Ne tuhaf ki, sevinmesini de bilmiyoruz, üzülmesini de. EURO 2000'e katılma hakkını kazandığımız maçın sonrasında sevinecekken, Denizli'nin 'İrlandalı' yakıştırması herşeyi berbat etti. Şimdi de Terim ve oyuncularının UEFA Kupası'nı kazanmalarını kutlayacağımıza, Terim-Hakan Şükür arasındaki jeep olayına takıldık. Son olarak da, Terim kalıp kalmayacağı tartışılırken Fiorentina'ya gitti.
Terim'in yaptığı hiç yakışmadı. 'Galatasaray'a zarar veririm' diye korkuyordu. 'Kimse üzülmesin' diyordu. Ama herşeyi yüzüstü bırakıp, kişiliğine hiç de yakışmayacak şekilde herşeyi berbat edip kaçtı. Para sorunu yaşadın; doğru. Futbolculara her zaman göğüs gerdin, sorunları büyütmeden aile içinde çözümledin. 4 senelik başarında büyük emeklerle yarattığın bu takımla yalnız taraftarına değil bütün Türk halkına futbol keyfi yaşattın. Süren ve yönetimi her zaman senin yanında olup, sana destek vermeye çalıştı. Sen ne dediysen o yapıldı. Madem böyle bir Avrupa hayalin vardı, neden yönetimi, Galatasaray camiasını ve kamuoyunu oyalama ihtiyacı hissettin.
Süren sana güvendiği için, gelecekteki projelerini sağlıklı uygulayabilmek için, başkanlığa tekrar adaylığını koydu. Galatasaraylılar bu birlikteliğin gelecekte 'muhteşem bir Galatasaray' yaratacağını düşünmekteydiler.
Ama biliyorum ki, sen hırsına ve doymak bilmeyen arzularına sınır koyamadın. Harisçe hep ilk olmayı istedin. Bu transferde de hırsın en önemli etken. Yöneticiler, kendilerinin de üstünde tavır koymana rağmen, yadırgamayıp yanında oldular. Sana bu rahatlığı vermelerindeki en büyük neden, sana duydukları güvendi.
Ama senin kişiliğinle hiç bağdaşmayan son dakika çalımın, harcanan emekleri boşa çıkaracak. Futbolumuzun durumu malum. Gelişmeye çok ihtiyacı var. Ama sen Türk futbolu için bir şeyler yapmak yerine, egoistçe kendi arzularını tatmin etme yolunu seçtin.
Bu okyanusta boğulmamanı dilerim.