Neredeyse hiçbir şeyimize sahip çıkamıyoruz.. Ama hiçbir şeyimize..
Kazandığımız mevzileri kaybediyoruz..
Örnek mi istediniz? Kafkaslar ve Orta Asya'ya bir bakın şöyle..
ABD ile, Washington dışındaki ilişkilere bir bakın..
Petrol ve doğalgaz boru hatlarında düştüğümüz duruma bir bakın..
Avrupa Birliği konusunda Helsinki sonrası dalga dalga görülen heyecan şimdi nerede?
Büyükelçi Volkan Vural'ı Ankara'ya getirip AB konusunda çok önemli bir görev veriyoruz, sonra Vural, bırakın kadroyu, neredeyse oturacak iskemle bile bulamıyor..
Dışişleri Bakanlığı'nın bürokrat kadroları, bir dönem yaşanan ataklıktan giderek uzaklaşıyor.. Sonra son derece yanlış bir gelenek giderek yerleşiyor Dışişleri Bakanlığı'na..
Dostum olan Bakanları İsmail Cem'in haberi olmadan, maalesef, sessiz sedasız ve de çok kuvvetli bir kadrolaşma hareketi adeta yerleşiyor bu bakanlığımıza.. Diğer bakanlıklarda yaşanan, seçimlerden sonra kazanan partinin herkesi atıp kendi bürokratlarını işbaşına getirmesine benzemeye başladı yapılanlar.. Yani, "Benim adamım dönemi..." Bu konuda bakanlığın içinden şikayetler geliyor bize.. Her gelen kendi adamlarını yanına getirmeye başlamış.. Eğer yeni gelen bakan dışındaki yönetimin adamı olmazsan, işin bir felaket..
Sonra Dışişleri'nde çok yanlış bir sistem var.. Ne kadar yetenekli olursanız olun, Büyükelçi olmak için mutlaka yıllarca bekleyeceksiniz. İsmail Cem şimdi istese bile, 35-40 yaşında ve çok başarılı bir diplomatımızı büyükelçi yapamaz.. Çünkü, neredeyse Hazreti Nuh döneminde kalmış olan kanun böyle.. Bilmem kaç yıl bekleyecek.. Ama bu yanlış.. Böylece de aşağıdakiler ne kadar başarılı olurlarsa olsun, yukardaki şişkinlik nedeniyle, bir türlü merdivenleri çıkamıyorlar..
Diğer bakanlıkları bilmiyoruz, ama Dışişleri Bakanlığı'nı 25 yılı aşkın bir süredir ve de içinden izlediğimiz, çok büyük başarılarına tanık olduğumuz için, gözbebeğimiz olan bu kurumumuzun yara alması bizleri de yaralıyor..
Gelelim yine, ABD'de yaşadığımız Murat Topalyan olayına..
ASALA'nın öldürdüğü hepsi birbirinden değerli diplomatlarımızın yakınlarını organize edip, birer birer kişisel dava açmalarını sağlamak, bu kadar zor mu idi?
Şehit eşleri, anneleri, babaları, çocukları ya sizler neredesiniz? Niye hesap sormuyorsunuz?
Amerika'daki Türk toplumunu, silah lobilerinin oradaki adamlarından ibaret sayan, geri kalanları neredeyse adam yerine bile koymayan Ankara, niye bir türlü bu hatasından dönmüyor?
Niye ABD'de daha çok üniversitede Türk kürsüleri açtıramıyoruz?
Bu ülkedeki Ermeni lobisi, her fırsatta Türkiye aleyhine elinden gelen her türlü kötülüğü yaptırıyor, her türlü komplonun içinde oluyor, ama nedense Ankara, Hazreti İsa sabrı ile öteki yanağını gösteriyor adamlara.. Gösteriyor ki, bir tokat da o yanağa yiyelim..
ABD'de yaşayan Türkler'den bu konuda bize ulaşan acı gerçekler, Ankara'ya ulaşmıyor mu acaba?
Ulaşmıyor her halde.. Çünkü Ankara kendini bir fanusa hapsetmiş veya devekuşu gibi kuma gömmüş, bir türlü kafasını kaldırıp gerçekleri göremiyor.. Ama gerçekleri bir görebilse, o zaman "gerçek gücünü de görebilecek.."
Kara Kuvvetleri Komutanlığı, saldırı helikopteri ihalesindeki yanlıştan dönmüyor.. Çünkü bürokrasi bu tarihi yanlışta direniyor.. Ortada 4 buçuk milyar dolar var.. Ve de Savunma Sanayi Müsteşarlığı'ndaki iç çekişmeler, Ankara'da artık herkesin dilinde..
Ve bütün bunlara bakıp, gel de çıldırma..