Gemiler karadan yürüdü
Genç Padişah'ın askeri dehası sayesinde gemiler Haliç'e karadan yürütülerek indirildi. Savaşın kaderini değiştiren bu olaydan sonra Bizanslılar'ın direnci iyice kırıldı...
22 NİSAN 1453 sabahı Türk Donanması'nı, önünde gerili kalın zincire rağmen Haliç'te gören Bizanslılar korku ve dehşet içinde kaldılar. Gördüklerine inanamıyor, birbirlerine bu işin nasıl gerçekleştiğini soruyorlardı....
Oysa bu sorunun cevabı çok basitti. Türk Donanması'nın mutlaka Haliç'e girmesini isteyen Sultan II. Mehmet, gemiler liman ağzına gerili zinciri aşamayınca başka bir çare bulmuştu.
Bu o güne kadar görülmemiş, düşünülmemiş bir olaydı. Gemileri karadan denize indirecekti. O çağdaki teknik koşullara göre bu düşüncenin gerçekleştirilmesi çok zordu. Ama II. Mehmet, İstanbul'un fethi uğruna daha önce nice inanılmaz olayı gerçekleştireceği güzergahı tespit etti. Tophane sahilinden Boğazkesen'e, oradan da bugünkü Pera Palas yanından Kasımpaşa'ya uzanan alan bu iş için uygun görüldü.
KIZAKLAR YAĞLANDI
Arı gibi çalışan binlerce asker önce bir bölümü ormanlık olan yolu hazırladılar. Bu yola ağaçlardan kızaklar yapıldı. Kızaklar yağlandıktan sonra 21 Nisan gecesi gemilerin karadan yürütülmesine karar verildi. O gece surların sürekli bombardımanıyla Bizanslılar meşgul edilirken 72 parça -bazı kaynaklara göre 67 parça- gemi, olağanüstü bir çabayla denizden çekilerek kızaklar üzerine oturtuldu ve çekme işlemi başlatıldı. Yaklaşık 1.5 kilometrelik yol boyunca yürekleri iman gücüyle bilenmiş askerler, koca gemileri çekerek karadan yürüttüler. Gemiler yokuş yukarı çekilirken mandalardan da yararlanıldı.
KÖPRÜ OLUŞTURDU
II. Mehmet bir mucizeyi gerçekleştirmiş, Bizanslılar'ın kalplerine yeni korku tohumları ekmişti. Olay, tüm Bizans'ta büyük korku yarattı. Şehri Türkler'e karşı kılıç elde, son ana kadar savunmak isteyen askerlerin bile maneviyatı sarsıldı. Bizanslı tarihçi Dukas -eserinde taraf tutmasına rağmen- bu olay karşısında duyduğu şaşkınlığı şöyle dile getiriyordu.
"Böyle bir harikayı kim gördü ve kim işitti? Zamanımızın İskender'i olan II. Mehmet, karayı denize tahvil etti (dönüştürdü) ve gemileri dalgalar yerine dağların tepesinden geçirdi..."
Ancak, II. Mehmet'in Bizanslılara hazırladığı sürprizler bitmemişti. Bu kez yüzlerce fıçı ve sandal yan yana getirilerek Haliç'in iki kıyısı arasında bir köprü oluşturuldu. Bu köprüden geçirilen çok sayıda topla, Haliç surları ateşe tutuldu. Bunun sonucu olarak İmparator, Topkapı tarafındaki surları savunmakta olan askerlerin bir bölümünü Haliç surlarına kaydırmak zorunda kaldı. Bizanslılar'ın köprüyü ve Türk Donanması'nı yakmak için yaptığı girişimler ise bir sonuç vermedi.
Galata tepesine yerleştirilen, yine Sultan II. Mehmet'in buluşu olan ve günümüzdeki havan toplarına benzeyen topların ateşi altında çok sayıda ölü bırakarak geri çekilmek zorunda kaldılar.
SONUÇSUZ SALDIRILAR
Bizans'ın surlarına Topkapı yönünden 6 Mayıs günü büyük bir saldırı daha gerçekleştirildi. Ancak Bizanslı askerlerin olanca güçleriyle karşı koymaları sonucu Türk Ordusu fazla kayıp vermemek için geri çekilmek zorunda kaldı.
12 Mayıs'ta bu kez Edirnekapı surlarına yönelik yapılan saldırı da Bizanslılar'ın ihtiyat güçlerinin buraya zamanında yetişmesi nedeniyle sonuç vermedi.
