


Kim bu namuslu ve şerefliler
Hiç kuşkusuz son zamanların en başarılı bakanlarından biri Sadettin Tantan. Onu taa asayiş polisi olduğu dönemlerden tanıyoruz. Hem bileğine, hem yüreğine güçlü, üstelik yolda bulduğu beş kuruşun bile sahibini arayacak kadar dürüst, namuslu.
Sadettin Tantan İçişleri Bakanı olduğu günden beri Emniyet teşkilâtında önemli değişiklikler oldu. Polis daha bir düzenli ve özenli, ama en önemlisi suç odaklarının üzerine yürümede cesaretli, kararlı, sonuç alıcı.
Tantan işbaşına geldiğinden beri yakalanan suçluları, ortaya çıkarılan organize suç örgütlerini sıralamaya kalksak kimbilir kaç dosya tutar.
Ancak İran bağlantılı olduğu ileri sürülen son Umut operasyonunun Tantan'ın imajını sarsacağından endişe edenlerin sayısı artıyor.
Çünkü Tantan hep konuşuyor, ama birşey söylemiyor, üstelik kafaları karıştırıyor. Örneğin Mısır'dayken "Ankara'da ne bombalar patlayacak" dedi, patlamadı.
Dün Cumhuriyet Gazetesinde İlhan Taşçı ile yapılmış bir röportajı yayınlandı Tantan'ın. İçişleri Bakanı diyor ki; "Nüfuz casusları görevleri başında oturuyor, buradan ayrılmak istemiyorlar."
Sözler belki parlak ama, ne demek bu?
Eğer "nüfuz casusluğu" yaptıkları bilinenler varsa bunlar kimlerdir, isimleri saptanmış mıdır, saptanmışsa kendileri hakkında ne yapılmıştır, kendiliklerinden ortaya çıkmaları mı beklenmektedir?
Bakan Tantan, bu hayali sorulara röportajda ilginç bir cevap veriyor ve "Birgün bunların gerçek kimliğini halkımız öğrenme şansı yakalayacak. Halkımız yıllardır onları namuslu, şerefli, haysiyetli olarak algılamıştır. Çünkü onlar böyle lanse edilmiştir" diyor.
Bu sözlerden anlaşılan şudur: "Nüfuz casuslarının kimlikleri biliniyor. Üstelik bunlar halk tarafından da çok iyi tanınıyor."
Peki ne bekleniyor? Gerçekleri "şans eseri" mi öğreneceğiz.
Bir gazeteci, eğer sonuca ulaşamayacağını biliyorsa, kimi zaman üstü kapalı ifadelerle haber yazabilir. Çünkü gazetecinin yaptırım gücü yoktur.
Ancak İçişleri Bakanlığı gibi devletin en gizli bilgilerine sahip bir makamın sahibi "üstü kapalı" konuşamaz, konuşmamalı. Eğer Tantan bu ülkeye "ihanet" derecesinde zarar verenlerin kimliğini biliyor ve açıklayamıyorsa, hiç konuşmamalı. Çünkü o zaman işin altında başka şeyler döndüğü hissine kapılıyor insan. Her zaman olduğu gibi.
Yeni bir dönem başlamalı
Mesut Yılmaz'ın önü açılıyor. Hakkındaki soruşturma dosyaları bir bir kapanıyor, demek ki bu ay içinde yapılacak bir operasyonla Yılmaz'ın hükümete girmesi gerçekleşecek.
Bu olumlu bir gelişmedir. Üç ortaklı bir koalisyonda, iki parti liderinin bulunması, birinin ise dışarda kalması, hem siyaseten hem de ülke sorunlarını çözmek adına doğru değildi.
Yılmaz da uzaktan kumanda etmek yerine elini taşın altına koymalı.
Şimdi bundan sonra yeni bir dönem başlamalı. Son beş yıl Türkiye için kâbus gibi geçti. Bütün liderler birbirini karaladı, herkes birbirini Yüce Divan'a gönderme yarışına girdi.
Sonuç sıfır.
Çünkü herkes biliyor ki, açılan bütün soruşturmalar, yolsuzlukları ortaya çıkarmaya değil, siyasi rakipleri yoketmeye ya da iktidarı tek başına sahiplenmeye yönelik operasyonlardı. Liderler parmak hesabıyla soruşturmaya uğradılar ve yine parmak hesabıyla aklandılar.
Peki gerçek nerede?
Geçirdiğimiz daha doğrusu kaybettiğimiz yılları gözönüne alınca, bence bunun bir önemi kalmadı artık.
Türkiye liderlerini "parmak hesabıyla" Yüce Divan'a göndererek bir şey kazanmayacaktır.
Burada önemli olan şudur: Son aklanmalara bir çizgi çekmeyi ve bundan sonrasına bakmayı öğrenmeliyiz.
Haklarında siyasi olarak soruşturma açılan tüm politikacılarımızı "sütten çıkmış ak kaşık" olarak kabul etmeli, ama bundan sonrasını büyüteç altına almalıyız.
Parlamenter sistem "kin ve öfkeyle" açılan "siyasi amaçlı" soruşturmaların bir yere varmamasıyla ağır hasar gördü, itibar ve güven kaybetti.
Yolsuzluk iddiaları ve Yüce Divan hesapları bundan sonra rakipleri yok etmek için değil, gerçekten gerçeği ortaya çıkarmak için yapılmalı.
Mesut Yılmaz bunu herhalde herkesten fazla biliyor. Şimdi top onda, başarılı olması için hiçbir engel yok önünde.
Kimse uydurmuyor ki
Milli Güvenlik Kurulu bir bildiri ile son toplantıda görüşülen konularla ilgili medyada yer alan haberlerin hayâl mahsulü olduğu açıkladı. İnsan üzülüyor tabii. Ama kurul üyelerinin şunu da bilmesi gerek. Bu tür haberler durduk yerde çıkmıyor. Bizzat toplantıya katılanların sonraki konuşmalarından ya da imalarından oluşuyor bu haberler. Karşınızdaki kişiler de mevkii makam sahibi olduğu için yalan söyleyeceğine ihtimal vermiyorsunuz. Ondan sonra geliyor yalanlamalar. Siz de ortaya çıkıp "bana bunları şu önemli zatlar anlattı" diyemiyorsunuz, sineye çekiyorsunuz.
İnsanların karakollarda hortumlarla dövüldüğü filmlerle, fotoğraflarla kanıtlandığı halde bunlara hâlâ "münferit olay" diyenlerin sırtına şu meşhur hortumla bir kere vursak uyanırlar mı acaba?
Boks sevgisine ödül
Orhan Ayhan uğradı, elinde kocaman kırmızı bir kutu. "Hayrola" dedim, "40 yılımı boksa verdim, işte sonucu bu ödül" dedi. Kutuyu açtı, içinden boksörlerin beline takılan kemerin küçük bir kopyası çıktı. Tabii "Ne ödülü bu?" diye sordum. Avrupa Amatör Boks Birliği'nin (EABA) bu yıl 30'uncu kuruluş yıldönümüymüş. Bu kutlamalar sırasında amatör boksa emeği geçenlere çeşitli ödüller verilmiş. Orhan Ayhan Türkiye'den ödül alan tek gazeteci olmuş. EABA'nın 7 dil bilen Bulgar başkanı Emil Zetcev ödülü verirken Türkçe konuşarak "Bizim birlik 30 yıllık ama sen kırk yıllıksın" demiş. Orhan Ayhan çok heyecanlıydı, mutlu olmuştu. Kolay mı, çok uzun yıllar boks maçları anlatarak tüm Türkiye'ye boks kurallarını da öğreten isimdir Orhan Ayhan. Bu arada unutmadan yazayım, aynı törende Caner Doğaneli, Sudi Topal ve Ahmet Cömert'e de ödül verildi. Ahmet Cömert rahmetli olduğu için ödülü Atilla Cömert almış.
Aklımıza iyi getirdin
Geçenlerde Ahmet Özal, Tuğrul Türkeş ve Aydın Menderes'in biraraya gelerek yeni bir siyasi hareket başlatmayı düşündüklerini yazmıştım. Üçünün de babası Türk siyasetine damga vurduğu için "siyasi yetimler" deyimini kullanmıştım. Ahmet Özal aradı, ben de sordum:
* Yeni siyasi hareket ne zaman başlayacak?
- Biz biraraya gelmedik ki.
* Yani ortak toplantı yapmadınız mı?
- Hayır yapmadık.
* Ama bu konuda sağlam duyumlar var.
- Kim söyledi bunu?
* Kimliği önemli mi, siz aranızda konuşmuyor musunuz?
- Aydın Bey'le çok yakınlığım yok, Tuğrul Türkeş'le yakınız.
* Demek birşeyler var?
- Ama üçlü toplantı yapmadık.
* Demek ki fikir oluşuyor?
- Onu hep düşünüyoruz.
* Ne zaman biraraya gelirsiniz?
- Öyle bir şey yoktu ama, Tuğrul Türkeş aradı, iyi fikir dedi.
* Yani toplanacaksınız?
- Orası belli değil, ama aklımıza iyi getirdin, hoş olur.
* Ne zaman olur bu?
- Yaz tatiline bir girelim.
* O zaman ne olacak?
- Anadolu'da birkaç uzun gezi programım var, bitsin, ona göre karar veririz.