kapat

01.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ÇETİN ALTAN(caltan@sabah.com.tr )


Bakalım daha kimlerin ipliği çıkacak pazara?

Osmanlı dönemi dahil, Meşrutiyet dönemi dahil, Cumhuriyet dönemi dahil, Demokrasi dönemi dahil; Türkiye hiç bir zaman yönetici kadroların, yüzyıllar içinde ortaklaşa çizdiği talancı, avantacı ve rüşvetçi profilinin egemenliğinden kurtulamadı...

Siyasetin getirdiği rant -bazen bedeli ağır olsa da- en büyük rant oldu Türkiye'nin geçmişinde de, halinde de...

Bu durum önlenebilir miydi?

Karl Marx'ın üstünde durulması gereken bir sözü vardır:

- Tarihte ne olmuşsa, başka türlü olamayacağı için öyle olmuştur, der.

Yüzyıllar boyunca Türkiye yönetimlerindeki talancılık, avantacılık ve rüşvetçilik de, bugüne dek önlenemeyeceği için önlenemedi.

Ancak talancılık, avantacılık ve rüşvetçiliğin neden bugüne dek "önlenemeyecek bir yozlaşma" olduğu üstünde durulabilir.

Bunun baş nedeni tarihin bir hamaset propagandası olarak kullanılması ve toplumun analitik bir tarih bilincinden uzak tutulmasıydı.

Neden tarih sadece bir hamaset propagandası olarak kullanılmıştı?

Çünkü silah teknolojisindeki gelişmelerle özdeşleşemeyen İttihatçı militarizmi, II. Wilhelm'in Genelkurmayına süngü gücüne dayalı köylü taburlarını piyasaladığı için; gerek köylü taburlarını, gerek kamuoyunu koşullandırmakta hem ırkçılığı, hem tarihi, bir hamaset propagandasının araçları olarak kullanmıştı...

Böyle olunca da, 36 Padişah'tan 14'ünün neden devrilmiş olduğunun analizlerini yapmak ve toplumsal bir tarih bilincini geliştirmek yerine; "şanlı tarih" edebiyatıyla, Osmanlı dönemlerinin talan, avanta ve rüşvetleri iyiden iyiye perdelenmiş ve aynı hamaset sloganları arkasında Meşrutiyet döneminin talan, avanta ve rüşvetleri de devam etmişti...

Bugün ise durum artık değişmektedir. Süngü gücüne dayalı köylü taburlarının dönemi kapanmış ve hamaset edebiyatının yerini evrensel bir saydamlık almaya başlamıştır.

Global sermaye, durmadan artan üretimleri pazarlayabilmek için, halk yığınlarının ekonomik düzeyini yükseltmek zorundadır. Bunun da tek çaresi, sözde bağımsız gibi görünen ülkelerdeki talan, avanta ve rüşvetlerin üstüne saydamlık projektörlerini tutmaktır.

Önümüzdeki yıllarda Türkiye de bu yeni dönemi yaşayacak; talancı, avantacı ve rüşvetçilerin ipliği her gün biraz daha çok dökülecektir televizyon ekranlarına...

Duruma Türkiye'nin iç dengeleri açısından bakıldığında...Şu sırada nice nice Susurluk tipi olayların gizli sanıkları:

- Beni yakarlarsa ben de onları yakarım, avuntusuyla bakmaktadırlar olup bitenlere...

Oysa kazın ayağı öyle değildir.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, dört dörtlük bir hukukçu olması ve politikayı şaklabanlıklarla süslenmiş bir üçkağıtçılık olarak görmemesi yanında; İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın da, gercekleştirdiği başarılarla büyük prim toplaması, siyasal yarışın yönünü değiştirmeye başlamıştır...

Siyasal rantlardan pay kapma lafazanlığı yanında, Türkiye'yi yozluktan kurtarma girişim ve çabaları, çok daha çekimli tarihsel bir kimlik sağlamaktadır talancı, avantacı ve rüşvetçilerin peşine düşenlere...

O nedenle de, Türkiye'nin dürüst kalabilmiş kadroları, galip geleceklerdir talancı, avantacı ve rüşvetçilere...

Kimbilir daha kimlerin rezillikleri dökülecek ortalığa...

İnsanlık kötüye gitmez; Türkiye de gitmez; enseyi karartmayın.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır