KIZ Kulesi harap durumdaydı. Öyle bırakılsaydı çöküp yıkılıp gidecekti. Onarıp turistik tesis olarak işletmesi için bir özel şirkere verdiler. Onarıldı, ama işlev kazanamadı. Özel şirketin restorasyonu kurallara uygun yapmadığı, tarihsel mimari ve dokuyu bozduğu savunuldu. Şirket kuleyi turistik tesis olarak hizmete açamadı.
ŞİMDİ kule adeta "ikinci terkedilmişlik dönemi"ni yaşıyor. Yeniden, nasıl sonuçlanacağını kimsenin bilmediği bir "bekleme"ye girdi.
BU işte bir tuhaflık var. Mimarlar Odası, Anıtlar Kurulu gibi organlar, restorasyonu üstlenen şirket tarihsel ve mimari dokuyu bozmakta iken nerede idiler? Restorasyon bir gece içerisinde, kaşla göz arasında yapılmadı ki. Aylarca sürdü. O sırada kulenin yanından vapurla geçerken bile, "tahrifat"ı çıplak gözle görebilirlerdi. Neden görmediler, uyarmadılar, düzelttirmediler de her iş bittikten sonra, konfeksiyon atelyelerinin "son kontrolcüleri" gibi şöyle bir bakıp "I-ıh, olmamış!" diyorlar; anlamak mümkün değil.
SORUYORUZ kendilerine: Peki şimdi ne olacak?
DOKUSU tahrip edildi diye Kız Kulesi'ni yıktıracak mısınız?
YENİDEN kaderine ve bakımsızlığa terkedip kendi kendine viraneye dönmesini, yıkılmasını mı bekleyeceksiniz?
YOKSA tahrifata uğradığını savunduğunuz bölümleri istimlak edip eski haline mi getireceksiniz?
NE yapacaksanız yapın. Ama bu işi belirsizliğin sisi-pusu içerisinde bırakmayın; Kız Kulesi'ne yaşayıp soluk alacağı, İstanbul'a gülümseyeceği bir statü, bir konum kazandırın.
"TARİHE saygı ve tarihi korumak" namına tarihsel değerleri, anıt eserleri sahipsizliğe, belirsizliğe, kadersizliğe ve dökülmeye terketmek, çok hazin bir çelişki.
BİR karar verin; korurken boğmayın.