


Polisimin yapayalnızlığı..
Kaya Çilingiroğlu bir daha yazdı bana.. "'Sayın Hıncal Uluç' diye yazmam, okuyucu önünde incelik gereğidir. Tabii karşılaştığımızda benim için 'Sevgili Hıncal'sın" diyerek..
İşte bu, Kaya.. Şimdi iki özür de benden..
Ülkenin en ünlü bebeği Zehra'nın adını Zeynep diye yazdığım için bir..
Kaya haklı.. Hülya'nın arabasının plakasını açıkça yazdığım için, iki.. Bu terör dünyasında, hem Hülya'nın kendisi de tehditler altında iken, numarayı yazmaya gerek var mıydı?. Düşüncesizlik ettiğim kesin.. Hülya'ya öyle bir kızmıştım ki, öfkem, mantığımın önüne geçmiş demek. Adını yazmam yeterli idi, amaç için oysa..
Bir de..
Kaya bana bir fotokopi göndermiş. "Polisler Hülya'ya da ceza yazar" diye.. O zabıtta, Hülya'nın değil, kendisinin adı var yalnız.. Ben tekrar ediyorum..
Trafik polisleri özellikle ünlüleri hiç acımadan çevirmeli ve teşhir etmeli..
Çünkü onlar örnek oluyorlar, önder oluyorlar..
Ben asıl İstanbul Trafik Müdürlüğünün fotokopisini bekliyorum. Çifte telefonlu ve emniyet kemersiz Hülya'ya ceza yazdılar mı, yazmadılar mı?.. Bu köşede yayınlanan hemen tüm numaralar için gereğinin yapıldığı bana hemen bildirildi, fotokopilerle..
İki kişi hariç..
Mustafa Denizli ve Hülya Avşar!..
Sıradan vatandaşın numarasını yazdığım zaman şimşek kesiliyor polisim. Ünlü birini yazdığımda ise, sümen altı..
Sevdiklerinden mi göz yumuyorlar, yoksa "Başıma iş açılır" diye korktuklarından mı?..
Her iki halde de, görevlerini adil yaptıkları söylenemez..
Gücü güçsüze yeten polise bu ülke insanı, inanır, güvenir mi?..
Güçlüye "Geç" diyen polisin, güçsüzü durdururken vicdanı rahatsız olmaz mı?.
Ama o kadar çok polis "Sen benim kim olduğumu biliyor musun" diyenler tarafından sürdürüldü ki?..
İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir, açık açık garanti vermeli..
"Suç işleyenin gözünün yaşına bakmayın evlatlarım, arkanızda ben varım" diyerek.. Var mı, sahiden?.. Neden hep, şahinler, doğanlar çekilir, mersedesleri çekme kamyonlarında göremezsiniz?.
Neden kuryelik yaparak aile geçindiren zavallı gençlerin mobiletleri polisin gözüne batar da, herbiri apartman katı değerindeki "de luxe" motosikletler, patlamış egzosları ile insanların kulaklarını patlatırken karakola çekilmez?..
Yanıt basit.. Güçlünün üzerine yüreği ile gidecek polis yapayalnızdır da ondan!..
Ve onun da kurulmuş bir düzeni, geçindirecek bir ailesi vardır!..
Bu ülkede "Çantanızı herkes gibi siz de kontrol aletine koymalısınız" dediği adam yargıç çıkınca tutuklanan polise kim sahip çıktı?.. Amirleri mi, bakanı mı, Adalet bakanı mı, Yüksek Hakimler Kurulu mu, medya mı?..
Yargıçların terörist olmayacağının garantisi mi var?..
Şu Hizbullah sanıklarını incelediniz mi hiç?.
Polisi eleştiriyorum. Eleştireceğim.. Ama onun yalnızlığını da çok iyi biliyor ve içimde hissediyorum!..
Yeni Gün ve Kolej yıllarından..
M.Ali Kışlalı'nın şefliğinde beni gazeteciliğe başlatan Yeni Gün günlerini çok anıyor, o ekibe çok yer veriyorum sütunlarımda..
Güneş Tecelli'yi yıllar süren uykusundan uyandırdım. Abuzittin'e mektuplar cumartesi günlerimizin keyfi oldu. Güneş her hafta daha da forma giriyor. Kolay değil, yıllarca kalemi bıraktıktan sonra milyonların karşısına çıkmak..
Baktım Başkurt da heveslenmiş gene.. Bir mektup aldım.. Mektup değil yazı..
Yeni Gün'ün en genci idi Başkurt.. M. Ali ağabeyden de en çok fırçayı o yerdi.. Bak bakalım ağabey, bu defa olmuş mu, Başkurt'un yazısı..
* * *
Sevgili Hıncal,
Zaman zaman, sadece adımla bile olsa sevimli sütununa misafir olmak hoş oluyor.. Hele hele Sevgili Güneş'in Abuzittin'e mektupları ile taa gerilere, Yeni Gün'deki 60'lı yıllarımıza gidiyorum..
Ankara Koleji.. Benim içeride senin dışarıda yıllarımızı geçirdiğimiz eğitim yuvası..
Geçen hafta biz Kolej'lilerden 65 kişi Ankara'da 40'ıncı mezuniyet yılımızı kutladık.. Dile kolay, bu ortaokul hazırlık sıralarında başlayan tamı tamamına 47 yılın karşılığı bir beraberliğin kutlanması.. Hatta ilkokula da orada başlayanlar için 52 yıl.. İnanılmaz bir çoşku içinde çocukluk ve gençlik yıllarımızın anılarını tazeledik.. Kimimiz profesör, kimimiz büyükelçi, kimimiz işadamı, kimimiz gazeteci ya da emekli memurduk, hatta 50'sinden sonra pilot olan bile vardı, ama hepimiz o gece yarım asrı çoktan geride bırakmış saçları beyazlaşmış, ya da dökülmüş 11 yaşındaki çocuklardık..