Savaş sadece surlar önünde, yeraltında sürüyordu. O zamanki deyimle lağım (tünel) açan Türk savaşçıları surların altından kente girmek üzereyken karşılarında Bizanslılar'ı buldular. İki taraf arasında yeraltında şiddetli bir çarpışma oldu. Bizanslılar açılan tüneli çökerterek çok sayıda Türk askerinin şehit olmasına yolaçtı.
İMPARATORA SON TEKLİF
Günler geçiyor, kuşatmadan bir sonuç alınamıyordu... Ancak II. Mehmet'in İstanbul'u fethedeceğine dair inancı sarsılmamıştı. Üstelik Bizans'taki casuslar aracılığıyla kentte durumun son derece kötü olduğunu öğrenmişti. Kuşatma nedeniyle şehirde açlık baş göstermiş, ümitsizlik son hadde varmıştı. Rahipler halkın moralini düzeltmek için Meryem ve İsa tasvirlerini sokaklarda dolaştırıyor, Ayasofya'da ayin üzerine ayin düzenleyerek Tanrı'ya yakarıyorlardı.
Türk Ordusu'nun güçlü bir saldırısı bu düğümü çözecekti. Ancak II. Mehmet, insancıl bir tabiata sahip olduğundan boşu boşuna kimsenin ölmesini istemiyordu. bu nedenle son hücuma geçmeden önce İsfendiyaroğlu Kasım Bey'i, Bizans İmparatoru'na elçi olarak gönderdi ve şehrin teslim edilmesini istedi. Şartları son derece makuldü: Şehrin teslim edilmesi halinde İmparatorun canına, malına dokunulmayacaktı. Hazinesini alıp istediği yere gitmekte özgür kılınacaktı. Hatta isterse kendisine Mora Despotu olma imkanı da sağlanacaktı.
İmparator, İsfendiyaroğlu Kasım Bey'i dinledikten sonra savaş meclisini topladı. Müşavirleri (danışmanları) ve din adamları ona gözyaşları arasında gitmesi için yalvardılar.
İmparator Konstantin konuşmuyordu. O tarihe canını kurtarmak için şehrini, insanlarını feda eden korkak bir insan olarak geçmek istemiyordu.
O halde Bizans, son asker toprağa düşene kadar savunulacaktı. Şimdi bütün gözler ona çevrilmişti, heyecanla dudaklarından dökülecek sözleri bekliyordu. İmparator, ağır ağır konuşarak kararını açıkladı:
"Böyle bir felaket içinde rahiplerimi, kutsal tapınakları, tahtımı ve milletimi bırakmaya asla karar vermeyeceğim. Dünya benim hakkımda ne diyecek? Aksine ben sizden rica ediyorum. Benden sizleri bırakmamamı isteyiniz. Evet... Sizinle, hepinizle birlikte burada ölmeyi arzuluyorum."
HÜCUM NUTKU
İmparatorun cevabını alan Sultan II. Mehmet şaşırmadı. O zaten böyle bir cevap geleceğini tahmin etmişti. Artık günah kendisinden gitmişti. Bizans'ı savaşarak alacaktı.
Sadrazam, vezir ve komutanlarıyla yaptığı toplantıda son saldırı günü olarak 29 Mayıs tespit edildi. Bu tarihe kadar bütün hazırlıklarını tamamladı.
28 Mayıs'ı 29 Mayıs'a bağlayan gece tüm ordugah meşalelerle aydınlatılırken komutanlarını toplayarak onlara hitaben bir konuşma yaptı. Padişah konuşmasında -özetle- şunları söyledi:
"Sizleri buraya, kararlaştırdığım umumi hücumda şimdiye kadar gösterdiğinizden daha büyük fedakarlık ve cesaret istemek için topladım. Cihanda ün salmış İstanbul gibi bir şehri zaptedeceksiniz. İstanbul'un adı geçen yerlerde o şehri zapteden kahramanlar olarak şan ve şerefle anılacaksınız.
HEDEFİNİZ VİRANELİK
Sahipleri bize daima pusular hazırlayan bu şehri aldıktan sonradır ki emin yaşayabileceğiz. Kapımızı açık bırakabileceğiz.
Kale duvarlarını toplarla o kadar çok hırpaladık ki size hücum hedefi olarak bir kale duvarı değil, bir viranelik gösteriyorum. Fakat bununla beraber şehrin alınmasını pek o kadar kolay zannetmeyin.
Sur enkazı üzerine atılacak yiğitler büyük tehlikelerle karşılaşacaklardır. Maharetimiz ve cesaretimiz her şeyden üstün gelecektir. Zafer rüzgarı bizden yöne esecektir. Konstantaniye bizim olacaktır. Bütün yiğitliklerini takınınız, askerimizi şevk ile dövüşmek üzere koşturunuz. Onlara anlatınız ki, askerlik, harp üç şeye bağlıdır. 'Namus, itaat, yılmamak.'
