Bir kısım popülist basın ile Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, özel okullara veryansın ediyorlar.
Vur abalıya, kolaycı bir yaklaşımdır.
Halbuki meseleyi dar gelirli velileri ayrı tutarak analiz etmeliyiz.
Çünkü gerçek ölçü gelirin darlığı değildir.
1- Özel girişimler, serbest piyasa ekonomisi kriterleri ile değerlendirilir. Her türlü devlet müdahaleciliği, uzun vadede özel girişimciliğin köküne kibrit suyu eker.
Narh koymak, sosyalist bir yaklaşımdır, serbest piyasa kuralları ile bağdaşmaz.
Bu yaklaşımın basında alkışlanması, sosyalist eğilimlerin yaygınlığından kaynaklanmaktadır.
Bilinmelidir ki, narh sistemi, özel okulculuğun ruhuna fatiha okur.
2- Bakan Metin Bostancıoğlu, MEV'e bağlı özel okulların yüzde 25 zam yaptıklarını, diğer okulların da buna uyması gerektiğini söylüyor ama haksız rekabet yapıyor.
Esasta, devletin özel okulculuk yapması tuhaflığın daniskasıdır.
Ve neden haksız rekabettir:
12 milyon öğrenciden toplanan katkı paylarının bir bölümü MEV'e, sonra da MEV'in özel okullarına akıyor.
Sen, milletten topladığın para ile özel okul çalıştırırsan tabii ki yüzde 25 zam yapabilirsin ama kendi yağı ile kavrulan özel okullara sen de yüzde 25'te kal dersen, bu haksız rekabet olur.
3- Ayrıca özel okullarda neredeyse yüzde 20 oranında burslu okutulan başarılı öğrenciler unutuluyor.
Bunun zamları içindeki oranı nedir peki?
Kuşkusuz özel okulların da, öğrenci nasılsa kolay okul değiştiremez deyip, zam üstüne zam yapması, "basiretli tacir" zihniyetiyle bağdaşmaz.
Ama soyguncu okulların da cezasını veliler verir, devlet değil...
Sonuçta, burada realiteyi belirleyecek yegâne kıstas, arz-talep ile kalite-fiyat dengesidir.
Meslektaşlarımın, halk kuyrukçuluğunun zararlarını hesaba katabilecekleri umudumu korumak istiyorum.
Güneş Taner, Özal'ın Ankara'ya kazandırdığı ekonomi uzmanlarından biriydi.
Dikkat ederseniz, "siyasetçi" değil "uzman" dedim...
Çünkü Güneş Taner, tam da Özal'ın "devrimciliğine" paralel düşen bir ekonomistti...
Cesur kararların adamıydı.
Fakat siyasi ayak oyunlarında "uzman" değildi.
Bu yapısı, Güneş Taner'i 1998 yılında "Türkbank olayı"ndan istifaya sürüklemişti.
Soruşturulması kararı çıktığında, gerçek bir üzüntüyle bakan koltuğundan kalkıp, vekil sıralarına yürümüştü. "Politik bir karar"la soruşturulmasına hükmedilen Taner'in, dün soruşturulmasına gerek bulunmadığı kararı çıkınca, üzüntüsü sevince dönüştü.
Taner'in başına gelenler, devletçi ve politik toplumlarda uzmanların nasıl bir tehdit altında bulunduğunu gösteriyor.
Biliyorum ki, Taner artık yoğurdu üfleyerek yiyecek.
Fakat, yoğurdun üflenerek yendiği toplumlarda, "ilerleme"nin ivmesi ne olur, o da ayrı bir tartışma konusudur.