Ankara egemenleri açısından "refah", kendileri için çarçabuk gerçekleştirebildikleri rahat bir hayat düzeyidir. Ve bunu en kısa zamanda halk yığınları için de sağlamayı her fırsatta vaat ederler.
Yoksulun biri, kalkıp da Ankara egemenlerine sorsa:
- Siz kendiniz refaha nasıl kavuştunuz?
Herhalde yanıt şöyle gelecektir:
- Sizlere refah vaat ederek..
- Peki, bizlere vaat ettiğiniz refah ne zaman gereçekleşecek?
- Tabii en kısa zamanda...
- Sizce "en kısa zaman" ne kadardır?
- Bizden öncekiler için ne kadar idiyse, bizim için de o kadardır.
- Sizden öncekiler için ne kadardı?
- Onlardan öncekiler için ne kadar idiyse, onlar içinde o kadardı.
- Onlardan öncekiler için ne kadardı?
- Onlardan öncekiler için de "en kısa zaman", bizim için ne kadarsa, o kadardı...
- Sizin için ne kadardı?
- Bizden öncekiler için ne kadar idiyse, bizim için de o kadardır.
Yahudi'nin biri, Tanrı'ya sormuş:
- Senin için bir milyon yıl nedir?
Yanıt şöyle gelmiş:
- Bir saniyedir.
- Tanrım senin için bir milyon dolar nedir?
- Bir meteliktir.
- Tanrım bana bir metelik versene nolur...
Tanrı:
- Olur, demiş, bekle bir saniye...
Ankara egemenlerinin kulakları çınlasın...
Yapılan açıklamalara bakılırsa, 20 yıl boyunca ne cinayetler işlenmiş de, kimseciklerin ruhu bile duymamış...
Nasıl oldu da kimseciklerin ruhu bile duymadı bu cinayetleri acaba?
Düşünün; onca silah, özel bombalar elden ele dolaşıyor; insanlar öldürülüp öldürülüp bir takım evlerin bahçelerine gömülüyor...
Ne Başbakanlar'ın haberi oluyor bunlardan; ne İçişleri Bakanları'nın; ne gizli servis örgütlerinin; ne güvenlik güçlerinin; ne savunma güçlerinin...
Onca işlenmiş cinayetten, değişik alanlardaki kamu görevlilerinin tümden habersiz kalmış bulunmasının da, bir sorumlusu bile yok bizim T.C.'de...
Hayret doğrusu...
Yahut da bir takım alicengiz oyunları oynanmış, bizi uyutuyorlar; tıpkı Susurluk olayında olduğu gibi...
İsmet Paşa, Cumhurbaşkanı olarak Çankaya'ya çıktığı zaman, eski Sağlık Bakanı Dr. Refik Saydam'ı da, başbakanlığa getirmişti.
Dr. Refik Saydam, Başbakan olarak ilk verdiği demeçte şöyle demişti:
- Türkiye'de her iş A'dan Z'ye bozuktur...
Sonradan bir daha kimse durmadı bu saptamanın üstünde...
Aradan 62 yıl geçti. Acaba bugün işler nasıl Türkiye'de?
Bu sorunun da yanıtı galiba şu fıkrada..
Adam arabasını tamirciye götürmüş:
- Bir yeri hariç, ses çıkarmayan yanı yok, demiş.
Tamirci sormuş:
- Neresi ses çıkarmıyor?
- Kornası...