20 yıla yakın bir dönemde 17 bini aşkın faili meçhul cinayet... Bunların hepsini İran'ın gizli örgütleri işledi de, sonra ense kulak yerinde, çakılıp kaldılar mı burada?
Emniyet Genel Müdürlüğü:
- Elimizde herhangi bir bilgi yok, diyor.
Dışişleri Bakanlığı, Türkiye'nin gündeminde asla böyle bir konu yokmuş gibi davranıyor.
Bu tür olayların uzmanı sayılacak kişiler, yaptıkları yorumlarda:
- Cinayet kovuşturmalarında bulunan silahlar önemlidir; o silahlar nerelerden gelmiş oraya, diyorlar.
Olayları yakından izledikleri anlaşılan bazı genç meslektaşlar:
- İran'daki rejimin muhalifleri Türkiye'ye kaçtılar. İran iktidarının gizli ajanları, onları izlemek, hatta yok etmek için Ankara'nın izniyle girdiler içeriye, diye yazıyorlar.
Medya'da bir gün flaş haber, "Hizbullah çeteleri" oluyor; bir gün, "Paraşüt operasyonu"; bir gün, "Koalisyon sallanıyor mu?.."
Ve bu tür konuların uzmanları:
- Faili meçhul cinayetler operasyonunu tam bir berraklığa kavuşturmadan; hayali ihracat, aklanan kara para, rüşvet operasyonlarını başlatmak; taktik bir hata idi, diyorlar.
Arkasından da ekliyorlar:
- Paraşüt operasyonunu durdurmak ve İçişleri Bakanı Saadettin Tantan'ı düşürmek için, koalisyon bile bozulabilir. Böylesi bir talan ve avantanın arkasındaki güçler, sanıldığından çok daha güçlüdür...
Doğrusunu isterseniz, bendeniz bütün bu kargaşa ve karmaşayı, gazetelerden izlerken büsbütün de şaşırıp afallamıyor ve Türkiye'nin gerçek yoz yüzünün su üstüne çıkmakta olduğunu düşünüyorum ama, bir şey daha düşünüyorum:
- Acaba Amerika gizli servisleri, İsrail gizli servisleri, Alman gizli servisleri ve daha başka yabancı gizli servisler, ne tür raporlar düzenliyorlar Türkiye'de hızlanan bu çalkantılar hakkında?
21. Yüzyıl benim kuşağımın yüzyılı değil... Gövdesel açıdan bakıldığında, artık daha umursamaz ve daha kayıtsız durmam gerekir Türkiye'de olup bitenlere...
Ama elimde değil; gerek yüreğim, gerek kafam sıkışır gibi oluyor bazen.
Belki yarım yüzyılı aşan bir kalem-kağıt bozulması...
Belki de kimbilir, sevmişimdir doğduğum yerleri; egemenlerini ne kadar beğenmemiş olsam bile...
Üstelik biliyorum ki, 20-30 yıla kadar globalleşme süreci, Türkiye'yi de arı duru bir netliğe kavuşturacak ve kendi sentezi içinde çağdaşlaştıracak...
Yine de üzülüyor muyum nedir?..
Haydi artık fazla uzatmayalım yazıyı...
Güzel günler daima ilerdedir.