Sizi en fazla þoka uðratan protokol hatasý neydi?
- Mitterrand'ýn Türkiye'yi ziyareti çok önemliydi ve hiç hata yapýlmamasýný istiyorduk ama tam aksine þehre giriþten uçaða binecekleri ana kadar olup bitenler inanýlmaz bir komedi filmi gibiydi.
* Neler oldu?
- Mitterrand önce Anýtkabir'i ziyaret ederek çelenk koyacak sonra da doðruca Çankaya'ya giden Özal'la buluþacaktý. Bana "Þoförler tembihli, hepsi nereye gideceklerini biliyor" demiþlerdi. Ancak Sýhhiye Meydaný'nda tembihli þoförler nedense þaþýrýverdiler, herbiri bir yana gitti. Özal'ý takip edenler Köþk'ün kapýsý yüzlerine kapanýnca þaþýrmýþ, bir kýsmý Oran Sitesi'ne gitmiþ. Sonuçta Çankaya'da toplanýldýðýnda Saðlýk Bakaný Kochner'in ortada olmadýðýný gördük. Polis telsizleri devreye girince þoförün ona Oran tepelerinden Ankara'yý anlatmakta olduðunu öðrendik.
Ayný akþam yemekte Mitterrand'ýn mikrofonu kayýp da ses kaybolunca bir Türk görevlinin yerde, masalarýn altýnda sürünerek önce Mitterrand'ýn cebinde kayýp cihazý aramasý, sonra da önüne kocaman bir mikrofon uzatmasý, verilen yemeklerin Türk zevkini asla yansýtmamasý, ortaya çýkarýlan ve seçtiði türkü ile Mitterrand'ý sinirlendiren sanatçý, ertesi gün Topkapý'nýn bahçesinde gösteri yapan Mevleviler'in helikopterin rüzgarýndan bir bir yere düþmeleri, yolu kaybeden Bakan Curien'in Sirkeci'de polisler tarafýndan "þüpheli þahýs" diye yakalanmasý, ayný gece Dolmabahçe Sarayý'ndaki davette karanlýk bahçedeki havuza Fransýz davetlilerin düþmesi.. Olmamasý gereken her þey olmuþtu.
* Arnavutluk'ta Osmanlý döneminden kalma Türkler'le ilgili yaþadýðýnýz iki ilginç anýnýz var. Bunlarý anlatýr mýsýnýz?
- Ýþkodra'da Türk Folklor Gecesi yapýyorduk. Biletlerin bitmiþ olmasýna raðmen kalabalýk kapýnýn önüne yýðýlmýþtý. Önlerde itilip kakýlan bir yaþlý kadýn gördüm. Elinde kýrýk bir taþ plâk vardý. Bozuk bir Türkçeyle bana "Evlat en kýymetli þeyim kýrýk da olsa bu Türk müziði plâðý. Sandýktan çýkardým. Bunu versem beni içeri sokar mýsýn?" diye sordu. Elli yýl önce bu þehir Türk'tü ve bu kadýn da bizim vatandaþýmýz. Çevrenin tepkisine bakmadan elini öpüp "Bu plâðý sen yine sakla nine" diyerek alýp içeri soktum ve en iyi yere oturttum. Bütün gece aðladý, beni de aðlattý.
* Ya Sultan Reþad hikâyesi?
- Bir gün baþýnda bir fesle yaþlý biri Büyükelçiliðe gelip "Burasý mutasarrýflýk mý?" diye sormuþtu. "Öyle sayýlýr" dediðimizde yere yatýp yüz sürmeye baþlayýnca kaldýrýp kahve ikram ettim. Kahvesini içerken sordu;
- Evlat en son Reþad'ý tanýyorum, þimdi Padiþah kim?
Adamcaðýzýn rüyasýný bozmaya hakkým yoktu. Sunay da desem bir þey anlamayacaktý. Hemen cevapladým:
- Cevdet.
- Yaa, tanýmýyorum, kaçýncý?
- Birinci.
