|
|
RUHAT MENGÝ(rmengi@sabah.com.tr
)
|
  
Protokol þahsa göre deðiþir mi?
Bu sorunun cevabý þu olmalý; Anayasanýn þahsa göre deðiþmesi nasýl sakýncalýysa, protokolün deðiþmesi de ayný þekilde sakýncalýdýr.
Frak artýk diðer ülkelerde de devlet baþkanlarý tarafýndan giyilmediði için ondan vazgeçilebilir Köþkte masraflarýn kýsýlmasý, aþýrý gösteriþli araçlarýn kullanýlmasý, araç sayýsýnýn ve koruma refakatinin azaltýlmasý takdirle karþýlanabilir.
Ama Cumhurbaþkaný'nýn önde oturmayý reddetmesi, kendisine ait koltuðu herkesin önünde kaldýrtmasý ve -en kabul edilmezi- kaldýrýlýrken eðilip görevlilerle birlikte taþýmasý.. Bunlar onaylanamaz. Onaylanamaz çünkü Cumhurbaþkaný Türkiye'dir, Türk Devletinin en yüksek merciidir. Ve Türkiye iki büklüm eðilemez. Ýnanýn tek tesellim bir yabancý devlet baþkanýnýn 19 Mayýs törenlerini izlemeye filan gelmemiþ olmasý. Ýyi ki kimse Cumhurbaþkanýmýzý koltuk taþýrken görmedi.
On gün önce "Cumhurbaþkaný olmak kolay deðil" baþlýklý yazýmda "Tevazu nereye kadar?" diye sorarken bu davranýþlarýn nerelere uzanabileceðini sadece tahmin etmiþtim, tahminlerim bir bir gerçek oluyor. Protokol böyle keyf” deðiþirse, diyelim ki Erbakan anlayýþýnda biri Cumhurbaþkaný seçildi, neler olabileceðini düþünebiliyor musunuz? O þeref locasýna, o Köþk'e ne kurallar getirilebilir.. Locayý harem-selâmlýk yapmaktan içki yasaðýna, Köþk'e terlikle girme mecburiyetine kadar:
Ezbere iþ yapacaðýmýza, medeniyet düzeyine ulaþmaya çalýþtýðýmýz ülkelerde neler yapýlýyor, nasýl uygulanýyor bir baksak.. Hiç deðilse örneklere baksak!
Maskeli Balo
Bu kadar güzel, bu kadar akýcý bir anlatýma, böyle hoþ bir uslžba az rastlanýr. Bonn, Tahran, Paris, Tiran, Roma ve daha birçok ülkede büyükelçi olarak ve baþka görevlerle Türkiye'yi uzun yýllar baþarýyla temsil eden Tanþuð Bleda Dýþiþleri'ndeki yýllarýný, bir hariciyecinin karþýlaþtýðý inanýlmaz olaylarý, dýþardan kolay ve zevkli bir iþ gibi görünen büyükelçiliðin aslýnda hiç de sanýldýðý kadar kolay olmadýðýný "Maskeli Balo" da öyle güzel anlatýyor ki kitabý elimden býrakamadým ve Pazar günü birkaç saat içinde okuyup bitirdim. Heryerde karþýmýza çýkan Ermeni meselesinden, devrim sonrasýnýn Ýran'ýna, Monaco'da Savarona'da verilen kokteylde Prenses Caroline'e yapýlan hatadan, seyahate 500 kiþilik heyetle çýkan cumhurbaþkanlarýna kadar sayýsýz ilginç olay müthiþ esprilerle anlatýlmýþ.
Yerim müsait olmadýðý için istediðim alýntýlarý yapamýyorum. Yapabilsem çook uzun bir yazý olurdu. En iyisi siz birinci baskýsý henüz çýkan kitabý alýn okuyun, ben de Humeyni döneminde Ýran'ýn ilk Türk büyükelçisi olan Sayýn Bleda'yla bir röportaj yapayým..
Nasýl, iyi çözüm deðil mi?
"Cik cik" isteyen vekillerimiz
Benzer hikâyeleri çocukluðumda babamdan da duyardým. O zamanlar lisân bilen insan sayýsý az olduðu için siyasetçiler arasýnda da bu tür olaylar espri olarak kabul edilirdi ama 2000 yýlýnda halâ ayný (týpatýp ayný) þeylerin anlatýlmasý, milletvekillerimizin halâ tavuk kelimesinin Ýngilizce karþýlýðýný bile bilmemesi hiç de komik gelmiyor.
Gazetedeki haber þöyleydi; Galatasaray maçý için Kopenhag'a giden milletvekillerinden bir grup (partilerini yazmýyorum) girdikleri bir restoranda tavuk ve balýk yemek istiyorlar. Balýk isteyenler "fish" kelimesini hatýrlýyor ama kimse "tavuk" nasýl söylenir hatýrlayamýyor. Garsona elleriyle kanat çýrparak ve "cik cik" diyerek anlatýyorlar istedikleri yemeði. Ýþte durum bu. Açýp baksanýz Meclis kataloðuna, çoðunun resimlerinin altýnda bir veya iki dil bildikleri yazar.
Tansuð Bleda bununla ilgili bir anýsýný da anlatýyor Maskeli Balo'da; 1978 yýlýnda Bülent Ecevit Baþbakan olarak Almanya'ya gittiðinde kendisine tercümanlýk yapan Alman hanýma "Muhteþem bir tercümansýnýz. Demin istemli bir þekilde duraladým. O sžkuttaki anlamý bile tercüme ettiniz" demiþ.
Bleda diyor ki "Almanlar Dýþiþleri'nde geniþ bir tercümanlýk bürosu oluþturmuþlardý. Biz de ayný örgütlenmeyi Ankara'da yapalým diye bakanlýkta çok çalýþtýk ama meclis albümünde herkesin birkaç dil bildiði yazýlý olduðundan olsa gerek baþarýlý olamadýk. Olsaydýk, bir bakanýmýzýn Baðdat'ta Saddam Hüseyin'e 'Biz Türkler sizleri severiz' demek için 'I love you' demesi ve çevresinin Irak liderine þüpheyle bakmasý !en azýndan önlenmiþ olurdu."
Babam ise yurtdýþý seyahatlerinde milletvekillerinin çektiði dil sýkýntýsýný hep ayný fýkrayla bitirirdi; Adamýn biri Çin'de bir lokantaya gider. Menü'ye bakar bakar birþey anlamaz, o sýrada yan masada oturan bir baþka müþterinin önündeki yemeði iþtahla yediðini görür. Garsonu çaðýrýr ve eliyle "ondan istiyorum" diye anlatýr. Yemek gelir, o da pek beðenir, bitmesine yakýn garsonu tekrar çaðýrýr, yine eliyle ve Türkçe olarak "Nedir bu, cik cik?" diye sorar. Garson baþýný iki yana sallayarak "I-ýh" der "Miyav, miyav".
Ýþte böyle.. Cik cik bazen istendiði gibi olmayabilir; örneðin Akbaba veya Yarasa da cik cik gibi algýlanabilir. En iyisi biraz da olsa Ýngilizce öðrenmek... Ne dersiniz sayýn milletvekilleri?
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGÝ BASIM YAYINCILIK SANAYÝ VE TÝCARET A.Þ. - Tüm haklarý saklýdýr
|