kapat

23.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Gündüz öğretmen, gece fahişe..

İki ilkokul öğretmeni.. İkisinin de birer çocuğu var. İkisi de eşlerinden yeni boşanmışlar.. Fahişelik yaparken yakalanıyorlar.

Bunun üzerine roman yazılır, hatta bir de film çevrilir değil mi?..

Çevrildi bile.. Judith Rossner'in romanından Richard Brooks 1977'de yaptı filmi.. Looking for Mr. Goodbar adı ile..

Gündüz, hanım hanımcık, iyi aile kızı ilkokul öğretmeni Dianne Keaton, gece, siyah saçlarına sarı peruk geçirip, en çılgın kıyafetlere girerek, bekar barlarına dalıyor ve otel odalarında geceyi geçireceği erkeği arıyordu.

Orda, bir çifte kişilik, ya da kişilik arayışı vardı..

Bizimkiler, işi kılık kıyafet değiştirmeden, öğretmen kimlikleri ile ve kendi evlerinde yapıyorlar. O kadar alenen yapıyorlar ki, konu komşunun dikkatini çekiyor, ihbar ediliyorlar. Polis, tuzak kuruyor ve öğretmenlerimizi suçüstü (!) yakalıyor.

Şimdi bu (!) işareti koyduğum noktaya dikkat edin. Oraya tekrar geleceğim. Asıl konu o..

Medyamız olayın üzerinde her zaman olduğu gibi yüzeysel durdu.. "Efendim 150 milyon maaş verirsen, öğretmeni fuhşa sen teşvik edersin" diye bilmiş bilmiş, toplumsal nutuklar atanlar çoğunluktaydı..

Oysa biraz derinlerine okusalar haberi göreceklerdi ki, bu hoca hanımlar bilmem kaç milyar liralık bir daireye sahiptiler ve altlarında, benim henüz sahip olamadığım bir jip vardı..

Hocaların fuhuş fiatına bakınca, bu yüz milyarları bulan değerin, 100 dolar, 100 dolar kazanılamayacağı kesin..

100 dolar bu ülkede fuhşun fiatı da değil.. Belki de bu dampingi duyan ve mesleklerinin ucuzlatıldığını gören esas fahişeler ihbar etmişlerdir, hocaları..

Eeee..

Dedim ya.. Asıl konum bu değil.. Bunun araştırmasını, başkaları yapsın..

Şimdi ben, asıl konuma geçiyorum..

Polisler öğretmenleri suçüstü yakalamışlar.

İhbarı alınca, cep telefonları ile hocalara ulaşmışlar. 100'er dolara pazarlık edilmiş. Kadınların evine gidilmiş, paralar peşin ödenmiş. Yataklara girilirken polis kimlikleri ortaya çıkmış.. Al sana suçüstü..

Peki ama hangi suçun üstü?..

Türk Ceza Kanununda fuhuş yapmak diye bir suç yok. Canı isteyen her kadın, ya da erkek, kendisini pazarlayabilir..

Suç olan şey, fuhşa teşvik.. Başkasını pazarlamak ve satmak..

Olayda böyle birşey yok..

Zaten, savcı da derhal serbest bırakmış.. Başka yapabileceği birşey olmadığı için..

Şimdi derin düşünelim..

Polisin böyle birşey yapmaya hakkı var mı?..

Suç olmayan bir olay için, tuzak ve baskın düzenlemek, yasal olarak kişilerin tamamen özel yaşamları içine giren olayları teşhir ederek, özel yaşama ve kişilik haklarına saldırmak var mı, hukuk devletinde..

Şeytan, satanizm olaylarında da benzerlerini yaşamadık mı?..

Peki ne yapılıyor, kanunda olmayan suçları kendi kafalarında yaratan polisler için?.

Polise, kanuna aykırı olmayan olayları böylesine izleme hakkı tanırsanız, bu işin sonu nereye gider düşündünüz mü?..

Kanunda yazılı olmayan suçları, polisler yarattığı sürece, o ülkenin adı, hukuk devleti mi olur, polis devleti mi, bu sorunun yanıtını İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın demogoji yapmadan vermesi gerek.

