


İzmir'de bir eğlenme tatbikatı
Ziyafet sofralarının adabı olduğu kadar aç kalmama teknikleri var.. İlla ki sofrayı ortalayacaksın.. Bir de yemeği yer yemez kaçmayacaksın ki arkandan "Yemeği yer yemez atlayıp geçti eşiği, sofrada kaldı kaşığı.." demesinler..
Magandalar ne zaman silaha sarılsa medyanın konserve başlıklarından biri piyasaya sürülür.. "Eğlenmeyi bilmiyoruz!"
Sanki uzay teknolojisini çok iyi biliyoruz, hukuki kavramları yalayıp yuttuk, şehircilik konusunda benzeri yazılamaz eserler verdik.. Kusur olarak geriye, bir tek eğlenme konusundaki idmansızlığımız kaldı..
***
Bilmediğimize itirazım yok ama öğrenme konusundaki gayretimizi de kimse ıskalamasın.. İnanmayana örnek de veririm..
Mesela geçen hafta İzmir'deydik.. Çetin Altan ağabeyimizle birlikte gidip İzmir eşrafına hitap etmiştik ya, o seyahatten söz ediyorum..
Konuşmaların yapıldığı gece Ahmet Priştina'nın basın paşası Ünal Ersözlü "Akşam için bir yer ayarladık, yemekte birlikte olacağız.." dedi.. Ve vakti saati geldiğinde bizleri alıp Gazi Kadın Sokağı'na götürdü..
Sofrayı ortalamak..
Gazi Kadın Sokağı İzmir'in Kumkapı'sı gibi bir yer.. Sokağın iki başını trafiğe kapatmışlar.. Oradaki lokantalar masalarını mevsim icabı yaya bölgesi olarak ayrılan sokağa taşırmışlar.. Keyifli bir görüntü çıkmış ortaya..
Bizi ağırlayacak olan restoran ise sokağın tam orta yerinde.. Lokantanın sahibi olayı iyice ortalamak için sokağın tam orta yerine dizmiş masaları, bizi bekliyor..
Çetin Ağabey büyüğümüz, tam orta yere oturttuk.. Ben de beleş yemek konusunda sıkı uzman olduğumdan tam karşısına konuşlandım.. Özellikle büyük ebattaki ziyafet masalarının en uygun yeri ortalarıdır..
Davet sahibi olayı ekonomik tutup, yemeği hesaplı getirdiğinde eliniz her tarafa yetişir.. Bu tür masalarda kenarda kalan, servis yapılan yemeğin, salatanın arta kalanı ile yetinmek durumunda kalır..
Sofrayı ortalayan ise "Haram helal ver Allahım, garip kulun yer Allahım.." deyip davetin hakkını verir..
Yemek keyifli başladı.. Başlamasıyla birlikte seyyar satıcı esnafı da yanı başımızda türedi.. Bu açık mekanların bir de böyle bir derdi var.. Sen dünyanın en şık, en iyi yemek yapan mutfağını kur; iki ayaklı seyyar restoranlarla rekabet edemezsin..
Adam evinde yaptırdığı nevaleyi bir tepsiye yığar, lokanta sahibine inat başına dikilir.. Bunun meali "Sen bakma böyle seyyar dolaştığıma.. Benim yemeklerim bu mekanda yiyeceğinizden daha iyi.." diye anlaşılır..
***
O gün akşama kadar ağzıma lokma koymamışım.. Açlık fikrimi azdırmış, o yüzden tam sayamadım ama sofrada onaltı kişiydik galiba.. Seyyar satıcı esnafından biri geldi, elinde bir tepsi midye var..
İçini zeytinyağlı pirinçle doldurmuş.. Bizim aklı erenlerden ki biri Nebil Özgentürk'tür, hemen tepsiye el atıp tadına baktı.. Ardından Ünal Ersözlü resmi hüviyetine güvenip birkaç midye götürdü..
Başkan Yardımcısı Refik Bey birkaç adet yuttu.. Tadalım derken adamın tepsini seyrelmeye başladı.. Mecburen "Malı sofraya yık.." dedik.. O da midyeleri bir kayık tabağa döktü..
Bizim Nebil'de aç kalma fobisi var.. Kimi yüksekten kimi köpekten korkar.. Nebil de açlıktan öleceğinden korkar.. Sofranın üzeri yetmiş türlü meze ile doluyken adamdan tutup biraz daha midye dolması istedi..
Midye dolması savaşı..
O da gidip nereden bulduysa bir tepsi daha midye getirdi ki tartıya vursan kabuğu hariç üç okka dolma çıkar.. Masamız tepeleme midye doldu.. O saatten sonra masanın süsü entelleri tutabilirsen tut..
Herkes üçer beşer midye yutuyor ki halimizi gören Reyhani'nin meşhur Konya Kıtlık Destanı'nın belgeseli çekiliyor da bizim sofra canlandırmasını yapıyor sanır..
Hele yanımda oturan yazar Ahmet Aras.. "Nohutla şehriye boğazdan geçmez.. Yağlı yemeyince gözlerim seçmez.." siyaseti güdüp, gelen midyenin üçte birini tek başına yedi..
Allah razı olsun Çetin Ağabey'den.. Sürekli konuşuyor, konuşurken de tam gözümün elifine bakıyor..
Zaten İzmir'deki sohbette de söyledim.. Çetin Ağabey'in sorunu konuşmayı sevmesi.. Konuşamazsa kendi kimyası bozuluyor.. Konuştuğu zaman da memleketin huzuru kaçıyor.. Ortası yok..
Böyle bir üstadın karşısına oturup, anlattığı şeyleri dinlerken geviş getirir gibi sürekli çene oynatmak olmaz.. O yüzden ben midye yiyemedim.. Gerçi Solmaz Kamuran birkaç midyeyi ayıklayıp önüme bıraktı fakat yedim sayılmaz..
***
Benim birşeye "yedim" diyebilmem için en az yarım okka tüketmem lazım.. Tad alma sinirlerim, yediğim şeyin lezzetini ancak öyle algılıyor.. Sonuç pozitifse yarım okka da beğendiğim için yiyorum.. Ondan sonra da pantolonun düğmesi kapanmıyor..
Bu sayede esaslı bir pantolon koleksiyonum oldu.. Evde her bedene uyan pantolonlarım var.. 44 bedenden gir, 56 bedenden çık.. Battal beden plastik çöp torbasından daha bolu bile var..
Sırf bu pantolonlar sayesinde yıllardır tartılmıyorum.. Kilo aldıkça bir büyüğüne geçiyorum.. Tek sorunum çeşidin fazla olmaması.. Bu da giyim tarzıma yansıyor, insanlar benim hep aynı şeyleri giydiğimi düşünüp arkamdan burun kıvırıyorlar..
Her neyse.. Yemek böyle başladı, ardından şarkılar türkülerle eğlence doruğa çıktı.. Buraları yarın anlatacağım.. Sofrada oturanlardan en az yarısının sabah saatlerinde hasta olacağından, hele yazar Ahmet Aras'ın hastaneye kaldırılacağından haberimiz yoktu..
O sebepten çok mutluyduk ve şiddetle dansımız gelmişti..
YARIN: Gazi Kadın Sokağı'nda Roman müziği eşliğinde vals teşebbüsü.. Ayak üstü müzik eğitimi ve büyük orkestra şefi Beyaz Kartal..