Sayın İçişleri Bakanımız, suç örgütlerinin bilgisayar gibi bütün teknik verileri kullanarak, sistemli bir şekilde çalıştığını belirtmektedir. Bu suç örgütlerinin içine sızdığı bilinen devletimizin bütün kurumları da (adliye hariç) bu teknik olanaklarla donatılmıştır. Adliyeler ise hala 1960'lardaki daktilolarla, güneş ışığına hasret mahzenlerde, küflü dosyalar üzerinde, çoğu zaman ödeneği bile gelmeyen posta pulu yardımıyla delilleri toplayıp soruşturma ve yargılama yapmak gayretindedir.
Bu tür örümcek ağı gibi toplumu saran suç örgütleri ve ayrım yanmaksızın kanunları ihlal eden diğer eylemlerle kıyasıya mücadele etmek için; adli kurumlara delil toplaması, suçluların yakalanıp adalete teslim edilmesi, bazı güçlerin delilleri karartmaması için kolluk kuvvetlerinin adli-idari şeklinde bir sınıflamaya tabi tutulup bu şekilde teşkilatlanması, adli polislerin sicil ve özlük haklarının Cumhuriyet Savcılarında toplanması, bizden çok geri diye hakir gördüğümüz birçok ülkede bile gerçekleştiği halde ülkemizde gerçekleşmemiştir. Devlet memurlarının neredeyse tümünün yargılanması idarenin iznine tabidir. Bazı kıyak yasaların jet hızıyla yasallaştığı günümüzde yukarıdaki sorunlar yani Adliyenin, hukukun, adaletin prangası yıllar önce kanun tasarısı haline getirildiği halde bir türlü yasallaştırılmamıştır.
Yıllardır hakim ve savcıların ve adliye personelinin büyük bir maddi sıkıntı içinde olduğu, üzüntüyle ikrar edildiği gibi, vicdanıyla cüzdanı arasında sıkıştığı bu durumun devran döndüğünde, bugün adaletsizlikten medet umanların birgün mutlaka talep edeceği adaletin asli unsuru olan yargı bağımsızlığını zedelediği bilinen bir gerçektir. Çöpçüsüne, işçisine, şoförüne gösterdiği değeri devletimiz yargı erkinin bağımsız üyeleri olan hakim ve savcısına göstermemektedir. Kendi lehlerine olan bir yasanın iptal edilmemesi için, yargının birlik ve beraberliğini bozmak pahasına az sayıdaki yüksek yargı hakimlerini yasaya dahil edip, onların umutlarını da Anayasada Hakim ve Savcıların özlük hakları kanunla düzenlenir hükmüne rağmen, Maliye Bakanlığındaki birkaç bürokratın (miktarı belirtmesi için) iradesine terk edilmiştir.
Bugün devletin her kademesine sızıp, çok güçlü bir mali kaynağa sahip olduğu bilinen suç örgütleriyle mücadele için Adliyenin çok güçlü bir teknik donanıma, kolluk güçlerinin yeniden teşkilatlanmasına, çağa uygun sevk araçlarına ve iletişim kaynaklarına ihtiyaç vardır. Hakim ve Savcılara toplum vicdanını sızlatmayacak ve bağımsızlığına gölge düşürmeyecek mali imkanları tanımamak onları kendilerinin memuru gibi görmek devletin hangi menfaatlerini yükseltir?... Bugün Cumhuriyet Savcılarının %5'nin şehirlerarası görüşme imkanı yoktur. Yargılama ve soruşturmanın en önemli unsurlarından olan keşif ve otopsilere ödenekler geç gönderildiği için piyasalardaki en eski minibüslerle pazarlıklarla ve ricalarla gidilebilinmektedir.
Devletin her kademesinde bir makam aracı saltanatı yaşanırken, Yargıtay üyeleri bile eski servis otobüsleriyle gelip gitmektedir. Yargıtay Daire Başkanlarına hurdaya çıkmış araçlar tahsis edip ayda bir depo benzin tahsis edilmektedir. Taşradaki birçok hakim ve savcının masa ve koltukları, o makamın yüceliğini bilen yerel teşkilatlarca sağlanmaktadır. Kamuoyunun vicdanına sesleniyorum; Cumhuriyet Savcıları suç örgütlerini çökertmek için eğer varsa, koltuklarını bırakıp yalınayak ve yürüyerek emniyetin araçlarının önünde onlardan hizmet isteniyorsa, yukarıdaki sıkıntılara duyarlı olmak da siyasetçilerimizin görevi değil midir?...
Sayın Vardar, tüm dezavantajlara ve sıkıntılara rağmen hakim ve savcıların meslek onuruna yaraşır şekilde gayretle çalıştıklarını sizlerde bilirsiniz. Mesleğimi çok sevdiğim ve bunları anlatmazsam yarın hak dağıtımında da sıkıntı yaşayacağımı bildiğim için bu satırları yazdım. Benim gibi tüm hakim ve savcıların hassasiyetle hissettikleri bu gerçekleri kamuoyuna duyurmak sizin için de mutlu bir görev olmalıdır."
Beşir Çiflik
Samsun-Ladik
Cumhuriyet Savcısı