kapat

08.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
GÜNGÖR MENGİ(gmengi@sabah.com.tr )


Düşman nerede?

Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Işıkara "Deprem ülkesi olduğumuzu 17 Ağustos depremi sayesinde öğrendik" diyor.

Öğrendik de ne oldu? Hiç..

Denizli ve Çankırı depremleri, bizim bu gidişle daha uzun yıllar enkaz kaldırmak, çadır kurmak ve ağıt yakmak kaderine mahkum olmaktan kurtulamayacağımızı gösterdi.

Bu kaderin zilletinden kurtulmak için devlet ve ulus olarak tehdit önceliklerimizi değiştiren, kaynaklarımızı ona göre düzenleyen gerçekçi ve cesur yeni politikalar üretmemiz gerekiyor.

Ulusal güvenliğimize yönelik tehdit nereden geliyor?. Güney'den mi, Kuzey'den mi, Doğu'dan mı, Batı'dan mı?.

Hiç birinden.. Öncelikli tehdit "dipten" geliyor. 20 bin vatandaşımızı 17 Ağustos günü 45 saniyede kaybettik.

Otuz yıl içinde İstanbul'u şiddeti 7 cıvarında olacak bir deprem bekliyor. İstanbul böyle bir sınava hazır değil.

Hazır olması için İstanbul Valiliği'nin yaptığı araştırma, 7 milyar dolara yakın bir kaynağın ayrılması gerektiğini saptıyor.

İstanbul'da bir milyondan çok risk altında bina var. 3200'ü okul, 380'i hastane, sağlık ocağı olmak üzere 10 bin kamu binasından çoğu depreme karşı güçlendirilmeyi bekliyor.

Ama para yok..

Çevremizdeki düşmanları caydırmak için son model helikopterler, tanklar, füzeler, uçaklar almaya para var, daha fazlasını bile ödemeye hazırız ama caydırılması mümkün olmayan tehdide karşı hazır hale gelmeye para bulunmuyor.

Bu işte bir yanlış var. Devletin milli güvenlik siyasetinin tayin edildiği Milli Güvenlik Kurulu bu yanlışa el koymalıdır.

Bir savaş çıksaydı ordusu mutlaka zafer kazanacakken "geliyorum" diyen, fakat sesini duyuramayan depreme yenilmiş bir devlet ve ülkeyi herhalde asker de istemez.

Partiler, iktidar ve seçim hesapları ile mecliste her gün barbut atacağına biraz bu büyük davaların satrancına akıl ve zaman harcamalı..

Açılalım..

Kültürlerin beş bin yıllık potası olan bu ülke, bütün dünyanın heyecan ve sevgiyle odaklanacağı büyük bir sanat ve kültür şölenini hak ediyor.

Uluslararası İstanbul Müzik Festivali açıldı.

28 yaşına giren festivalin Türkiye'ye vaat ettiği tanıtma olanaklarından yeterince yararlandığımız söylenemez.

Uluslararası kaliteye sahip sanatçıların etkinliği birer "turne" faaliyetinden ileri gitmiyor. Yani Türkiye'nin eliti, festival sayesinde bu sanatçıları kendi evinde izliyor.

Oysa İstanbul Festivali artık Türkiye'ye özgü bir yapımı her yıl üretebilecek birikime ulaşmıştır. Öyle bir olay ki, dünya televizyonları canlı yayın için birbirleriyle yarışsın, onlarca ülkede yüz milyonlarca insan İstanbul'daki bu süper şovu heyecanla beklesin..

Önümüzdeki yılın festivali meselâ "Pavarotti ve Arkadaşları"nın -ki o arkadaşlar arasına bir iki Türk sanatçı da katılabilir- konseri ile açılamaz mı?. Mümkün ama bunu hükümetlerin de istemesi lâzım..

Batan bankalara katrilyon verip festivale 10 milyar lira destek sağlayan hükümetlerle biz çalar, biz dinleriz!

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır