


Başkan'ın rüyası
* İstanbul artık susuz değil, hava kirliliği yok.
* Deprem ihtimaline karşı 38 noktasında tam teşekküllü kurtarma merkezleri, 8 noktasında deprem kayıt merkezi kurulmuş.
* Ayrıca eğitilmiş ekipleriyle hazır bekleyen kurtarma araçları var.
*Şikayetler için "Beyaz Masa" ve Internet dosyaları açılmış, başarıyla uygulanmış.
* Bir uçtan bir uca şehir ulaşım sorununun çözümü, raylı sistem ve otobüsler birbirine entegre olacak şekilde planlanmış. Tüp geçit projelenmiş.
* Bir yılda 8 büyük katlı kavşak açılmış, dereler, sorunlu çöplükler ıslah edilmiş, miş, miş, miş..
Ve daha neler neler olacak? Taksim-Halaskârgazi Caddesi Champs Elysee'ye dönecek, Orlando'daki "Sea World"ün benzeri yapılacak, cak, cak, cak..
Tablo muhteşem, Başkan başarılı, İstanbullu mutlu. Çarşamba günü Çırağan Sarayı'nda İstanbul Belediye Başkanı Ali Müfit Gürtuna, İstanbul'da yaptıklarını ve yapacaklarını o kadar güzel anlattı, öyle bir tablo çizdi ki sonunda aynı "Dünyanın İncisi İstanbul" rüyasını hepimiz görmeye başladık.
Sabancı Haliç'te yüzecek
Gürtuna'nın en büyük rüyası ise kısa süre sonra Haliç'i yüzülecek hale getirmek. "Önce Haliç'in temizliğinden sorumlu üç mühendisimi yüzdüreceğim" deyince Sakıp Sabancı "Bunu gerçekleştirirseniz ben de onlarla yüzeceğim" dedi. Onu duyan Vitali Hakko "O yüzüyor da ben niye yüzmeyeyim. Üstelik mayolar da benden" diye ekledi.
Vaatlerinin hepsini gerçekleştireceğini söyleyen Ali Müfit Gürtuna bunu başarırsa ve hele Sabancı ve Hakko'yu Haliç'te yüzdürürse daha uzun yıllar onu yerinden kimse oynatamaz.
Ben ise iki noktanın takipçisi olacağım; TEM üzerinde Havaalanı'ndan şehre kadar olan görüntünün ve mantar gibi artan gecekonduların, çarpık kentleşmenin.
İyi çalışmalar Sayın Başkan!
Beyaz gül unutturacak mı?
Güniz Sokak'ta Demirel'i ziyaret ederek kendisine beyaz bir gül veren Tansu Çiller'e; Demirel'in hafızası bildiğiniz gibi çok güçlüdür, beyaz gül olanları ona unutturacak mı dersiniz? diye sordum, çok güldü. Evet, önce güldü sonra da "Siyasette her gün yeni bir gündür Sayın Mengi" dedi (Bu söz bana Baba'nın bir sözünü anımsatıyor gibi, neydi o?) ve şöyle devam etti:
"Geçmişte hatırlanacak çok şey olabilir, bunlar tek taraflı da değildir. Ama artık kırgınlıkları unutmak lâzım. Sayın Demirel'e Yeni Yol'u anlatmaya çalıştım. Yepyeni bir proje, o da arayış içinde, olumlu baktı."
- Peki Demirel'in merkez sağ partileri toplamak için harekete geçeceğini duyduk. Buna tepkiniz ne olur?
Tansu Hanım bu soruya tam beklediğim cevabı verdi: "Sayın Demirel varılabilecek en yüksek noktaya varmış biri. Bunu risk edebileceğini düşünmüyorum. Biz DYP olarak kendisinden sonuna kadar yararlanacağız." (Nedense içimde Demirel'in de bu sözlere güleceği gibi bir his var.)
Ona asıl sormak istediğim soru, kamuoyu araştırmalarında DYP ve ANAP oylarının iyice gerilemiş görünmesiyle ilgiliydi. Acaba bu durumda Çiller kendini hâlâ başarılı bir lider gibi görmeye devam ediyor muydu, yoksa iyice yok olmadan bu iki partinin birleşmesi gerektiğine o da inanıyor muydu? (Tabii ki birincisi saf kız!)
Aynı soruyu Yılmaz'a da sormak istedim ama belki de ne soracağımı tahmin ettiğinden kendisine ulaşmak mümkün olmadı. Ben de onun cevabının Çiller'inkiyle aynı olacağını tahmin ettiğimden hiç üzülmedim.
Tansu Çiller muhalefette puan kazandıklarını, kendi yaptıkları araştırmaların yükselmekte olduklarını gösterdiğini söylüyor.
Bakalım Süleyman Demirel'e hangi araştırma sonucu daha inandırıcı gelecek. Onu da zaman içinde göreceğiz!
Kampanya için ne bekliyoruz?
Biz duyarlı bir millet miyiz, duyarsız bir millet miyiz? Ya da şöyle sorayım; bizi duyarlı hale getirmek için kaç gencin, kaç çocuğun ölmesi gerekir? Depremdeki gibi 20.000 kişi olmazsa köklü bir çözüm arayışına girmemiz mümkün değil midir?
Her maç sonrası bir sürü salak silahı eline alıp, etrafa ateş açıyor, her maçta bir veya bir-kaç çocuk ölüyor. Aynen kısa aralıklarla, caddelerde araba yarıştıran salakların suçsuz insanları öldürdüğü gibi. Biz de yazıyor, çiziyor, okuyor ve unutuyoruz.
14 Mayıs Anneler Günü'nde, Amerika'da 1 milyon anne insanların silah taşımasına izin verilmemesi, taşıyana çok ağır cezalar uygulanması için yürüdü. Başlarında Bill ve Hillary Clinton vardı.
Bizde de isteyen herkes silah taşıyor. Değil taşıyan, sorumsuzca ateş edip bebekleri, çocukları öldürenler bile serbest bırakılıyor. Ne bekliyoruz? Sivil Toplum Kuruluşlarımız neyle meşguller?
Bu kuruluşları harekete geçmeye, silah taşıma yasağı ve ceza uygulanması için kampanya başlatmaya, çağırıyorum. Hâlâ, bu kez de susmaya devam ederlerse onları "Komik Toplum Kuruluşları" olarak adlandıracağım, haberleri olsun!