


Başsavcıyı dinlemek...
Filozof Russell, uygar insanın sorumluluğunu, "yararlı siyasetin akıllı yönetimini gerçekleştirmek" olarak tanımlıyor.
Cumhuriyetin temel felsefesi buydu. Mustafa Kemal, Cumhuriyet'in ilan edileceği gece Celal Nuri'yi aydınlanma felsefesinin ayrıntılarını belirlemekle görevlendirmişti. Aydınlanmanın gerçekçi hedefi olarak laikliği benimsemiştik. Hedefin cesur mücahitleri Cumhuriyetimizin savcıları olacaktı.
Bunun onurlu bir örneğini yaşadık...
***
Uluslararası Rotary Kulüpleri Bölge Konferansı'nın onur konuklarından birisi Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş'tı. Türkiye'nin duyarlı konuları üzerindeki görüşlerini anlattı.
Öylesine ilgi ile karşılandı ki, ertesi gün bir konuşma yapması daha rica edildi. Ve iki kez konuştu.
Vural Savaş'ın anlattıkları çeşitli vesilelerle gündeme getirdiği başlıklarda yoğunlaşıyordu. Temanın özü, laik ve demokratik cumhuriyetin korunma sorumluluğuydu.
Başsavcı "irtica" ile ilgili görüşlerinin artık laik olduğu iddiasını taşıyan gazetelerde bile yeralmadığının sitemiyle konunun duyarlılığını gündeme getiriyordu.
Hukuk Fakültesi'nde okuduğu yıllarda aydın zihinli hocaların konuya nasıl yaklaştıklarının anekdotlarıyla süslediği konuşmasında, Avrupa Birliği; karşısında Türkiye'nin sıkıntılarını anlattı.
Geçmişten örnekler getirdi; uygarlık ve aydınlık felsefesinin irtica ile nasıl engellenmek istendiğini açıkladı. Şeyhülislam Ebusuud Efendi'nin fetvalarından örnekler verdi.
***
İrtica deyimi, son günlerin modası değildir. Meşrutiyette ve cumhuriyette çok kullanılmıştı. Mürteci, daima karanlığı simgelemiş ve ahlaki çöküntüler içinde filizlenip, toplumu çökertmek için her fırsatta boy vermişti.
Bugün irtica deyimi, çağdaş ve laik düzeni yıkmaya yönelen faaliyetleri tanımlıyor. İslam'ı "din" olarak idrak etmek yerine, bir siyasi mücadele modeli veya rejim olarak kullanmanın tuzakçılığını özetlemekte...
***
Yeni Osmanlı Hareketi, aydınların gerçekleştirdiği bir devrimci demokrat girişimdi. İçeriğinde çağın laik değerleri vardı. Buna rağmen geleneksel İslam'dan, ideolojik İslam'a geçişin tohumları bu dehlizlerde filizlendi. İttihatçıların İslam anlayışı da kaynağını bu hareketten aldı. Meşrutiyet disiplininde olgunlaştırdıkları değerleri cumhuriyete devrettiler.
Cumhuriyetin yoğun laiklik uygulaması yirmi yıl kadar sürdü. Bu yoğunluk, demokrasi sürecinde İslamcılık hareketini biçimlendirdi. Demokrasi hareketi bu birikimde yeşerdi. 1946'dan itibaren kurulan partilerin büyük bölümü İslam'a dönüş isteğinin biçimlendirdiği partilerdi.
Milli Kalkınma Partisi, İslam Koruma Partisi, İslam Demokrat Partisi, Türk Muhafazakar Partisi, geleneksel İslam'ı siyasete hakim kılmak isteyen
***
Demakrosi tecrübemizin bize öğrettiği çok şey var; lakin, demokrasimiz bir türlü tecrübe kazanamıyor. Herkes bir yanından tutup çok şeyi söylediğinin tesellisinde...
Demokrasiye imreniyoruz ama sahip olmanın gerektirdiği dürüst cesareti gösteremiyoruz...
Düşünebiliyor musunuz, Yargıtay Başsavcısı, cumhuriyetin temel ilkelerini savunan görüşlerinin ve çalışmalarının medyada "mâkes bulmadığını" belirterek yurttaşları uyarıyor.
Başsavcının tarih bilincinde aktardığı bilgiler çok çarpıcıydı. Söylediklerini, belgelerle, delillerle kanıtlayan üslubu dinleyenleri ürküten bir doğruluk değeriydi.
İslam'ı gerçek anlamda idrak edenlere göre, "mümin ile mürteciyi ayırmak özen ister. İyi niyet ister. Bunlar yetmez; gayret ister. Gayret de yetmez, maharet ister."
Cumhuriyetin cennetinde hâlâ şairin dediği gerçek yaşanıyor:
Cennet denilen meclise girdik; lakin,
Mümin ile münkiri beraber gördük...