Bir ülkenin, 21.yüzyılın uzağına düştüğünü ve "Üçüncü Dünya"da kaldığını anlamanın en kestirme yollarından biri, görevdeki veya ülkenin kurucusu liderin fotoğraflarının her an karşınıza çıkmasıdır. Çin'i halkının büyük bölümünün mütevazi yaşam koşullarına rağmen, "Üçüncü Dünyalılık"tan ayıran en temel özelliklerinden biri de, bunun olmaması...
Beijing'in merkezi sayılan Tiananmen Meydanı'ndan Çin imparatorlarının yaşadığı, saraylarının bulunduğu "Yasak Şehir"e bağlanan Tiananmen Kapısı'nın üzerindeki büyük bir Mao fotoğrafından başka hiçbir yerde Mao'nun fotoğrafını görmek mümkün değil. Meydanın karşı köşesinde bulunan mozolede Mao, mumyalanmış vaziyette ve orak-çekiçli kızıl bayrağa sarılı olarak yatıyor. Mozolenin önündeki kuyruklar, Moskova'daki Lenin ile kıyaslanmayacak bir kısalıkta. Kuyruğa girmenizle, Mao'nun mumyasına ulaşmanız birkaç dakikayı geçmiyor. Pek etkileyici değil. Mumyanın yanından çıkar çıkmaz, Lenin mozolesindeki ciddi ve ağırbaşlı havaya zıt biçimde, Mao rozetleri, Maolu saatler, çakmaklar, biblolar satılıyor.
Çin, Mao'yu da büyük ticar” atılımının bir parçası olarak ticar”leştirmiş ve bir "folklorik ticaret metaı" haline dönüştürüvermiş. Yetkili konumdaki Komünist Partililerle konuştuğunuz vakit, Mao'ya ilişkin Teng Xiaoping'in değerlendirmesini işitiyorsunuz: "Büyük hatalar da yaptı. Toplam hayatına ve oynadığı role bakarsanız, yüzde 70 doğru, yüzde 30 yanlıştı..."
Sadece Tiananmen Kapısı'nda kalan büyük fotoğrafı için ise, "Orası" diyorlar, "1949'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin ilân edildiği balkon. Kuruluşu Mao ilân etmişti. Mao'ya, Cumhuriyetin kurucusu olarak gösterilen bir saygı..."
Yakın tarihe yönelik, âdil tavrı, Şanghay'da Çin Komünist Partisi'nin 1921'de kurulduğu binada da görebiliyorsunuz. Müze haline getirilmiş binada, Çin Komünist Partisi'nin 13 kurucusunun fotoğrafları asılı. Bunlardan 5'i partiyi terkettikleri gibi, aralarından ikisi, İkinci Dünya Savaşı'nda Japonlarla işbirliği yaptıkları için kurşuna dizilmişler. Tüm fotoğrafların yanına -Mao'nunki dahil- hiç abartmadan, hangi yıl ve ne sebeple öldükleri; yaşam süreleri içinde ne gibi görevlerde bulundukları kısa biyografiler halinde yazılmış. Yani, tarih, keyf” biçimde elden geçirilmemiş. "Resm” tarih" dili yok.
Irak'ta Saddam, Suriye'de Hafız Esad, İran'da Humeyn” ve Hamene” fotoğraflarından geçilmez. Aynı durum bir zamanlar sosyalist blok ülkelerinde Lenin fotoğrafları için geçerliydi. Bizde de benzer bir durum olmadığı bugün için dahi söylenemez. Oysa, 21.yüzyıla kişiler ve kişilerin arkasına saklanan baskı rejimleriyle değil, kurumlarla ve politikalarla geçilebiliyor.
Peki, Çin'in demokratik bir ülke olduğu söylenebilir mi?
Hayır. Pazar ekonomisinde kulaç atıyorlar ama tek parti rejimi oldukları için, bunu kitabına uydurup "sosyalist pazar ekonomisi" diye adlandırsalar da, görüştüğümüz bir gazete yöneticisi ve parti üyesi bayan, "Halk arasında sosyalist kelimesini kullanan yok. Biz sosyalist pazar ekonomisi diyoruz; onlar sosyalist kelimesini cümlenin başından atıyorlar" dedi.
Çin daha da geliştikçe ve hele Dünya Ticaret Örgütü'ne girdikten sonra, daha uzun süre tek parti rejimini koruyabilmesi mantık dışı. Ancak, bunun bugün böyle olabilmesi, Çin'in bir baskı rejimi olmasından değil, yüzyıllar boyu merkeziyetçi bir yapının siyasi kültür haline gelmesinden ötürü. Ve, bir de tabii, ülkenin kültürüne damgasını vuran Konfuçyüsçülüğün, otoriteye itaat ve kamusal disiplini öngörmesiyle de ilgili. İsteseniz de, Çin'de öyle çabucak bir Batı Avrupa modeli göremezsiniz.
Zaten, Çin'de Avrupa modeli ya da boyutlarına ilişkin hiçbir şey göremiyorsunuz. Çin'in modeli Amerika. Çekik gözlü ve milyarı aşkın, yüzmilyonlarca insanın ülkesinde Amerika'yla rekabet edebilecek ikinci bir Amerika doğuyor. Muhtemelen, ikinci milleniumun Avrupa merkezli dünyasının yerine, üçüncü binyılda Pasifik eksenli dünyası doğuyor.
Bunun, tüm dünya ve Türkiye için taşıyacağı stratejik anlamı tartışacağız...