta..
***
Nafiz Zorlu sezon başında "kulübü şirket olmaya zorladı!."
"10 milyon dolar harcamıştı!."
Camiada kimse destek vermediği gibi, bir de şirketleşmeye karşı çıkıldı..
Rahmetli Rıdvan Burteçin başta, yarım ağızla denildi ki; "Şirket olsun ama, çoğunluk hissesi şöyle olsun, böyle olsun!.."
Anlaşmazlık çıktı!. Şirket kurulamadı, Nafiz Zorlu da "hem harcadığı paraların bir bölümünü geri alabilmek, hem de kulubü ayakta tutabilmek için" başladı oyuncu satmaya!.
Buna rağmen ilk yarı 25 puanla yedinci sırada bitirildi!.
Amma..
"Yakın olan bir-iki gazeteciye kulübün gizli kalması gereken olaylarını haber veriyor" gerekçesiyle teknik direktör Ümit Kayıhan'ın takımın başından koparılması ve yerine güçlü bir teknik adam getirilmemesi hazin sonun başlangıcı oldu!
Ağabeyi Kemal Zorlu'nun açık yüreklilikle söylediği "Kardeşim one man showculuğa merak salınca olanlar oldu" sözüne uygun bir şekilde "yardımcı antrenörler, yardımcının da yardımcısı antrenörlerle" iş götürmeye çalışan "tribünden cep telefonlarıyla saha kenarına değişecek oyuncuları dikte ettiren" bir başkan, "başarısızlığı bir de hakemlere yüklemeye kalkışınca" ipler koptu!
Hilmi Ok'un ateş püskürmesiyle başlayan savaş için için ligin son maçına kadar devam etti!
Ve Altay ikinci yarıdaki 17 maçta sadece 11 gol atarak ve 12 puan toplayarak küme düştü!.
Ters Köşe, terse düştü!..
Ercan Güven Ters Köşe'ye yeniden başladı. Keyifle okuduğum bu köşeyi Milliyet niye kaldırmıştı, anlamamıştım zaten..
Gene bana takılmış.. Takılmadan edemez.
Efendim Fatih Terim'in İtalya'ya gideceğini 28 Mart 2000 yılında Türkiye, Halil Özer imzası ile Milliyet'te okumuşmuş.
Anlatıyor ve sonuna not düşüyor:
"Hayır.. Tüm Türkiye değil.. İki kişi hariç.. Birincisi Fatih Terim.. Kararlarını kendisi veriyordu. Diğeri Hıncal Uluç.. O zaten herşeyi biliyordu."
Tabii ya, Ercan tabii ya..
Sadece Hıncal değil, aslında tüm Türkiye, hatta Avrupa'daki tüm gurbetçiler herşeyi çok daha öncesinden biliyordu. İki kişi hariç. Birincisi Ercan'ın kendisi.. Bilse böyle terse düşmezdi.. İkincisi, sağır sultanın bildiğini yeni haber gibi yazan Halil Özer..
Fatih Terim, Galatasaray'dan ayrılacağını 18 Aralık 1999'da atvAvrupa'nın canlı yayınında açıkladı. Bu yayında ben de vardım, Ali Kırca da.. Ali, ilgili bölümü ertesi gün kendi bölümünde de kullandı. Fatih hem gideceğini söylüyor, hem de istikameti "İtalyanca öğreniyorum" diye veriyordu.
Daha sonra, çeşitli kereler, Fatih Terim'in kafasındaki ülkenin İtalya olduğunu söyledim ve "Hedefi tepedeki takımlar, Juve, Milan, İnter değil.. Zirvenin hemen altındaki takımlardan biri.. Bunlardan birini alıp zirveye taşımayı amaçlıyor" dedim.. Ve de isim verdim..
"Parma ve Fiorentina gibi.."
Bunların hepsi 28 Mart'tan çok ama çok önceki tarihler Ercan..
Hıncal Uluç herşeyi bildiğini iddia etmiyor. Ama bazı şeyleri, bildiklerini sananlardan çok daha iyi bildiği kesin, dostum!..
Bir de..
Hıncal "Bakın ben bunu ne zaman söylemiştim" gibi aptalca övünmelere ihtiyaç da duymuyor!..
Spor duvarı
Futbol iyice gökbilim konusu oldu.. Astronomik rakamlar.. Yıldızlar.. Bütçedeki kara delikler...
*
Transferde astronomik rakamlar romantizm yaratıyor. "Bak hayatım bir yıldız daha kulübünden kayıyor, dilek tut".
*
Futbolcuları, kulüp başkanlarını astronomik rakamlardan vazgeçirmek için Hülya Avşar Show'un Norveçli Tor'un dan yararlanıbilir. TRANS'fer problem olmaz.
Hakan&Utku
Babçum'dan veda!..
"Hoşça Kal Milliyet" başlığını görünce şaşırmadım. Kahraman Ağabey'in son zamanlarda yaşadığı sıkıntıları çok iyi hissediyordum çünkü.. Ben de yaşamıştım ayni şeyleri.. Benzeri bir yazıyı yıllar önce kaleme almış ve spor yazarlığını bıraktığımı ilan etmiştim. Olmadı.. Bir yanda, söylemek isteyip de içimde kalanlar.. Sporun bu kadar içinde olacaksın.. Söyleme imkanların olacak kullanmayacaksın.. İnsan deliriyor..
İkincisi.. Medyadaki çevrene kızıyorsun, ama gidince meydanı iyice o kızdıklarına bıraktığını, ekmeklere yağ sürdüğünü görüyorsun.
Yani.. Yapamıyorsun, dönüyorsun..
Kahraman Ağabey de döner mi?.. İnşallah!..
Sporu (Dikkat buyurun, futbolu değil, sporu, diyorum) ve türkçeyi en iyi bilen, izlediği spor olayını en iyi anlatan kalemdi Babçum..
O zamanlar, maçlar yazılırdı. Bugün hala İngiltere, İtalya, Fransa, Almanya'da yazıldığı gibi yazılır, okuyan, maçın nasıl geçtiğini anlardı.. Öyle 28 kalemden beşer satırla, imza enflasyonu yaratılmazdı. Babçum, en güzelini yazardı.. Şiir gibi, şurup gibi.. Maç ertesi Milliyet'te Babçum'u daha önce okuyabilmek için, ağabeyimle yarışırdık. Kapıya konan gazeteyi kim önce alacak diye..
Türk spor medyası, müsabaka yazmayı bitiren garip ve utanç verici bir uygulamaya girince başladı asıl Babçum'un sıkıntıları. Veda yazısının satır aralarında var. Sıkıntılara çare aramayan TSYD'ye kırgın. Milliyet Spor'a da..
"İç sayfalarda yer verirlerse yazarım" bu demek oluyor..
Yazmalı.. O engin deneyim, o paha biçilmez birikim ve o emsalsiz türkçe, o benzersiz üslup susmamalı..
Yalçın Doğan, Babçum'a o sütunu vermeli. Babçum "Elveda Milliyet" diye yazdığına göre, belki de başkaları!..
Güldürü!..
Zeki Alasya, spor eleştirmeni olmuş ve eleştirmiş:
"Uğur Dündar futboldan ne anlar ki, Fener yönetimine girdi.."
Güle Güle'yi beğenmedik diye, 40 yıllık dostu bana söven ve "O sinemadan ne anlar" diyen Zeki bu..
Ben sinema hakkında konuşamam, ama o futbol hakkında konuşabilir.. Güzel..
Konuşsun.. Beyni ve fikri olan herkes konuşur.
Ama Sevgili Zeki bilmeli ki..
Yönetime seçilenler, futbolu değil, kulübü yönetirler. Yönetim ayrı bir bilim ve sanat dalıdır. Futbolu teknik adamlar yönetir.
Sevgili Zeki ayrıca bilmeli ki..
Uğur'un gazeteciliği sporla, futbolla da değil, sporla başlamıştır. Uğur, TRT'nin en gözde spor muhabir ve sunucularından biri olarak şöhrete kavuştu.
Sadece futboldan değil, olimpik sporların hemen hepsinden anlar..
Sevgili Zeki, Fenerbahçe de zaten futbol değil, spor kulübüdür.
İnsanları sahnede, perdede, ekranda güldürmekle, ciddi bir spor programında güldürmek farklı şeylerdir. İkincisinde, güldürürken gülünç olma tehlikesi yaşarsınız.
Etik dedikleri!..
Galatasaray'a ödül gündeme geldiğinde, benim en azgın Fenerli dostum, Mehmet Y. Yılmaz, Galatasaray'a bir daha yetişememe korkusu içinde, yönettiği gazeteleri kullanarak muazzam bir saldırıya girişti. Halkın vergileri ile kulüplere ayrıcalıklı muamele yapmak ayıptı.
Ne spor etiğine uyardı, ne siyaset..
Mehmet'in gazetesi Fanatik, şirketleşme kararının kongreden geçmesini birinci sayfada şu sekiz sütun manşetle verdi:
"Süren geçirdi!.."