Globalleşme süreciyle birlikte tüketim ekonomisi daha da göz kamaştırıcı boyutlara ulaşacak. Ancak tüketime akan paraların hangi kaynaklardan sağlanmış olduğu da, gitgide daha saydamlaşmış olarak...
21. Yüzyıla özgü böyle bir değişimi ne engelleme olanağı var, ne de değiştirme...
Tüm Arz yuvarlağı gibi Türkiye de, böyle bir değişime teslim olmak zorunda...
Önümüzdeki Yüzyıl'ın rotasını net olarak böylece saptadıktan sonra, gelelim Türkiye'deki genç kuşaklara...
Türkiye'de yaşı 30'dan küçük 40 milyona yakın genç var...
Bunlardan kızlı erkekli 5 milyon kadarı, tüketim ekonomisinin cazibesi içinde, üst düzey bir yaşam gösterisine meraklı..
Kulaklarında cep telefonları, şık mağzalar önünde, adım adım yürüyen uzun bacaklı, dik göğüslü genç kızlar...
Son model arabaları gaza basarken tek elle kullanan delikanlılar...
Besbelli ki, durmuş oturmuş köklü bir burjuva kültürünün dışında, görgüsüzlükten gelme ailelerin çocukları bunlar genellikle...
Köklü bir burjuva kültürünün dışında kalmışlık ne demek? Öncelikle anadilini doğru dürüst kullanamamak ve anadilinin yazılı birikimleriyle -aileleri içinde yetişirken- bütünleşememiş olmak demek...
Tüketim ekonomisinin tuzakları, insan hayatına acımaz. Ve salt "hava atma" ötesinde, sağlıklı bir meslek sahibi olamayanları, kimseye çaktırmadan siler süpürür hayatın içinde... Onların nasıl silinip kaybolduğunu kimse farketmez bile... Kimse farketmez bile, pahalı lokantalarda nasıl görünmez olduklarını; bitmeyen icra kovuşturmalarında nasıl perişan olduklarını..
Beni demode bulabilirsiniz ama, ben meslek konusunda sağlamcıyımdır. Kendi mesleğiyle özdeşleşerek "var olma"yı, hava atarak "varlıklı görünmeye" yeğleyenlerdenim doğrusu.
Bağdat caddesindeki Kantarcılar'da bir saatçi Arif vardır. 2 metrekarelik dükkanında, sevdiği işin bir imparatoru gibidir.. Özerk, mesleğinin denklemini kurmuş bir imparator...
Dalaman'dan Muğla'yla Marmaris'e giden otobanın üstünde; Köyceğiz'e varmadan, Yuvarlakçay kavşağında bir seracı Sami Daşgın vardır. Serasının adı "Ümit Çiçekçilik"... Gidip onun serasındaki begonvilleri görmek, Sami'nin de nasıl bir meslek sevdasının imparatorluğunda yaşadığını kanıtlar insana..
Oralarda dolaştığım sıralarda, bana "havalı angutlar"ın nasıl çiçekten anlamadıklarını ve kendisine karşı nasıl tepeden bakışlı, "biraz daha az para verme" tepinmesine girdiklerini anlatıyordu. Hatta bazıları, aldıkları çiçeklerin karşılığını "havalı bir teşekkürle" geçiştirmeye bile kalkıyorlarmış.
Onun için Sami Daşgın da, bastırdığı kartların altına parantez içinde, "El emeği bir teşekkürle ödenmez" diye yazmış..
10 milyar borcu var Sami'nin... 8 milyarı ana para, 2 milyarı da faiz.. Onu da bir ödedi mi; pek bir sorunu kalmayacak...
Dalaman'dan Muğla'ya giden otobanın üstünde, Köyceğiz'i 30 Km. geçince, Osman Aydın'ın bir aşevi var... Güveçte kuru fasulye ve peynirlisi, yumurtalısı, etlisiyle, fırından taze çıkmış pideler... Kamyon şoförleri ve ağzının tadını bilenler, mutlaka duruyorlar Osman'ın "Aydınlar lokantası"nda...
Özellikle evrensel bir burjuva kültüründen yoksun ve mesleksiz gençlerin, tüketim ekonomisinin tuzaklarında, "varlıklı görünme" sevdaları, doğrusu kaygılandırıyor insanı...
Ve Arif'in, Sami'nin, Osman'ın kendi mesleklerindeki "var olma" başarıları, büsbütün büyüyor gözlerimde...
Onlar otantik insanlardır. Boğayı boynuzlarından tutup, hayatta her gün yere çökerten insanlardır.. 21. Yüzyılın büyük değişimleri içinde de zafer daima onların olacak.