Hücumda ben sizin yanınızda olacağım. Herkesin görevini nasıl yaptığını göreceğim. Şimdi selametle çadırlarınıza dönünüz, yemek yiyiniz, dinleniniz, emirlerimi askerlerimize bildiriniz. Hücum emri verildikten sonra söz sizindir..."
EN UZUN GECE
Aynı dakikalarda İmparator Konstantin Ayasofya'da düzenlenen büyük bir ayine katılıyor, daha sonra surlara giderek askerlerine moral verici konuşmalar yapıyordu. Bu arada askerlerin savaş sırasında kaçma umudunu yok etmek amacıyla şehrin bütün kapıları kilitlenmiş, anahtarları İmparatora teslim edilmişti.
Halk ise, önlerinde papaz ve rahipler olduğu halde sokaklara dökülmüş, bütün günahlarını yüksek sesle itiraf ederek sokak sokak dolaşıyor, "Allahım bize merhamet et" diye bağırışıyorlardı. Önlerinde yer alan ve kutsal emanetleri taşıyan din adamları ise, hep birlikte dua okuyor, Tanrıdan Türkler'i şehre sokmamasını niyaz ediyordu...
O gece her iki taraf için de en uzun gece oldu... Kimsenin gözünü uyku tutmadı.
Kader anı gittikçe yaklaşıyor, şafak söküyordu. Tam 52 günlük kuşatmadan sonra Bizans'a son darbenin indirileceği an gelmişti...
Ömrü savaş alanlarında geçti
30 YILI aşkın hükümdarlığı döneminde 2 imparatorluk, 14 devlet ve tam 200 şehri Türk topraklarına katan Fatih Sultan Mehmet, babasının ölümü üzerine 1451 yılında Padişah oldu.
İstanbul'un fethini 1453 yılında gerçekleştiren Fatih, Sırbistan, Mora, Bosna, Hersek ile Arnavutluk ülkelerini Türk topraklarına kattı.
SEFERE ÇIKARKEN ÖLDÜ
Batı'daki seferlerini tamamladıktan sonra Doğu'ya yönelen Fatih, İsfendiyar ve Karaman beyliklerini ortadan kaldırmış, 1461 yılında Trabzon Pontus İmparatorluğu'na son vermişti. Daha sonra Karakoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan'ı 1473 yılında Otlukbeli Meydan Savaşı'nda büyük bir yenilgiye uğratan Fatih, yeni bir sefere çıkarken 1481 yılında Gebze'de öldü.
Arapça ve Farsça'dan başka Latin ve İbrani dillerini de bilen Fatih, güzel sanatlara ve müspet ilimlere büyük önem vermiş, portresini yaptıran ilk padişah olmuştu. Fatih'in fiziki özellikleri ise kaynaklarda şöyle anlatılır:
"Orta boylu, geniş omuzlu, kaşları yüksek ve kavisli, çehresi beyaz, saçı sakalı siyah ve kıvırcık, gözleri parlak, burnu şahin gibi kemikli..."
O'nun askeri dehası ise kazandığı büyük zaferlerden hemen anlaşılmaktadır.
BİZANS'I DEHŞETE DÜŞÜREN OLAY: DONANMA HALİÇ'TE
Türk donanması, Bizanslılar'ın liman ağzına gerdikleri kalın zinciri aşamıyordu. Oysa şehrin savunma bakımından en zayıf noktası bu bölgeydi. Donanmanın Haliç'e girmesini isteyen II. Mehmet, akıl almaz bir mucizeyi gerçekleştirdi.
21 Nisan'ı 22 Nisan'a bağlayan gece tam 72 parça gemi, kalaslar üzerinde Tophane'den Kasımpaşa'ya kadar i
nsan gücüyle çekilerek Haliç'e indirildi. Ertesi sabah, Türk donanmasını Haliç'te gören Bizanslılar dehşet içinde kaldılar.
Savaş; denizde, karada ve yeraltında sürüyordu. Yeraltından tünel kazarak surların gerisine ulaşan Türk askerleri karşılarında Bizans askerlerini buldular. Yeraltı savaşı, Türkler'in geri çekilmesi ve tünelin çökertilmesiyle sonuçlandı.
Bizans'ın direnişinin tükenmek üzere olduğunu gören genç Padişah, İmparator'a elçi göndererek şehrin teslim edilmesini istedi. Ancak Konstantin bu teklifi de reddedince son saldırının tarihi belli oldu: 29 Mayıs.
|