kapat

01.06.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

Koruyalım derken yıkanlar

BİR gazetede resmi çıktı. Nerdeyse dört duvarı kalmış harabe halinde bir ev. Eski Galata'nın nasılsa ayakta kalmış, ama herhalde daha çok kalmayacak olan evlerinden biri.

Bu evi onarıp bir pansiyon haline getirmek için proje yapılmış. Sen misin yapan? Bir sürü kişi ve kurumdan olumsuz görüş. Başı da mimar dostum vaktiyle MSÜ Mimarlık bölümünden okul arkadaşım, Galata Koruma Derneği'nin kurucusu ve eski başkanı Mete Göktuğ çekiyor.

Neymiş? Evin onarımı özgün mimarisini zedeleyecekmiş. Yığma inşaatmış, bu yükü çekmezmiş. Ayrıca o yörede otel ve pansiyonculuk olur muymuş?

Vallahi ben kendi adıma Beyoğlu ve Galata gibi yörelerin kurtuluşunu zaten otel ve pansiyonculuğa geçişte görüyorum. Bunu birkaç kez yazdım da... Bu yörelerdeki eski yapıların en iyi kullanımı ancak turizme yönelerek olur.

Ayrıca ben illa da aynen koruyacağız diye her eski binaya Ayasofya muamelesi yapan ve sonunda çivi bile çaktırmayan anlayıştan son derece şikayetçiyim. Bu aşırı bilimsel olma sevdasında, gerçekle ve pratikle ilişkisini kesmiş görüştür ki, Türkiye'de çok eserin yıkılıp gitmesine yol açtı ve açıyor. Sevgili Mete, kusura bakma ama o bina eğer bir şeyler yapılmazsa zaten yıkılıp gidecek. Görünüşe bakılırsa gelecek yıla çıkacağı bile şüpheli.

Peki o zaman asıl mimarisine biraz aykırı da olsa bu binayı ve benzerlerini onarıp kullanıma açmak niye suç olsun? Hayat hızla ilerliyor, kentler hızla değişiyor, eski aynı hızla yok oluyor. Gerçekten korumak istiyorsak, o eski yapılara yeni fonksiyonlar yüklenmesine ve bunun için belli değişiklikler yapılmasına nasıl karşı çıkarız? Öyle düşünürsek, diyelim ki Akaretler'deki Sıraselviler'in Net Holding tarafından yapılan başarılı onarımına da, eski Sepetçiler Kasrı'nın Hammam adıyla güzel bir kuruluş olarak hayata dönmesine de karşı çıkmak gerekmez mi? Ve bu karşı çıkışların sonu var mı?

Galata'daki o yapı acele onarılmalı. Sırada bekleyen başkaları da... Ve aynı biçimde, Kızkulesi'ne önceleri ben de karşı çıkmış olsam bile sonuç olarak aslına uygun biçimde restore ettiği anlaşılan Ahmet Hamoğlu'na da destek olunması ve bu güzel yapının da yeni işleviyle kullanıma açılması gerekiyor diye düşünüyorum. Eğer İstanbul'u gerçekten seviyor ve bu konuda hayalciliği değil, gerçekçiliği ön planda tutuyorsak...

Ufukta turistler gözüktü
UFUKTA turistler gözüktü. Hem de şimdiden geçen yıla kıyasla % 0-60 kadar fazla turist sayısına ulaşarak... Ve hemen gazetelerde klasik feryatlar başladı. İşte turist otobüsleri İstanbul trafiğini mahvediyormuş... Topkapı Sarayı'nın duvarlarına zarar veriyormuş... Vs. vs.

Sabah-İstanbul'un yöneticileri dostlarım... Kusura bakmayın, ama bu kez bir konudaki yazılarınızla fikir birliği içinde değilim. Yıllar önce turizmi, turisti ve turist otobüsünü nerdeyse düşman olarak gören bir Nurettin Sözen zihniyetine karşı çıkmak için oturup bir kitap yazmıştım. Şimdi de birkaç satır yazayım.

Eğer kalkınmak istiyorsak turist gelecek. Bunun başka yolu yok. Ve gelen turist de, hele çoğaldıkça, belli ölçüde trafiğimize, gündelik yaşamamıza ve sükunetimize zarar verecek. Hatta bu zarar kimi zaman eski eserlere bile yönelecek. Tüm dünyada olduğu gibi...

Yapılacak şey bunu bir olgu olarak kabul edip buna karşı akıllıca çareler aramak... Yani, kentin ve kentlinin rahatı ve tarihi eserlerin korunması fikriyle turistin gezme-görme olanakları arasında bir dengeyi tutturmak... Bu konuda bir "optimum" nokta yakalamak...

Örneğin bir çok ören yerinde ve İstanbul'da da özellikle Topkapı Sarayı'nda koruma görevlisi-bekçi sayısı son derece az. Hele Topkapı'da yasal bekçi sayısına hiçbir zaman erişilememiş. Bakanlığın bu tahsisleri yaparak, bu bütçeleri çıkartarak ve bu elemanları alarak sorunu temelden çözümlemesi gerek.

İstanbul'un turist otobüslerine ise genelde ayrıcalıklı araç muamelesi yapılması ve turist, demek ki döviz taşıyan bu araçların kayrılması gerek diye düşünüyorum.

Topkapı örneğine gelirsek: O kapıdan, yani Bab-ı Hümayun'dan nerdeyse bir yüzyıldır araç geçiyor. Kapıya zarar filan da vermiyor. Kötü olan aracın ilk avlusunun yığma araç dolması ve tam bir garaj görünümü sergilemesiydi. O durum yıllar önce ortadan kalktı. Çünkü askeriyeden alınan izinle aşağıya bir yerlere koca bir otopark yapıldı.

Doğrudur: Saraya giriş-çıkış, hem yayalar, hem de araçlar için aynı kapıdan yapılmak zorunda. Bu da sorun yaratıyor. Ama araçlar hiç girmesin, dışarda beklesin diyemezsiniz. Derseniz, onca araca duvarların dışında bekleme alanı göstermeniz gerekir. Ki öyle bir yer de yok. Elbette turistler hiç otobüsle gelmesin, Taksim'deki otellerinden itibaren yürüsün keratalar... diyebilirsiniz. Ki diyenler de var!

Çözümü oturup birlikte aramak gerekir. Belki aşağılardan bir yerden bir kapı oluşturup otoparka oradan girmek gibi... Ama turisti, turizm ve otobüsü hemen suçlu ilan eden bir zihniyetle turizm ülkesi olunmaz. Bu meslekte (yani turizmde) 30 yıl bir fiil çalışmış biri olarak benden söylemesi...


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır