DÜNYANIN en tanınmış "köprübilim" uzmanları, Mimar Sinan Üniversitesi'nin düzenlediği "Antikiteden Günümüze Büyük Açıklıkların Aşılması" konulu uluslararası sempozyumda biraraya geldi. 2 Haziran'a kadar sürecek sempozyumda gelişmiş köprü teknikleri üzerinde tebliğler sunulacak. Betonarmenin yerini alan "çelik uzay kafes" sistemlerinin, kablolu-germeli veya pnömatik membran strüktürlerin uzay çağı ivmesi içerisinde kaydettiği akıl almaz gelişmelerden örnekler verilecek. Alman profesörler Knittel ve Kupfer, çağımızın en önemli köprübilimcisi Ulrich Finsterwalder'in Ren Nehri boyunca inşa ettiği hem estetik hem teknik yönden efsaneleşmiş köprüleri anlatacaklar.
BÖYLE saygın bir buluşma için İstanbul'un seçilmesi rastlantısal değil. Büyük uygarlıklara başkentlik etmiş İstanbul'u Ayasofya, Süleymaniye gibi dev anıt-eserleri ve Boğaz Köprüleri gibi günümüz teknolojisinin görkemli yapıtlarını birarada barındırması açısından, köprübilimciler özellikle seçti. Sinan Usta'nın şaheserleriyle modern mimarinin çarpıcı örnekleri yanyana durduğu İstanbul elbette ki, köprübilimcilerin uluslararası randevuları için eşsiz bir ortam sunuyor.
KONUK bilim adamları İstanbul'u da gezecek; hem tarihi, hem çağdaş köprüleri görecek ve inceleyecekler. Başta Sinan'ın eserleri olmak üzere tarihi köprülere, bazılarının bakımsızlıklarına hüzünlenmekle beraber, mutlaka hayran kalacaklar. Çağdaş teknolojinin eseri Boğaz Köprüleri'ni de İstanbul gibi devasa bir megapol için uygun ve gerekli bulabilecekler. Ama acaba, kapakları hala güvenli şekilde açılıp kapanamayan, her türlü estetikten yoksun yeni Galata Köprüsü için ne düşünecekler? O sevimli, güzeller güzeli eski Galata Köprüsü'nün Haliç'te uzak bir köşeye atılıp yerine bu şekilsiz ve işlevsiz "demir-beton yığını"nın oturtulmasına ne diyecekler?
KEŞKE mümkün olsa da, yeni Galata Köprüsü'nü onlara göstermesek. Ama o kadar ortalık yerde duruyor ki, saklamak mümkün değil. Zaten biz saklasak, bu köprünün "ayıplı" ününü onlar zaten, bizden iyi biliyor.