Çin'e tam zamanında gitmişim. Uluslararası gündemin birinci sırasında oturduğu sıralarda, 10 gün boyunca Çin'deydim. Nefes almadan, Beijing, Xian ve Shanghai'da 10 gün boyunca, dünyadaki her beş insandan birini barındıran bu dev ülke ne kadar tanınabilir ve anlaşılabilirse, tanımaya ve anlamaya çalıştım...
Nihayet, Çin'e de giderek, son iki ay içinde -daha önceki yılların birikimlerini de hesaba katarak- adeta yerküreyi her yanından ellerimle kavramışım gibi bir duyguya kapılıyorum.
İki ay içinde, Arjantin ve Uruguay'ı gördüm. Yani, Güney Amerika hakkında daha önce edinmediğim bir fikre sahibim. Brezilya'yı 10 ay önce gördüğüme göre, zihnim bir Güney Amerika genellemesine uygun kıvama geldi. Yine iki ay içinde, Amerika ve Kanada'nın Kuzey Pasifik boyutunu, Seattle ve Vancouver sayesinde sezebildim. Bu arada, Avrupa'da neredeyse tek görmediğim ülke kalan Portekiz'i de araya sıkıştırdım. Bir yıl önce Hindistan'ı da görmüştüm. Rusya'ya hiç gitmediysem 20 kez gitmiş ve üstelik bazı seferlerde uzunca sürelerde kalmıştım. Geriye, kala kala, Çin kalmıştı. Çin'siz yerküre; Çinliler olmadan insanlık alemi düşünülemezdi.
Çin'le ilgili en kestirme genellemeye, en süratli biçimde ilk 48 saat içinde vardım: "21.yüzyıl, muhtemelen Çin'in yüzyılı olacak!" Bunu, değiştirerek, 21.yüzyılda, Amerika Birleşik Devletleri'ne "rakip süperdevlet" olarak çıkma potansiyeli -eğer sadece değilse- en başta Çin'de mevcut...
Nitekim, Amerikan stratejik ve asker” değerlendirmelerinin de bu yönde olduğunu, "Avrupa merkezli" ve "Atlantik eksenli" Amerikan stratejisinin ibreyi Pasifik'e ve esas olarak Çin'e yöneltmekte olduğuna dair, haberler ve sızan resm” raporlar, son birkaç gün içinde Amerikan basınında manşetleri kapladı.
Bir ilginç nokta, ülkede herhangi bir "Avrupa boyutu" görülmemesi. Model, Amerika. Çin'in şehirleri, giderek, "Yeni Dünya'nın teknolojik uygarlığı"nı andırıyor. Giyim kuşam ve günlük zevkler, -Çinli kimliği her ne kadar korunuyorsa da- Amerikan ölçülerine göre.
Çin'i en "korkutucu" yapan husus, Çinli karakteri olmalı. Sabır ve inat, insanlığın hiçbir parçasında Çin'deki kadar güçlü ve çarpıcı değil. Bir örnek, ülkenin simgesi haline gelen Çin Seddi. Binlerce kilometre boyunca, sarp dağların üzerinde dansederek ilerleyen ve uzaydan görülen tek insan yapımı Çin Seddi, Çin ve Çin karakteri hakkında bir fikir veriyor.
Aynı ölçüde çarpıcı bir başka örnek, Xian'da (Şian diye okunuyor) 1974 yılında toprak altından çıkarılan ve Jacques Chirac'ın "dünyanın sekizinci harikası" diye nitelediği "terracota ordusu". Bu, topraktan imal edilmiş "yeraltı ordusu", Çin'i ilk kez birleştiren 2200 yıl önce yaşamış İmparator Qin Shi Huang'ın (Çin Şihuang diye okunuyor) mezarını korumak için yaptırttığı 7000 dolayında heykel. Herbiri farklı yüz ifadelerine sahip, savaş nizamında dizilmişler. Buna, 350 savaş arabası ve 116 atı da ekleyin... "Topraktan ordu"nun bulunduğu alana girdiğinizde, gerçekmiş gibi duran, binlerce subay ve askerle karşılaşıyorsunuz. Ve, biliyorsunuz ki, bu, 2200 yıl önce gerçekleştirilmiş...
Bu, delilik derecesindeki inat, sabır ve olağanüstü becerinin, bugünlerin ve yarınların Çin'i konusunda ipucu verebileceğini düşündüğünüzde, ister istemez, ürküyorsunuz.
Nitekim, Beijing ve Shanghai'da (Şangay), Çin'in 21.yüzyılının ipuçlarıyla daha da somut ve en görkemli biçimde karşılaştığınızda, -ki, başta Hong Kong,, Çin'in belli başlı tüm şehirlerinin böyle olduğunu öğreniyorsunuz-, kafanızda Amerika-Çin kıyaslaması yapmaktan kendinizi alamıyorsunuz.
Peki, ya rejim? Evet, tek parti rejimi. Komünist Partisi'nin "komünistliği" sadece adında kalmış. Ülkede tek bir Mao portresi var, o da Çin Halk Cumhuriyeti'nin 1949'da ilân edildiği Yasak Şehir'in girişindeki Tiananmen Kapısı'nın üzerinde. O kadar. Çin'i bugünlere taşıyan Teng Xiaoping'in dahi tek bir fotoğrafını görmüyorsunuz; şimdiki Başkan Jiang Zemin'inkini de...
Yani, Çin, Üçüncü Dünya değil. Elbette, 1 milyar 250 milyon nüfuslu dev bir ülkenin onmilyonlarca yoksul insanı var ama yine de Çin, Üçüncü Dünya değil...
Çin, tek yazıya sığmaz. 21.yüzyıla ilişkin tüm bakış açımızı ve stratejik konseptlerimizi gözden geçirmemizi zorlayan Çin'i, önümüzdeki yazılarda ele almaya devam edeceğiz...