Bir eylem, yasalara göre suç teşkil etmiyorsa, onu yapıp yapmamak, benim keyfimdir, polisi zerre ilgilendirmez.

Bu özel durumda, öğretmenleri takip durumunda olanlar, polisler değil, Milli Eğitim Müfettişleridir. İyi ahlaklı olmak, öğretmenliğin şartlarındandır. Fuhuş yapan öğretmen mesleğe devam edemez. İşten çıkarılır. Hepsi bu.. Hukuk devleti de budur.

Fuhuş ihbarı alır almaz devreye giren ve bir takım genç kız ve kadınlara paralar teklif eden polis, aslında fuhşa teşvik ederek, suç işlemektedir.

Bu kadınlar 100 dolara razı olmasalar, fiat yükselecekti herhalde..

Kaça mesela?..

1000 dolar?.. 100 bin dolar.. Ahlaksız Teklif filmine konu olan 1 milyon dolar?.

1 milyon doların baştan çıkaracağı insan yok mu, hem de ekonomik krizin bu kadar yoğun sürdüğü ülkemizde..

O zaman tamamen keyfince hareket etme hakkını elinde tutan polis, pek çok genç kızı, hem de en masumlarını bile suça teşvik ve tahrik etmez mi?.

Bay Tantan?..

İçişleri Bakanı olarak, ya yasayı değiştirme çalışmalarına başlayın, ya da polislerinizin yasalara aykırı, keyfi davranışlarının önüne geçin..

Bu ülkede hiç, ama hiç kimsenin, kendi kafasından suç yaratarak, insanları taciz ve teşhir etme hakkı yoktur.

Yasalar çiğnenerek teşhir edilen bu iki kadına, işte asıl şimdi, İnsan Hakları, Kadın Hakları Savunucularının sahip çıkması gerekmektedir.

Ama nerde onlarda o yürek?.

Nerdesiniz, palavra konularda mangalda kül bırakmayan feministler?..

Her ciddi konuda Kadın Haklarını savunmak, sadece Hıncal'ın görevi mi bu ülkede?..

Keşke benim yarım kadar feminist olabilseydiniz?.

Meğer ne özlemişim, çocukluğumu..

Roma tarihi üzerine filmlere bayılırdım, çocukluğum, ilk gençlik günlerimde..

Mertlik, fedakarlık, cesaret öyküleriydi bunlar.. Bin türlü hilenin, desisenin, ihanetin arasında dimdik duran kahramanlarla özdeşleştirirdim kendimi.. Ben Hur olurdum.. Spartaküs olurdum..

Bir de tabii..

O zamanlar sinemada dudaklar açık öpüşmek bile yasaktı. Kadın bacağı dizin az üstüne kadar görülür, göğüsleri ayıran çizgi yakadan göründü mü, sahne "Seksi" olurdu.. Böyle bir sinemada, eski Romanın o dillere destan, sabahlara dek süren yemek ve sevişme orgileri de bizi fena halde heyecanlandırırdı tabii..

Sonra ne olduysa sinema Roma tarihinden vazgeçti.. Gladyatör'e kadar..

Uğur Vardan'ın Yeni Bin Yıl'daki enfes yazısını okuyunca anladım ki, bu Gladyatör benim çocukluğumdan kalma Gladyatördür, hemen koştum sinemaya..

Vardan'ın anlattıklarını fazlası ile buldum..

Her sahnesini ayrı bir heyecan, ayrı bir keyif, ayrı bir zevkle izledim..

Russel Crowe harika bir Gladyatör olmuştu. Eski dostlardan Richard Harris muhteşem bir Marcus Aurelius'le özlem gidermemizi sağlarken..

Bu film çevrilirken içki komasından giden çok sevdiğim Oliver Reed de, nasıl çarpıcıydı, Gladyatör ağasında.. Reed ölünce geri kalan birkaç sahneyi bilgisayar çevirmiş. Rolü dublör oynamış, sonra bilgisayar onun kafasını alıp yerine Reed'in kafasını koymuş..

