kapat

21.05.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Superonline
Sabah Künye
Atayatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
YILMAZ KARAKOYUNLU(yilmazk@sabah.com.tr )


Benim de bir rüyam vardı...

Beş yıl önceydi; dilimizden düşmeyen bir ulusal sloganımız vardı. Her vesile ile "2000'e beş kala diyorduk..."

Siyasetçiler meydanlarda kendilerini bu sloganın edebiyatıyla pazarlıyordu. Bizi Türkiye'nin büyük ufuklarında gezintiye çıkarmışlardı. Milletçe hayal kuruyorduk.

Arşivimi gözden geçirdim. Beş yıl önce iktidarıyla, muhalefetiyle bütün siyasiler, Türk ulusuna; Avrupa Birliği, âdil gelir dağılımı, âdil vergileme, sağlam sermaye piyasası, bereketli borsa, şeffaf karakollar, düzgün trafik, konforlu konut, mükemmel eğitim, sorunsuz sağlık ve daha yüzlerce şey vaat etmişler...

Bir de bütün kurum ve kurallarıyla işleyen demokrasiden bahis açmışlar... Temel hak ve özgürlüklerden, hukukun üstünlüğünden, insan haklarından dem vurmuşlar...

***

Beş yıl önce bunları dinlerken bir rüyam vardı. Beş konuda hayaller kurmuştum:

* 2000 yılında Türkiye'de Harvard gibi, Oxford gibi, Cambridge gibi, Sorbonne gibi, Heildelberg gibi dünya çapında beş üniversite olmasını istiyordum. Bu okullarda eğitim için dünyanın dört köşesindeki gençlerin Türkiye'ye gelmelerini istiyordum.

* Edebiyatta, fizikte, kimyada, tıpta, ekonomide Nobel kazanmış beş değerli bilim ve sanat adamımız olmasını istiyordum.

* Türkiye'nin beş büyük kentini, dünyanın imrenilecek beş büyük kültür merkezi gibi donanmış istiyordum. Louvre gibi, New York gibi, British Museum gibi, Boston gibi, Berlin gibi müzelerimiz olsun istiyordum.

*Türkiye sinemasının en az beş dalda Oscar almasını istiyordum. Senfoni orkestralarımızın, operamızın, balemizin dünyaya parmak ısırtacak etkinlikte olmasını istiyordum.

* Olimpiyatların Türkiye'de yapılmasını, güreşte, atletizmde, yüzmede, halterde, ciritte beş altın madalya istiyordum. Dünya kupasını milli takımımızın kazanmasını, UEFA kupasını bir Türk takımının almasını istiyordum.

***

2000 yılına geldik ve rüyalarımdan biri gerçekleşti... Galatasaray'ımız UEFA kupasını Türkiye'ye getirdi...

Altmış yıllık Beşiktaş'lı olarak Galatasaray'la övünüyor, sayelerinde göğsümün kabardığını hissediyorum.

Eğer diğer konularda da Fatih Terim'in benimsediği yöntemle gerekli çalışmalar yapılabilseydi yakın gelecekte bu alanlarda da aynı bekleyişlerimiz olabilirdi.

Fatih Terim artık teknik direktör değildir. O bir hedef belirleyici ve bir etkin zafer planlayıcısıdır.

Kazanılan kupa sadece bir sevinç ve heyecanlı bir iftihar aracı değildir. Kazanılan kupa, değerinin farkına varmış bir kadronun ortak eseridir. Disiplinli çalışan, dengelerini koruyan, elemanlarını yetiştiren, cesur, kararlı, özenli ve dikkatli planlamanın sonucudur.

1950'de Bayar "Türkiye'yi küçük Amerika yapacağız" demişti... Bu bir hayranlık ifadesinin topluma sunulan hedefi değil, halk dalkavukluğunun abartılmış avuntusuydu.

Artık Türkiye'nin böyle şeylere karnı doydu. Türk insanı mücadelenin bir meziyet, başarının bilgi ve deneye dayanan maharet olduğunu anladı. Dünyanın en ünlü fizikçilerinden İsodor Rabi, okul dönüşü eve geldiğinde annesi, "bugün ne öğrendin?" diye sormazmış. Küçük bir kahvaltı hazırladıktan sonra "bugün başarılabilir bir fikir ürettin mi?" dermiş.

İsodor Rabi, başarısının gerisinde, sağduyulu heyecan ve uygulanabilir fikir üretme azminin yer aldığını söylüyor. "Hayatımın en büyük cesareti, bu azmi ortaya koymaktı" diyor.

Kırk yıl sonra Fatih Terim de aynı şeyi söylüyor. "Hedefledik, planladık, çalıştık, kazandık. Takım olmanın anlamını gösterdik..."

***

Bu başarı, inanın, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu gibi bütün İslam ülkelerini etkileyecek. Bütün İslam ülkelerinin futbol takımları böyle bir kupa kazanabilmenin önce hayalini kuracaklar; sonra, hedefini benimseyecekler.

Ve tabii ki, içlerinden önce bir Fatih Terim yaratacaklar...

Örnek olmak bu demektir...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır