kapat

01.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Karşıya yaban derler..

Mor taşa kaban derler.. Bu vakitten sonra gurbette sayılırız.. Tesisimiz Samandıra'da biz burada, aklımız orada.. Ucu bucağı yok mekânın.. O yüzden yazması da anlatması da üç beş günümüzü alır, daha da söyleyecek laf kalır..

Bir yere davet edilmek kadar sinirimi bozan birşey yoktur.. Davetin türünü veya ortamını aklıma getirdiğimden değil, daveti aldığım andan itibaren "Oraya nasıl gideceğim, nasıl yetişeceğim?" stresine girdiğimden..

Çoğu zaman birşey icat edip, davetlere icap etmem..

Ancak kıvıramadığım zamanlar da oluyor.. Bizim PrintCity'nin açılışı gibi..

Adının ithal don markası gibi durduğuna bakmayın.. PrintCity dedikleri bizim yeni baskı tesislerinin adı.. Tesislerin kendisi de Samandıra'da..

***

Samandıra neresi derseniz onu da arzedeyim.. İstanbul'un içinde.. Daha doğrusu mücavir alan diye tabir edilen belediye tarifesinin içinde.. Merkezi bir yer sayılır.. Zaten gazete yönetimi de "Matbaayı nasıl etsek de merkezi bir yere taşısak?" diye kafa yorup, aylarca araştırdıktan sonra burayı bulmuş..

Samandıra özetle Taksim'den sekiz on dakikalık mesafede.. Ancak helikopterle giderseniz.. Karayolundan gitmeye kalkışıp, otobana kuvvet verirseniz iki saati buluyor..

Aldım çantayı elime..

Mesafeler böyle olunca bendeki "Samandıra bunalımı" tam bir hafta önceden başladı.. Kendi kendimi yedim bitirdim.. Lakin kaderden kaçılmıyor.. Günü saati çattığında, artık nasıl oldu, bilemiyorum.. Belki de Allah tarafından bir kuvvet geldi içime:

- "Ya Gaffar, Ya Settar!" deyip kendimi yola vurdum..

Derdim, programa göre saat 21.00'de konuşacak olan Zafer Mutlu'nun kürsüye çıkmasından evvel orada olabilmek.. Daha evvel mühim şeyler söyleyeceğini istihbarat ettiğimden tek kelimesini bile kaçırmak istemiyorum..

Otobanda zorluk çekmedim.. Yapılan tarife göre İzmit yolu gişelerine kadar sağ selamet geldim.. Tam gişelere yaklaşırken yaklaşık beşyüz metrelik bir kuyruk gördüm.. Görmemle "Eyvah!" deyip vites kolunu dövmem bir oldu..

Bizde otoyol yapan hükümetler, masrafından yıldığı için, daha çalışma bitmeden pişman olur.. O yüzden yolun en münasebetsiz yerlerine gişe dikip, gelenden geçenden baç toplamaya başlarlar..

Vatandaşa verilecek "yol parası" cezası büyüklerimize az geldiğinden, bir ceza daha düşünürler..

On gişe varsa tutup iki memur korlar.. Böylece yapılan iş ne kadar iyi olursa olsun, tatbikatı alaturka kıvamına gelir, gişeler önündeki uzun kuyruklar hem vatandaşı hem hükümet adamlarını memnun eder..

Burada da aynen böyle olmuş.. Sadece iki gişe açık olduğundan seyrülsefer halinde ne kadar kara taşıtı varsa kuyruğa girmiş..

***

Tam ne yapacağımı düşünüyordum ki, dikiz aynasından üzeri yanar dönerli polis arabalarını gördüm.. Eskort yaptıkları zat Ecevitimiz'in hükümete diktiği bakanlardan biri olmalı ki slalom yapa yapa geliyorlar..

Kurnaz olduğumdan "Gün bugündür.." deyip son polis arabasının peşine takıldım.. O sayede beşyüz metrelik kuyruğun yarısını trafiğe kapalı olması gereken arıza şeritinden aldık..

Diğer yarısını niye alamadın, derseniz suç bende değil.. Devletin trafik polisinde..

Biri çıkıp yolu iyice kesti.. Bakan aracı ve eskortuna yol verildi, biz de kasasının kıçında "Güzellerden hayır yok, çirkinin hastasıyım!" yazan bir kum kamyonunun ardında kalakaldık..

İçimize yeniden "Sıradan vatandaş olmanın dayanılmaz ağırlığı" çöktü..

Hâlâ gurbet yolundayım..

Çaresiz aracın içinden dışarının seyrine durduk ki sıramız gele.. Yandaki arabadan bir hanım el salladı.. Ben de ona el salladım.. Baktım Türkan Şoray, yanında da Atilla Dorsay var.. Onlar da bizim davete gidiyor..

İçimde kötülük yok ama bazen huylanıyorum.. Mesela Atilla Dorsay'dan huylandığım gibi.. Türkan Hanım nereye gitse Atilla Dorsay, maiyet memuru gibi orada hazır ve nazır..

Bir saniye aklıma "Acaba aralarında hissi bir ilişki mi?" var sorusu geldi.. Sonra "Yok canım" dedim.. "Belki de Atilla Dorsay'la döşemelik kumaş işine girmişlerdir.."

Kafama not aldım, işin aslını soracağım..

Böyle böyle kırk dakikada geldik binanın önüne.. Samandıra'nın ne kadar bebesi varsa giriş kapısında toplanmış.. Binanın adını PrintCity korsanız böyle olur işte..

Çocuklar zahir kendi kendilerine "Turistler geliyor.." diye düşündüler.. Plaj fotoğraflarından bildikleri turist kısmının belden yukarısı sivil olduğundan, belki birşey görürüz diye biriktiler..

***

İstemezin biri (Belki de hasım gazetelerin adamları) laf çıkarmış.. "Bedava sabun dağıtılacak.." diye.. Çocukların arkasında da ellerinde sele, sepet kadınlar duruyor..

Biri çıkıp yola sabun serperse kapışacaklar..

Binanın bahçesine girdim.. Görevliler yol gösterdi.. Gösterdi ama binanın ucu bucağı yok ki kapının nerede olduğunu kestireyim.. Bütün İstanbul şoförleri gibi görevlilerin gösterdiği yola girmeyip, kafama göre bir güzergâh tutturdum..

Önceleri iyiydi.. Karşıdan gelen arabalar var, ben de gidiyorum.. Ancak karşıdan gelen her arabanın direksiyonunda oturan bana bir takım işaretler yapıyor..

Sebebini anlamadığımdan bu işaretleri şöhretimin hasadı olarak belleyip, ben de el sallayaraktan karşılık veriyorum..

Gide gide sonunda bir arabayla burun bununa kaldık.. Ortadan şeritle ayrılmış olan yolun sağ tarafında kalan bölümüne baktım.. Gidiş yolundaki araçların sırası var.. Karşımda ise geliş yolundakiler katar olmuş..

Özetle trafik kitlenmiş..

Benim ehliyetim sadece ileri doğru gidişler için geçerli olduğundan o kıvrımlı yolda geri geri gitmeyi de göze alamıyorum.. Birşey değil alırım ama masraf çok olur..

Böyle durumlarda yapılması gereken tek şeyi yaptım.. Arabayı yolun ortasında bırakıp kaçtım.. Ben binaya doğru koşar adım giderken arkamdan yükselen korna sesleri, doğru yolda olduğumu gösteriyordu..

YARIN: Binamızın içi.. Kahtalı Mıçı..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır