


Her soruya cevap veremem..
Birinci sayfadaki spota aldığım soruların cevabını benden beklemeyin.. Bu soruları düşünce mekanizmanızı tembellikten kurtarmak, sizlere fikir jimnastiği yaptırmak için soruyorum.. Ayrıca köşemde yer doldurmaya yarıyor..
Allah şu radyocu milletinden razı olsun. Kültür mantarı gibi türediler de "gençlik" onların sayesinde kendisini ifade edebilme imkânı buldu.
Üstelik bu radyo DJ'leri sayesinde, yıllardır sürüp giden bir tartışmaya da açıklık geldi.
Bu milletin okumuşları yüzelli senedir ikiye çatlamış durumdaydı. Bir kısmı "halkı" beğenmez, diğer kısmı da "halkı beğenmeyenleri" beğenmezdi.
Halkı beğenmeyenler yıllardır "ahalinin anlama özürlü olduğunu" savunur. Halkı beğenmeyenlere kızanlar ise "Hayır! Halkımız anlama özürlü değildir, siz anlatamıyorsunuz.." fikrinden giderler..
Rahmetli Aziz Nesin "Ahalinin yüzde atmışı aptal" dediğinde çarşı bu yüzden karıştı.. Herkes Aziz Nesin'e öfkelendi. Bir Allah'ın kulu da çıkıp "Beyler! Yüzde kırk akıllı ne yapar hesapladınız mı? Nüfusa vurduğunuzda 25 milyon eder ki Avrupa'nın tamamından bu kadar akıllı çıkmaz.. Yazar bize iltifat etmiş, ne kızıyorsunuz?" demedi.
***
İşte radyo DJ'lerinin büyük hizmeti tam bu noktada ortaya çıktı. Sayelerinde elimizde o kadar fazla örnek oluştu ki, sözünü ettiğim tartışma anlamını kaybetti..
Evde kahvaltı ediyordum. Radyoyu açtım. Denk geldiğim kanalda bir DJ'ye rastladım. Oğlan tam o sırada "Size bir kelime soracağım.." diye konuşuyordu.. Acaba ne soracak diye kulak kesildim. "Sözlere (Erozyon) sözcüğünü soracağım.." dedi ardından ekledi:
"Erozyon bitki örtüsünün olmadığı yerlerde doğa şartlarına bağlı olarak toprak kaybıdır.."
Sonra ekledi:
"Şimdi size soruyorum. Erozyon ne demektir?"
Kendi kendime "Oğlan resmen milletle dalga geçiyor.." diye söyleniyordum ki radyodan canlı telefon bağlantıları başladı.. İnanmayacaksınız ama yarışmaya katılanlar, önceden açıklanmasına rağmen cevabı bilemediler.
Şimdi diyeceksiniz ki "erozyon" yabancı kökenli bir sözcük, ahali şaşırmış olabilir..
BETERİN BETERİ VAR..
Daha beterine de denk geldim.. Ödüllü bir yarışma düzenleyen radyo programcısı soruyor:
"Her millette bir tane vardır.. Milli bayramlarda evlerimize asarız. Gönderlere çeker, gururla seyrederiz.. Her milletin sembolü olan bir kumaş parçasıdır.."
Sorunun basitliği karşısında "Resmen danışıklı döğüş.." diye homurdanıyordum ki Amasya'dan mı Tokat'dan mı ne, telefon bağlantısı yapıldı.. Kendini uzun uzun tanıtan erkek yarışmacı cevap verdi:
- İngiliz kumaşı..
Radyocu oğlanın da çelik gibi sinirleri varmış.. Umudunu kesmediğinden hâlâ yarışmacıya hayat vermeye çalışıyor:
- Biraz heyecanlı olduğunuzdan hatırlayamadınız galiba.. İyi düşünün.. Farklı renklerde olur ama insanlar onun uğruna ölür..
- Yatak çarşafı!
