


Sendikacı imamlar
2000'lerin Türkiyesi sessiz ve derinden ama her katmanda biçimleniyor.
Kurumlarımız ve insanlarımız yepyeni meydan okumalar içinde.
Ölçüler artık yerel ve ulusal değil.
Uluslararası ve evrensel boy ölçüşmeler çok ama çok önem kazanıyor, öne çıkıyor.
Fatih Terim milyon dolarla ifade edilen farka kulak asmadı. Kendisini milli bir kahraman gibi gören milyonlara teşekkür etti.
Dünya ölçülerine göre sınırlarını zorlamanın çağrısına yöneldi ve gitti.
Benzer meydan okumalar, sessiz ve derinden aslında toplumun her katında, her kesiminde sergileniyor.
Bin yıl için konuşmak elbette yersiz ve gereksiz. Ama bu yüzyılın örgütlenmenin yüzyılı olacağında herkes birleşiyor.
Sivil toplum kuruluşlarının siyasal partilerin yerini alacağını söylemek için belki erken. Ama sivil örgütlenme, politik yaşamın bir numaralı belirleyicisi olacak. Bu kesin.
* * *
Din alanında örgütlenme pek sevimli olmayan çağrışımlar yaratıyor. Ama din alanında sendikalaşma öyle değil.
2000'ler Türkiyesi'ndeki ilginç bir farklılaşma olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye'de yüz bine yakın din görevlisi var. Müslümanlık çok farklı bir din. Laik Türkiye'nin Müslümanlığı daha da farklı. Bu farklılık kendisini din hizmetlerinde de sergiliyor. Ülkemizde din görevlileri örgütlenmeden yoksunlar. İki arada bir derede memurla işçi, hizmetli ile kamu görevlisi arasında sıkışıklar.
Ama ülkenin en ücra köyüne kadar yayılmış on binlerce camide çok etkinler, etkililer. Onları sendikalaşmaya iten de bu bilinç.
İşçi sendikacılığının hâlâ emeklemesi, memur sendikacılığının sürünmesi onları yıldırmış görünmüyor.
Son bir yıl içinde İstanbul ve Ankara dahil 13 ilde örgütlendiler. Bildiriler yayınlamaya seslerini duyurmaya başladılar.
Gelip Meclis'e dayandılar.
Örgütlenen din görevlilerinin başkaldırısı önce Vakıflar'a. Öyle ya, sendikacılık biraz da devrimcilik demek. Devrimcilik ise manifesto, yani bildiri demek. İmam sendikacılar bildiri üstüne bildiri yayınlıyor.
Sonuncunun başlığı çok tanıdık:
Camilerde vakıf zulmüne son!
İmza yerinde Devrimci İmamların mührü değil, Türkiye Din Görevlileri Sendikası'nın damgası yer alıyor.
* * *
Genel Başkanları Avukat Ahmet Yıldız. Yıldız avukat ama, imamlığa ve sendikacılığa birlikte gönül vermiş. Sendikasının yasalarda da tescili için Meclis'te mücadele veriyor ve şunları söylüyor:
- Anayasa'ya göre sendikacılık anayasal bir haktır. İmamıyla müezziniyle bu hakkı kullanmak hedefimiz. İbadet hasıl dinin gereğiyse sendika da demokrasinin gereğidir.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sendikacı imamlara bakışı ters değil. Başkanlık, yasalarda yer verilirse din hizmetlerinin demokratikleşmesine de katkısı olacağına inanıyor.
Akla gelen en doğal soru şu:
- Sendikacılık ile din hizmeti nasıl bağdaşır. Grev hakkı, fazla mesai düzeni işleyecek mi?
Yanıtları şöyle:
Her sendika dalı kendi doğal ölçülerine ve olanaklarına göre işliyor. Pilotlar nasıl ki, yolcular havadayken greve kalkışmıyorsa, hava çok fırtınalı diye ek ücret talep etmiyorlarsa, din görevlileri sendikası da isteklerini durumun gerektirdiği sınırlar içinde tutacak. Yani teravih ve yatsı namazı için fazla mesai almak, grev gözcülüğü için minareye çıkmak yok?
İnanmalı mı?
Elhamdülillah Müslüman ve demokratsanız: Eliniz mecbur. Karşınızdaki yalnız sendikacı değil, imam da..
İmam'a uymak hem farz, hem sünnet.
Zaten, uymasanız da imamlarımız, müezzinlerimiz, hafızlarımız kararlı; Dünyanın ilk ve tek laik Müslüman ülkesinin ilk ve tek sendikasını kuracaklar.