Genel Kongresinde muhalefet kanadının beklenmedik ölçüde güçlenmesiyle, nerdeyse ikiye bölünme tehlikesine uğramış bir partinin; biri iktidar, öteki de muhalefet kanadına bağlı iki üyesi, kendi aralarında konuşuyorlardı.
İktidar kanadına bağlı üye:
- Hişt buraya bak, dedi. Doğum gününde genel başkanımıza telgraf çektin mi?
Muhalefet kanadına bağlı üye:
- Kendisine değil ama, anasına çektim, dedi.
- Anlayamadım, ne diye anasına çektin yani?
- Daha uğursuzunu doğuramazdınız, diye...
Yeni Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, dört dörtlük bir hukukçu ya... Haydi biz de kendisinin Cumhurbaşkanı seçilmesi şerefine bir hukuk fıkrası anlatalım.
Bir hukuk profesörü, sınavda öğrencinin birine:
- "Gabin"in ne olduğunu bir örnekle tanımlayınız, demiş.
Öğrenci:
- Ben bu soruyu bilemediğim için bana sıfır verirseniz, buna "gabin" denir efendim, demiş.
Profesör şaşkın:
- Oğlum ne diyorsun sen, demiş.
- Hocam öyle tanımlıyorsunuz kitabınızda; "gabin" birinin bilgisizliğinden yararlanarak onu zarara uğratmaktır, diye yazmışsınız...
Bilmiyoruz politika da, kendi alanında bir "gabin" midir?
Çünkü malum ya, bizde "politika" da, genellikle halkın bilgisizliğinden yararlanarak onu zarara uğratmak, daha doğrusu onu kazıklamak anlamında kullanılıyor; öyle değil mi?
Delikanlının biri, Amerika'ya gitmek için bir şilebe binmiş gizlice. Yolda kaptan, genci yakalayıp geminin kıç altına hapsetmiş.
Şilep New-York'a yanaşmış, yükünü boşaltmış, yeni yük almış.
Delikanlı hapsolduğu yerde, New-York'a geldiklerini bile anlamadan, sadece vinç seslerini dinlemiş durmuş.
Dönüşte tanıdıkları, Amerika'da neler gördüğünü sordukça, delikanlı içini çeker:
- Vallahi ne anlatayım, dermiş; bir gürültü, bir gürültü işte.
Hani sanki Amerika'ya değil de, nereye gitmiş gibi?
Seçilip Ankara'ya gitmiş gibi...
Politikaya yeni atılmış olanlar, fırsat bulup kürsüye çıktılar mı; söze nasıl başlayacaklarını tam kestirememişliğin yaygın bir genellemeciliğiyle:
- Ülkenin durumuna şöyle bir bakalım, diye başlarlar nutuklarına çokcası.
Ülkenin durumuna şöyle bir bakalım...
Vaktiyle bir akıl hastanesine yeni atanmış bir başhekim, hastaneyi gezerken en alt katta; iki büklüm, gözünü anahtar değiliğine uydurmuş bakıp duran birini görmüş. Ve adamı itip, neye baktığını anlamak için deliğe doğru eğilmiş.
Kıyıya çekilen adam:
- İlahi doktor bey, demiş, ben tam 20 yıldır bakıyorum da bir şeycik göremedim, sen bir bakışta ne göreceksin ki sanki?..
Ulusal gelir dağılımındaki aşırı dengesizlik büsbütün uçurumlaştıkça, sık sık yerel toplantılara katılan parti sözcülerinde de, yeni vaat furyaları başlar:
- Alınacak önlemlerle dar gelirliler korunacaktır.
- ....
- Sıkıntı içinde olanlar unutulmayacaktır.
- ....
- Tabandakilerin geçim düzeyi yükseltilecektir.
Ancak bu vaatlere büsbütün de omuz silkmemek gerekir. Biliyorsunuz aynı sözleri Kutsal Kitap da yazar:
- Sıkıntı çeken Adem refaha kavuşacaktır.
Sonra da ekler:
- Öteki dünyada...