Stada gelen seyirci Fenerbahçe'nin galibiyeti ve mağlubiyetine değil de, oynanacak futbola bakmak için gelmişti. Daha doğrusu, Fenerbahçe'nin transfer listesinin en başında yer alan Denizlisporlu Yusuf'un oynayacağı futbolu seyretmeye gelmişti. Sezon bitmiş, herşey bitmiş, gitmiş. Bundan sonra Fenerbahçe kazansa ne olur, kazanmasa ne olur. Bu o kadar önemli değil. Burada önemli olan, dediğim gibi Denizlisporlu Yusuf'un futbolculuğunu sahada göstermesiydi. Yusuf da ya "Fenerbahçe'ye geleceğim, sakatlanmayım" diye toplara girmedi ya da sıcak havada hali yoktu. Ortalıkta hiç görünmedi.
Fenerbahçe Antrenörü Turhan Sofuoğlu bir-iki genç oyuncu koymuştu takıma... Bunları daha önceki haftalarda koysaydı daha iyi olmaz mıydı? Hiç olmazsa bu oyuncuların ne olduğu görülür ve kazanmaya çalışılırdı.
Sorun şu, bu takım önümüzdeki sezon ne olacak, ne yapacak? Dediğim gibi, sorun Denizlispor'u yenip yenmemek değil.
Futbolcuların bu maçtaki performanslarının bir önemi yoktu. Mustafa Denizli zaten bu futbolcuların tümünü çok iyi tanıyor. Bütün sezon kötü oynayanları bu maçtaki oyunlarını beğenip de takımda tutacak hali yok. Mustafa Denizli'nin de herhalde bu maça gelmesindeki en büyük neden, transfer listesindeki Denizlisporlu Yusuf'u seyretmekti.
Öyle bir maçtı ki, sanki hususi bir maçtı. Ve ilk yarı sonunda görünen, Denizlispor'un Fenerbahçe'den daha iyi olduğuydu.
Bu maçta en azından gençler bir şeyler yapmaya çalıştılar. Diğerlerinin zaten hali yok. Garip bir durum.
Afrikalılar oynamıyor, sahadakiler yürüyor, Galatasaraylılar ise kolu, bacağı sarılı 10 kişi mücadele edip UEFA Kupası'nı kazanıyor. Aradaki fark ortada... Yani iki kulüp arasındaki fark. Başta da dediğim gibi, Fenerbahçe bu maçı kazanmış ne olur, kazanmamış ne olur?