YUNANİSTAN'la aramızda güzel dostluk esintileri var. Bunun güçlenmesi, artık asla zedelenmeyecek bir kaynaşmanın gerçekleşmesi için hiç kuşkusuz, tüm fırsatlar değerlendirilmeli. Heybeliada'daki Ruhban Okulu'nun durumu, "pürüz" olmaktan çıkartılıp, dostluğun pekişmesi için "fırsat"a dönüştürülmesi gereken çok önemli bir konu. Son olarak ABD Dışişleri Bakanı Bayan Albright da Ruhban Okulu'nun bir an önce açılmasının Türk-Yunan ilişkilerinin gelişmesinde sağlayacağı büyük katkıya işaret etti.
DEPREMDEN sonra sosyo-ekonomisi bir hayli durgunlaşan Adalar'ın dini-mezhebi ne olursa olsun tüm sakinleri de, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını büyük bir arzuyla, özlemle bekliyor. Dahası, Adalar'ın damarlarında kan dolaşımının yeniden hızlanması, sosyal ve ekonomik hayatın hareketlenmesi açısından, bu okulu "can simidi" olarak görüyorlar.
RUHBAN Okulu'nun açılmasının önünde, büyük engeller yok; herkesi tatmin edecek. akılcı bir "orta yol"un bulunması, sorunun kökten çözümü için yeterli olacak.
TÜRKİYE'NİN bu konudaki koşulu, Ruhban Okulu'nun Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı olarak açılması. Fakat öyle anlaşılıyor ki, Fener Patrikhanesi bu isteğe fazla sıcak bakmıyor. Ruhban Okulu'nun Müdürü Apostolos Danilis, bu isteksizliği, "Milli Eğitim'e bağlı tedrisat olursa, çocuklar günde iki-üç saat derslerini görüp ayrılırsa Ruhban Okulu eski havasından çok şey kaybeder" diyerek vurguluyor.
AMA bizce hem Milli Eğitim'i, hem Türk Ortodoks ruhban çevrelerini memnun edecek bir "orta yol" mutlaka bulunup hayata geçilrilebilir. Şuradan örnek verelim: İstanbul'daki çok sayıda yabancı özel okul Milli Eğitim'e bağlı olarak, gayet düzenli şekilde faaliyet gösteriyor. Hiç birinin herhangi bir şikayeti yok.
HEYBELİADA Ruhban Okulu'nun da, konumuna ve özelliğine uygun bazı ek kolaylıklar tanınarak yeniden eğitim-öğretime kapılarını açması, pekala mümkün olabilir. Bütün mesele ilkede anlaşmak; ayrıntılar üzerinde fazla israrcı olmayıp karşılıklı esneklik gösterebilmek.