


Öpüşmek yok...
Dün...
Çankaya ziyareti sırasında Akbulut, Sayın Cumhurbaşkanının elini sıkmakla yetinmedi.
Uzandı, öpmek için bir hamle yaptı.
Eh... Sezer de kaçamadı.
O da öptü... Yâni öpüştüler.
......
Meclis Başkanlık Divanı üyeleri, sıradaydılar... Akbulut öpüşünce, Akbulut'un hemen arkasındaki üye de öpüştü Cumhurbaşkanıyla.
Eyvah... hepsi öpüşecek sandım.
Bereket sıra üçüncüye (Sökmenoğlu'na) gelince, Sökmenoğlu öpüşmedi. Sadece el sıktı geçti...
Ve protokol, böylece normal'e döndü.
*
Biz Türk erkekleri, öpüşmeye pek meraklıyızdır. Günde aynı insanı bir kaç kere öptüğümüz olur...
Misafirimizi kapıda karşılarken öperiz. Yâni öpüşürüz... Yolcu ederken de öpüşürüz... Gece bir yerde karşılaşırsak yine öpüşürüz... Şapır şupur.
Cenazede, düğünde, maçta, sokakta... biz her yerde öpüşürüz.
Bence vıcık bir manzara.
Çoktanberi görüşmeyip birbirini özlemiş insanların öpüşmelerini anlarım, ama her saniye nedir, ne oluyor?..
Samimiyet ifadesi de değil bu.
Çünkü samimi olmayanlar da öpüşüyor.
Kusura bakmayın, hiç yakışık almıyor.
*
Kaldı ki Devlet Protokolü'nde öpüşmek diye bir şey olamaz. Çankaya gibi bir zirvede hiç olamaz.
Cumhurbaşkanı eğer eski dostunuz veya arkadaşınız ise, özel bir ziyarette ne yaparsanız yapın ama resmi protokolde hayır.
Atatürk'ün kimseyle öpüştüğünü sanmıyorum.
İsmet İnönü'yle öpüşenler olduysa lütfen bana anlatın. (Bence Erdal Bey'le bile öpüşmek imkânsız.)
Özal'ın bir emr-i vâki yaparak Kenan Evren'le öpüşmesi, sanırım Cumhurbaşkanlığı katındaki ender görüntülerden biridir.
*
Akbulut, bu söylediklerime kırılmasın... Türk erkeklerinin genel anlamdaki alaturkaları'ndan bahsediyorum. Hepimiz böyleyiz.
Ama Sezer, bundan sonra kimseye müsaade etmemeli...
Nezaket'e hiç lüzum yok.
Vücudunu az geri çekip öpüşmeyi bir kere refuze etse, yâni münasip bir tavır koysa, zaten bir daha kimse yeltenemez...
Tıpkı kırmızı ışık gibi... Yahut, frak gibi.
- Öpüşmek yok.