- Allah hayýrlar ihsan etsin, deyip kalktý ve güçlükle yürüyerek gitti.
*Dýþiþleri'ne kýrgýnsýnýz gibi bir intiba edindim anýlarýnýzdan. Yýllarca görev yapýp emekli olan büyükelçilere biraz hayýrsýz mý davranýlýyor?
- Ben Paris'ten ayrýlýrken Fransa Dýþiþleri Bakaný çok duygulu bir mektup göndermiþ ve iki ülke yararýna yaptýklarým için teþekkür etmiþti. Oysa bizim Dýþiþleri Bakanlýðýmýz emekli olan büyükelçilere bir teþekkür bile etmiyor. Bir zamanlar bir teþekkür mektubu yazýlýrdý, þimdi bu da yapýlmýyor. Hayatýnýzý veriyorsunuz, ne badirelerden geçerek görevinizi tamamlýyorsunuz, bir plâket, bir teþekkür bekliyor insan. Üzülmemem elde deðil.
* Kitabýnýzda en kalabalýk heyetler Türk heyeti olduðu için karþýdan tanýrlardý diyorsunuz.
- Evet, genelde bizim heyetler çok kalabalýk oluyor. Rekor Özal'ýn Ýran seyahatindeydi. Neyse ki, Çaldýran Seferi diye adlandýrýlan bu, 500 kiþilik heyetle yapýlan ziyareti mazur gösterecek bir neden vardý. Türkiye, Ýran'ýn iyi iliþki içinde olduðu Batý'daki tek ülkeydi. Ýhracatýmýz ben gittiðimde 80 milyon dolardý, ayrýlýrken 1,5 milyara çýkmýþtý. O 500 kiþinin en azýndan 100 kiþisi baðlantýlar yaptý.
* Diðer Batý ülkeleri 50-60 kiþilik heyetlerle mi gidiyor?
- 20-30 gibi.. En fazla 50 kiþi oluyor.
- Kitabýnýzda Mesut Yýlmaz'ýn, geleceðin Cumhurbaþkaný olarak bakýlan Chirac'la yan yana oturduðunda çok önemli bir fýrsatý kaçýrdýðýný ve hiç konuþmadýðýný anlatýyorsunuz. Daha sonra Baþbakan Juppe ile de benzer bir olay yaþamýþlar. Bizim siyasilerimiz genelde fýrsatlarý yeterince deðerlendiremiyorlar mý sizce?
- Evet, ya konuþmayý sevmediklerinden, ya da gittikleri ülkenin güncel konularý ve iliþkiler hakkýnda yeterince bilgi sahibi olmadýklarýndan konuþmuyorlar. Belki de sükžt altýndýr diye düþünüyorlar. Ama bence öyle deðil.
- Danýþmanlarý yok mu?
- Var tabii. Bütün bilgiler veriliyor, konuþma taslaklarý hazýrlanýyor. Ama hep ezbere dayanan alýþkanlýðýmýz olduðu için belki de..
* Lisan da önemli deðil mi, baþbakanlarýn yanýnda tercüman bulunmuyor mu?
- Bu tür toplantýlarda bulunmuyor.
* Cumhurbaþkaný Sezer nasýl anlaþacak?
- Onun da çözümü var. Bakanlýkta Almanlar gibi geniþ bir tercüman bölümü kurmalýyýz ve mümkün olduðunca yanýnda tercüman bulundurmalý..
* Kitabýnýzda Türkiye'nin imajýnýn önemine de sýk sýk deðinmiþsiniz. Çok hata yapýldýðýna mý inanyorsunuz?