Gazeteci dedim.. Emin Çölaşan aynı sıraları paylaştığımız kardeşimiz ve aramızda en medyatik olanıydı.. Sıra dansöze geldiği zaman amatör fotoğrafçılar birden paparazzi kesilip Emin'in dansözle resimleri çekmek için adeta birbirlerini tepelediler.. Eminim çoğunun aklında bu fotoğrafları Melih Gökçek'e nasıl pazarlarız vardı.
Öyle sıcak, öyle güzel bir geceydi ki..
Düşündüm ki bu hislerimi "En Büyük Kolejli" Hıncal benden daha iyi anlar.
Sevgilerimle,
Başkurt
* * *
Ben lisedeyken babamın parası, çocuklarını kolejde okutmaya yetmezdi. Ben sadece kolejin yanındaki evime giriş çıkış saatlerimi, okulun dağılma saatlerine göre ayarlardım. Yok canım.. Allah kuru iftiradan saklasın.. Ankara'nın en güzel kızlarını cıvıl cıvıl görmek için değil.. Kolejin o Ha Babam, o Ispanak sınıflarında en iyi arkadaşlarım vardı, Başkurtlar, Güneşler vardı da ondan..
Onlar zaman zaman okulu asarlardı, ama ben Kolej giriş ve çıkışlarımı hiç ama hiç asmadım. Her sabah, öğle ve akşam üstü, yağmur, kar demeden hep ayni köşede olurdum.
En Büyük Kolejli oluşum ordan geliyor!..
Maliye Bakanı'na
Koskoca medya yummuş gözünü.. Bir Turgay kaptan bir ben.. 16 milli futbolcunun utanç veren dilenciliği konu..
Hani şu jipler.. 22 kişinin emeği varken, sadece 16'sına aylar süren dilenmeler, ağlamalar, yakarmalar sonucu verilen mersedes jipler..
Turgay Şeren, değirmenin suyunu sormuş. Spor Bakanı Fikret Ünlü de sormuş..
Federasyondan gelen yanıtı, Turgay kaptan köşesinde yayınladı: "Haluk Ulusoy 16 mersedes jipin parasını cebinden vermiş.."
Sevgili Maliye Bakanım Sümer Oral,
Bir defada 16 mersedes jipin hediye edilmesi kolay değil..
Bol keseden bu hovardalığı yapan Haluk Ulusoy'un son beş yıl hesaplarını inceletir, mesela 1995'ten beri ne kazanç gösterip ne vergi ödediğini soruşturma emri verir misiniz?.
Bu mersedeslerin kdv, alım satım ve intikal vergilerini kim ödüyor, onu da merak ediyorum.
Bu mersedes hediyeler, bizim sevgili vergi uzmanı Şükrü Kızılot'a göre beyanname verilmesi gereken gelirler..
Bu beyannameler verilmiş, gelir vergileri ödenmiş mi?..
Kim ödemiş?..
Eğer soruşturma lütfederseniz.. Ayrıca finale kalan takıma prim olarak adam başı neler ödenmiş?.. Bunların vergi durumları nedir?..
Bu soruların doğru yanıtını federasyondan almak mümkün olmadığı için, sizin müfettişlerinizi zahmete koşuyoruz, Sevgili Bakanım..
Kusura kalmayın..
Arapça değil mi?..
Yıllar önce Şalom gazetesinden nakletmiştik, futbol terimlerinin arapçasını.. Uğur Pembecioğlu bu defa bankacılık terimlerinin arapçasını göndermiş..
* * *
* Hom-el banknot: Banka
* Resim-ül evrak: Faks
* Memure-tül gazale: Ceylan Gibi Memure
* Hesab-ül inşallah: Yarınlı Hesap
* Hesab-ül mektebi: Okullu Hesap
* Banknot el-haram: Faiz
* Memure-tül beyt: Evde kalmış bayan Memur
* Katlü zaman: Boşuna Evrak Arama
* Mevt-ül hesap: Kapanmış Hesap
* İştigal-el fuzuli: Mevduat için Müşteriyi tavlamak isteyen memur
* Mudi-ül cenabet: Borsada Kaybeden Müşteri
* Mucid-il el şeytan: Bilgisayar
* Bakiye-tül ruj: Kırmızı Eksi Bakiye
* Veled-ül zina: Müşteriyi Aldatan Bankacı
* Merkeb-ül sakin: Sakin ve de çok çalışan memur
* Hat-ül lak lak: Dahili telefon
* Site-ül haramiye: İnternet ortamında sakıncalı site
* Evrak-ül muazzama: Kıymetli evrak
TEBESSÜM
Fıkra Eren Özkul'dan..
Hitler toplama kamplarından birini teftiş ederken Yahudilerden birini çağırıp sorar.
-İki, üç daha kaç yapar?
Cevap "Sekiz" diye gelince yanındaki Göbbels'e sorar:
-Burası ne biçim toplama kampı?!..
SEVDİĞİM LAFLAR
Yenileceğinden korkan, daima yenilir.
Yıldırım Beyazıt
BİZİM DUVAR
Şimdi herkes şu sorunun cevabını merak ediyor, UEFA kupası finalinden sonra hayat var mı?
Hakan&Utku