


Bir daha...
Dünkü "af ne oldu" başlıklı yazıma, hem bol sitem geldi, hem de bol teşekkür.
Oysa ne sitem gerektirecek bir yazıydı o, ne de teşekkür.
Okuduğunu anlayamayanlar için bir daha vurgulayayım:
Ben affa taraftar değilim. Kimseyi affetme imtiyazını da kendimde göremem. Ta başındanberi karşıyım. Ama insanların yüreklerini kaldırıp onları bir umut dünyasına sürükleyenler, bu saatten sonra bu işi artık ortada bırakamazlar.
Söylediğim sadece bu.
*
Anlamayanlara bir daha anlatayım.
Bizi yönetenler, çıkıp desinler ki:
- Af maf yok... Boşuna beklemeyin, cezanızı sonuna kadar çekin... Zaten infaz yasası cezanızı kuşa çeviriyor, haydi yallah...
Ya bunu desinler, ya da çıkıp desinler ki:
- Af var... Kesin var... Bu kanun çıkacak... Herşeye rağmen çıkacak... Herkese rağmen çıkacak.
Hah... O zaman bile biz diyeceğiz ki:
- İlle de eşitlik ilkesi.
*
Yani sevgili okurlar, affı gündeme biz getirmedik.
Fikir bizim değil.
Öneri bizim değil.
Ne teşvikçisiyiz, ne de savunucusu.
Ama ciddiyet diye bir şey var.
Bir af yasası, 12 aydır gündemde kalamaz. Eğer çıkmayacaksa çıkıyormuş gibi gösterilemez. İnsanların duygularıyla oynanamaz...
Bizim dediğimiz:
- Ya vazgeçin bitsin, ya da çabuk çıkarın.
*
Çünkü... Duygu sömürüsü'nden tutun da umut tacirliği'ne kadar, her şeye açık bir konu bu.
Hassas bir konu.
Mümkün olsaydı, referandum'a sunabilseydik... Halk'a sorsaydık...
Ama mümkün değil.
Bu iş meclisin işi...
Teşekkürünüz varsa, konuyu gündeme getirdiği için Rahşan Ecevit'e teşekkür edeceksiniz...
Ama sitemleriniz varsa, yazarlara çizerlere değil, pazarlığı hâlâ bitiremeyen siyasetçilere gönderme yapacaksınız.
Nedir bu bitmeyen pazarlık?
Nerede takıldı bu yasa?
Kim neyi istiyor, kim neyi vermiyor?
Bizim müdahalemiz, işte bu noktada başlıyor... Meselenin çirkinleşmesine gönlümüz razı olmuyor.
Esasen ne yazsak boş.
Çok iyi biliyoruz ki, akıllarına koymuşlar. Bu yasa çıkacak.
Bari diyoruz ki eşitlik ilkesi çiğnenmese.
Bilmem anlaşılmayan bir nokta kaldı mı?