


Robottur dedikleri, elektrik yedikleri..
Yeni binaya siftahımızı hayırlısı ile yaptık.. Gezdik, gördük, oturduk yazdık.. Lakin içimde kötü kötü hisler var ki Allah tedbilini hayra yorsun.. Binayı gezdiğimden beri rahat bir uyku uyuyamadım, desem yalan olmaz..
Gazetemizin amirlerinden Allah razı olsun.. Bir bina yapmışlar bu kadar olur..
Ben diyeyim baskı binası, siz deyin Şerafettin Yaylası..
Bir kere arsa masrafından hiç kaçınmamışlar.. Zaten bu Sultanbeyli ve çevresi padişahların sefer sırasında ilk molayı verdikleri yer.. Samandıra da öyle..
Temsil Dördüncü Murad efendimiz, Revan seferine çıktığında, zaptedilmez ordusunu burada konaklatmış.. 24 kere 18 bin çerisinin karnını bu arazide doyurmuş..
Yer götürmez padişah askerinin sığdığı koca araziye bizim baskı makinaları ancak sığmış..
***
"Ancak sığmış.." lafı biraz abartılı oldu.. Gördüğüm kadarı ile binanın içinde çok fazla serbest alan vardı.. Bu da teknisyenlerin makinalar arasında gidip gelmesini zorlaştırıyor..
Bir çözüm bulacaklar herhalde.. Belki de baskı makinaları arasına bir minibüs hattı kurulacak.. Araştırmacı yazar olduğumdan binanın neden bu kadar geniş tutulduğunu düşündüm tabii..
Yine araştırıcı yazar olduğumdan cevabını bulamadım..
Aklıma şu geliyor.. İhtimal bizimkiler bu binayı yapan mimarla, ücret konusunda metrekare üzerinden anlaştılar.. O da yövmiyesini arttırmak için binayı zengin tuttu..
Sevinme tatbikatı..
Giriş kapısında bir düzen kurmuşlar.. Gazetenin ileri gelenleri oraya dikilmiş, misafirleri istikbal ediyorlar.. Mesela ellerini sıkıyorlar.. "Hoş geldiniz" derken geniş geniş gülümseyip, çok sevinmiş gibi yapıyorlar..
Bana da yaptılar oradan biliyorum..
Kapıdan içeri girip uzun bir koridordan geçiyorsunuz.. Aksaray'daki Haşim İşcan yeraltı geçidi kadar uzun.. Oradan açık alana çıkıyorsunuz ki Aliağa ilçesindeki Turgut Özal parkının dört katı büyüklüğünde..
Kendi başınıza bir yere gitmeye çalışsanız, o saat kaybolacağınızdan, her tarafa görevli genç kızlardan dikmişler.. Davetlilerden aklı karışıp sağa sola dağılanı onlar toplayıp getiriyor, şaşırmayan davetli konvoyuna katıyorlar..
Bu salon azmanı yerin bir tarafında ise direkler kurulmuş ki beheri onbeş metre yüksekliğinde çelik kolon.. Bunların iki başına birer ip mi desem, başka birşey mi desem, bilemiyorum; birşey germişler..
Orta yerinde de birer adam.. Ha babam zıplayıp duruyorlar.. Daha doğrusu yaylanıyorlar.. Bağlı oldukları o ip gibi şey, don lastiği kadar esnek olduğundan ortasına çamaşır mandalı gibi takılmış olan adamlar da aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya inip çıkıyorlar..
Her yaylanmalarından sonra ayakları yerden sekiz on metre kesiliyor.. Yükseldikleri yerden düşerlerken de misafirlerin yüreğini "Aman, kafayı zemine vurup patlatacaklar.." diye hoplatıyorlar..
Sordum, bungee-jumping ekibiymiş.. Böyle önemli açılışlar için yetiştirilmiş olup, teşkilatlarını açacakları binanın içinde kurar, misafirler gelip giderken ha babam zıplarlarmış..
Zıplamaları da ev sahibinin temsili olarak "sevinçten havalara uçtuk.." hallerini sembolize ediyormuş..
***
Misafirlerin peşine takılıp makinaların arasında gezinmeye başladık..
Yalan söylemeyeyim, ben yemek yemeğe gidiyoruz, diye düşündüğümden baştan çok gayretliydim.. Zaten gecikmişim, önlere geçeyim de salonda iyi bir yer kapayım, hesabındaydım..
Lakin gez gez bitmiyor makineler.. O zaman anladım ki bu uzun yürüyüşün amacı, tetkik ve inceleme.. Yemek salonunun yönü başka tarafta..
Akıllı makinalar..
Makinalar çok marifetli.. Gazeteyi el değmeden basıyor, paketliyor, sonra robot hamallara teslim edip taaa dışarıda bekleyen arabalara kadar yüklüyor..
Öyle bir düzen ki herşey robotların elinde.. İnsana ihtiyaç yok.. Basın teknolojisinin geldiği bu son nokta benim canımı fevkalade sıktı..
Bugün gazeteyi basıp, yükleyen robotlar kullanırsın.. Yarın yazı işleri elemanlarını gönderir; yerlerine birer robot dikersin..
Robot dedin mi orada duracaksın.. Robocop filminden biliyorum, bunların insan gibi fikri oluyor.. Hatta hisleri var.. O Robocop filmindeki adamın bütün organları yok olmuş, bir gıdım kafası kalmıştı..
Geri kalan aksamı makineden yapıp, insanların içine saldılar.. Tuttu, mahallenin en güzel kızına aşık oldu.. Sonra kıza olan alakasını belli etmek için yazdığı maniyi (Orjinali aşağıda) e-mail marifetiyle gönderdi:
Ben bir robot adamım,
Nerde benim pillerim..
O tombul memeleri,
Oğlak gibi emerim..
***
İşte bu yüzden robot teknolojisi beni huylandırıyor.. Olay, yazı işleri elemanlarının robotlaştırılması ile bitse buna da razıyım.. Sıra eninde sonunda köşe yazarlarına gelir..
Üstelik, köşe yazarının imalatı daha da kolay olur..
Yazı işleri elemanı olarak imal edilen bir robot kadar karışık program gerektirmez.. Yaparsın robot yazarı.. Yazı konularını çeşitlendirip bir çipe yüklersin..
Mesela hükümet krizleri için kırk elli yazı.. Seçimler için de bir o kadar yazı.. Ayrıca her türlü felaketi konu alan yazılar; tasada kıvançta bir olma yazısı; Kıbrıs Türktür Türk kalacaktır yazısı; Türkün Türkten başka dostu yoktur yazısı..
Bunları bir çipe yükleyip robota takacaksın.. Artık kafa olarak kullanılan aksama mı takarsın, yoksa makattan fitil gibi mi tatbik edersin, orası mal sahibinin keyfine kalmış..
Yazı yazacağın zaman tak fişe.. Tıkır tıkır yazsın.. İşi bitince fişten çek ki aşırı elektrik yükünden bobinleri kızışmasın.. Çünkü bu durumda bir sonraki makale biraz sert olur, savcılar dava açabilir..
Bunları düşündüğümden canım fena halde sıkıldı.. Yemek salonuna bu ruh haliyle geçtik..
Yemeği yiyemeden köşemizde yer bitti..
YARIN: Ben de bilmiyorum..