Takvimlere yaz gelmiş, haberin yok!.. Bugün günlerden Haziran.. "Resmi tabiat tarihi" yaz mevsiminin başlangıcını daha başka bir güne işaretlemiş...
Lakin, asıl gün bugün...
Bugün 1 Haziran 2000...
Bugün günlerden Haziran...
Güneş yavaş yavaş daha çok gösterecek yüzünü...
Sular ısınacak denizin kumsala vurduğu her dalgada...
Ağaç gölgeleri kıymete binecek...
Susayacaksın saat başlarında...
Susadığında ve her yaz şarkısında aşık olduğunda anlayacaksın ki, bugün günlerden Haziran..
Takvimlere yaz gelmiş, haberin yok!..
Bu yaz, yeni milenyumun ilk yazı olacak...
Geçen yaz eski milenyumun son yazıydı...
Bu kadar mı olur?..
Bu kadar mı "unutulmaz" olur eskimiş bir yaz?
Bu kadar mı vurur silinmez mührünü hafızalara?..
Ahh o geçen yaz?..
İçinde ne bir ilk aşkın fırtınaları; ne ikinci baharın gelip geçici yaz yağmurları; ne civelek sevda şarkıları...
Hiçbiri yoktu ancak, hiçbir yaz da bu kadar unutulmaz olmamıştı geçen asrın tarihinde...
Hele bir gazetecinin o son yazı!
Geçen yıl bugünler...
Yer: Mudanya sahilleri...
Güneş sıcak ama yakmıyor; deniz sakin ve dingin bir maviliğin sonsuzluğunda ruhlârımızı yıkıyor...
Beş-on deniz mili ötede; yalnız bir adada yalnız bir adam da onbeş yıllık günahlarından yıkanıp arınmaya çalışıyor, ama ne mümkün!..
Kolay mı silmek "nafile" bir savaşın kan izlerini?.. Adadan dönen deniz otobüsünün son seferindeki gazetecilerin ellerinde onbeş yıla kesilmiş faturanın fotokopileri... "Türk Ceza Kanunu'nun 125'inci maddesi uyarınca..."
İmralı'ya bir daha hiçbir deniz otobüsü sefere kalkmadı...
İmralı'dan bir daha hiçbir deniz otobüsü seferden dönmedi...
Dönmeyecek de?..
O, son seferdi...
Haftalar boyu, yakın tarihin uzun hesaplaşmasına tanık olanlar için ne kadar ağır bir yüktü 1999 yazının Haziran günleri...
Son seferden dönen gazeteciler üzerinde "Asrın Davası" yazılı dosyanın kapağını kapatıp tatile çıktılar...
Bu kadar "yük" yeterdi..
Ya da onlar öyle sandılar!..
"Asrın Davası"nın kapatılmasından sonra; daha iki ay geçmemişti ki...
Yer-gök sarsıldı dehşetli homurtularla...
Tarih: 17 Ağustos.. Saat 3.02... Ertesi gün gazetelerine "Asrın Felaketi" manşetlerini atacaklarından habersiz gazeteciler "deniz ve yaz uykuları"ndan uyandılar..
Denizin sakin çırpıntılarının; çınar altı serinliklerinin; uzun, boğucu ve nice aşklara gebe yaz gecelerinin içinden fırlayıp, toz-toprak bir kıyametin içine düştüler...
Kim bilebilirdi bir gün önce; yosun ve fesleğen kokularını içine çekmeye çalışırken; bir gün sonra ceset kokularından sakınmak için maskelerle dolaşacaklarını sokaklarda...
Şarkıların ve hoyrat bağrışların yerini alacak ölüm sessizlikleri... Ve sadece üç kelime:
"Kimse var mı orda?.."
Nasıl unutursunuz?..
Nasıl unutabiliriz ki...
Bugün günlerden Haziran...
Takvimlerde yazın ilk günü...
Ve ben, yeni bir yaza başladığımız bugünde; asrın o "son" yazını hatırlıyorum nedense...
Koca bir asrın "unutulmayacak" ne kadar olayı varsa; o son yaza sıkışmıştı sanki...
"Asrın herbirşeyi" asrın son yazında "temerküz" etmişti..
Hepimizi, hayatımıza dair hesaplaşmaların görünmez "temerküz kampları"nda toplayarak..
Şimdi... Hürüz..
Ne varsa, geçen bir asırda hesabı görülecek, görüldü bitti geçen asrın son yazında...
Bugün 1 Haziran 2000...
Günlerden Haziran...
Geçen yazı hatırlarsak şayet; bu yazın bize sunacağı bütün ümitlere ve saadetlere yelken açabiliriz cümbür-cemaat...
Nelerden korktuğumuzu unutmazsak geçen asırda; korkulacak hiçbir şey kalmaz yeni asırda..
Çıkarın yazlıkları sandıklardan...
Bugün günlerden Haziran...