- Ýmaja biraz fazla yer verdim, çünkü Türkiye'nin imajýnýn birtakým þirketler tutmakla deðiþeceði gibi bir kaný var. Oysa kilit Türkiye'nin kendisi. Bazý þeyler sefaretlerden bekleniyor. Sefaret yapýyor yapýyor, bir bakýyorsunuz Türkiye'de öyle þeyler oluyor ki bütün yapýlanlar sýfýrlanýyor. Jacques Seguela açýkça söyledi "Biz Türkiye gibi bir ülkeyi nasýl pazarlarýz" diye. Kültür yoluyla tanýtým en iyisi. Ýþte örnek Mýsýr önümüzde, 60 kiþi öldükten sonra adamlar 2 film çevirdi, 3 roman yazdý, birkaç dergide tanýttý, bitti iþ. Biz ne Cumhuriyet'in 75. yýlýný, ne Osmanlý'nýn 700. yýlýný kullanamadýk. Zaten kutlamalarý da son dakikada akýl ediyoruz.
* Bizim gerçekten de negatif bir imajýmýz var deðil mi?
- Var. Irkçý bir yaklaþým olduðu muhakkak. 16. yüzyýldan beri Türk'ü negatif bir kimlik olarak karþýlarýnda görmüþler. Birçok konferansýmda "artýk bu Türk korkusunu bitirin. Artýk barýþýn, bu size de huzur verir" demiþimdir.
Þimdi Sovyetler'in çöküþünden sonra Türkiye'nin öneminin arttýðýný görüyorlar. Bir yandan Türkiye'yi istiyorlar, bir yandan da bu umacýdan çekiniyorlar.
* Avrupa Birliði adaylýðýný nasýl verdiler peki?
- Ne derece samimiler hâlâ bilmiyoruz. Osmanlý da, ne yaptýysa yaranamamýþ. Acaba bütün isteklerini gerçekleþtirsek "Biz sadece yeþil gözlüleri AB'ye almak istiyoruz" derler mi diye düþünüyorum.
* Türkiye'nin de onlara katkýsý olacaðýný görebilirler mi?
- Tabii, Yunanlý ne kadar kattýysa bizim de katkýmýz olur. Batý medeniyetinin beþiði Anadolu. Hristiyanlýk bile orada yoðrulmuþ. Aslýnda biz onlara yabancý deðiliz. Ama bunu takdir edecekler mi bilmiyoruz. Bizim hatamýz da Anadolu'nun Batý medeniyetinin baþlangýcý olduðunu bilmememiz. Bölgede ekonomik açýdan etkinliðimiz artýyor ama siyasi açýdan daha dinamik olmamýz lâzým.
* Siz 'þu anda Karadeniz Ekonomik Ýþbirliði'nde önemli bir görev üstlendiniz ama Dýþiþleri sizin ve diðer büyükelçilerin deneyiminden hiç yararlanmýyor mu?
- Ne yazýk ki hayýr. Bu ekonomik açýdan büyük bir yatýrým ayný zamanda. Bir büyükelçi on milyon dolara filan bu bilgiyi ediniyor, sonra da hepsi bir kenara atýlýyor. Benim gibi birkaç kiþi uluslararasý kuruluþlarda görev yapýyor, onun dýþýndakiler unutuluyor. Bir Japon bana "Bu israfý yapabildiðinize göre siz çok zengin bir ülke olmalýsýnýz" demiþti.
* Sizin vurgulamak istediðiniz bir þey var mý?
- Bence toplumumuzun önemli eksikliklerinden biri espri anlayýþý. Fransa'da beni en çok etkileyen iki olay, iki espridir. Biri (kitapta anlatmýþ) yaya geçidine park ettiðimde polisin "Bari arka kapýlarý açýk býrakýn" lâfý, diðeri ise çorbamdan çivi çýktýðýnda garsonun "Bu akþam mönüde çivi çorbasý da vardý" deyip kâseyi kapmasý.. Bu zekâ pýrýltýlarý ve o pýrýltýlarýn karþýlýðýný bulmasý. Benim kitaptaki amaçlarýmdan biri de buydu. Türkiye'nin espri anlayýþýný da geliþtirmesi lâzým. Bu konuda da görev güldürü sanatçýlarýmýza ve yazarlara düþüyor. Ben o eksikliði çok hissediyorum.
RUHAT MENGÝ