***
Radyo DJ'yi terbiyeli olmak zorunda kaldığından tepkisini belli etmedi ama lafın burasında "Çüüüüş" çekmek bana düştü. Ülen hiçbir şey bilmiyorsan o kadar savaş filmi seyrediyorsun televizyondan..
Bre imansız! Bugüne kadar hangi askeri birliğin, düşmanın elinden aldığı tepeye, bölük komutanının yatak çarşafını diktiğini gördün?
Bu verdiğim iki örnek, yukarıda sözünü ettiğim aydın tartışmasında "Ahali anlamıyor" diyenlerin işine yarar.. "Halkı beğenmeyenleri beğenmeyenler.." için de temsilimiz var..
GASABAYA GETCEEM..
Oğlan köyünden ilk kez, çıkıp askere gitmiş.. Köyü de Afyon'un Şuhut ilçesine bağlı küçücük bir yer.. Köyden Şuhut'a gidip gelenler için sözkonusu yerleşme merkezinin adı kasaba:
- Gasabaya gettik.. Gasabadan geliyoz..
Köylünün hayatında "Şuhut" lafı hiç geçmiyor.. Bizim oğlan askerliğinin birinci yılını devirmiş.. Komutanı 20 gün izin vermiş.. Sevincinden uçuyor.. Çok özlediği köyüne gidecek.
Biraz safça olduğundan bölükteki arkadaşları uyarmışlar.. "Aman ha!" demişler. "Şehirliler çok kurnazdır. Senin köylü olduğunu anlarlarsa kandırırlar, paranı neyim elinden alırlar. Dikkatli ol.. Herkese inanma.."
Bizim oğlan bu tembihler kulağında yola çıkmış. Trenle Afyon'a gelmiş. Oradan da Şuhut'a otobüsle geçip, yürüyerek köyüne gidecek. Garaja gitmiş. "Gasaba otobüsü" yok.. Çaresiz o geceyi bir handa geçirmiş.
Ertesi gün yine garaja gitmiş. "Gasabaya nasıl getçem.." diye soruyor. Millet "Gasabanın adı ne" dediğinde cevabını veremiyor. Veremediği gibi "Beni kandıracaklar" diye huylanıp hana gerisin geri dönüyor.
Onun böyle kös kös oturması hancının dikkatini çekmiş.. Meğer o da Şuhut'tanmış. Oğlanı konuşturunca köyünün Şuhut'ta olduğunu anlamış.
- Oğlum, demiş. Kasaba diye otobüs kaldırmazlar. Şuhut'a gideceğim, de. Şuhut otobüsüne bin..
Şehirli kurnaz ve hilebaz ya!
Oğlan inanmıyor.. Hergün gittiği garajdan eli boş dönmesine rağmen inadından vazgeçmiyor. Hancı bakmış ki olacağı yok. Gariban bütün iznini handa geçirip köyüne gidemeyecek. Acıyor da!
Gidip Şuhut otobüsünü bulmuş.. "Aman böyleyken böyle.. Bizim hanın önünden geçin.. Gasabaya.. Gasabaya, diye seslenin de şu gariban köyüne gidebilsin.." dilleri dökmüş..
Şoför kabul etmiş.. Ertesi gün saati geldiğinde otobüs tembihlendiği gibi hanın önüne gelince muavin "Gasabaya.. Gasabaya.." diye bağırmaya başlamış..
"Gasaba" lafını duyan asker dengini kapıp dışarı fırlamış. Tam otobüse binerken, kendisini seyretmekte olan hancıyla göz göze gelmiş ve taşı gediğine koymuş:
- Şeherliyim diye gendini gurnaz belliyon emme her guşun eti yenmez.. Eskeriz biz esker..
***
Hangi tarafta olduğumu merak ediyorsanız hemen arzedeyim.. Şahsen ben de "Halkımız herşeyi anlar. Anlatmasını bilirsen.." diyenlerin fikrinden gidiyorum..
Bana inanmıyorsanız daha çok radyo dinleyin..