Gladyatör'de bilgisayar, kalabalık savaş, ve arena sahnelerinde de bol bol kullanılmış. Gelişen teknoloji yönetmenlere ne imkanlar tanıyor.. Hayal edebildikleri herşeyi perdeye taşıyabiliyorlar nerdeyse, çizgi film gibi..

Gladyatör'ü 7'den 70'e tüm gençlere tavsiye ederim..

***

Scream 3 için, ayrı bir yazı yazma gereği duymadım. İlk ikisini gördüyseniz, bunda farklı birşey yok. Katilin kızları belli bir mekanda yalnız yakalayıp öldürdüğü bilinirken, geri zekalı kızlar, gene yalnız başlarına o mekana gitmenin bir yolunu buluyor ve kendilerini bıçaklatıyorlar.

Yönetmen, yeni bir öldürme şekli bulma zahmetine dahi katlanmamış.

Daha öncekileri görmeyenler için sıradan bir dehşet filmi.. Ama gördüyseniz, sıkıcı bir tekrar bu, zahmet etmeyin.

BİZİM DUVAR
Fazilet Kongresinde aslında Erbakan ile Erdoğan kapıştı. Erbakan "bakakaldı", Erdoğan "doğdu".

Hakan & Utku

TEBESSÜM
Fıkra Nihan Sivri'den..

Kadının iki gözü mosmor, annesinin

evine gelmiş.

Annesi kimin yaptığını sorunca,

-Kocam.

-Peki o yurt dışında değil miydi?

-Ben de öyle sanıyordum.

Ya Ümitler!..
Ümit Milli Takımı bu hafta sonu müthiş bir sefere çıkıyor..

Slovak Cumhuriyeti'ne gidecekler ve Olimpiyat Oyunlarına katılma mücadelesi verecekler.

A Milli Takıma paralel gurup maçlarında birinci olmayı başaran Raşit Çetiner'in çocukları bunlar..

Bu defa rakipler, İtalya, İngiltere ve ev sahibi Slovakya.. İlk ikiye girenlere, Sydney 2000 yolu açılacak. Medyamız, kulüplere öyle boğulmuş ki, yumurta kapıya gelmeden Milli Takımları hatırlamaz..

Hele Ümit takımının farkında bile olmaz..

Oysa bu çocukların da, bu müthiş seferde, desteğe, morale ihtiyaçları var..

Haydi medya, uyan!..

Bunlar bizim "Ümitlerimiz!.."

Sipariş!..

Ağabeyim Öcal İzmir'de yaşar.. İzmir sporunu da yakından izler.. Bir zamanlar "Büyük Altay'ı Kim Düşürdü" başlıklı yazısı efsane olmuştu. Hala hatırlarım.. Mustafa Denizli de, acı acı hatırlar herhalde.. O yazının kahramanlarından biri de oydu çünkü..

Şimdi ağabeyimden yeni bir yazı bekliyorum:

"Büyük Altay'ı Kim Düşürdü:2!.."

Kulübe verdiği 10 milyon doları geri almak için oyuncu satmaya karar veren ve karşı çıkan Teknik Direktör Ümit Kayıhan'ın işine son verdikten sonra, en değerli oyuncuları satarak takımın içini boşaltan biri olacak herhalde, bu yeni filmin senaryosunda..

Bir yönetim Altay'ı, bir yönetim Göztepe'yi düşürdü. Güç birliği yapıp İzmir'in birinci ligde 3, 4 takımla temsili için elele vermesi gerekenler, şimdi "Oh olsun.. O da düştü" diye kına yakıyorlardır, onu da anlatır herhalde ağbim..

İzmir'in en büyük düşmanlarının İzmir'in içinde yaşadığını anlatır, İzmir'in içinden biri olarak!..

SEVDİĞİM LAFLAR
Kaderin amansız oluşu değildir sorun; çünkü

insan bir şeyi inatla isterse, onu elde eder. Korkunç olan, istediğimiz şeyi elde ettikten sonra ondan bıkmamızdır. O zaman suçu kaderde değil, kendi isteğimizde bulmalıyız.

C.Pavese (Teşekkürler Süeda)

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır