


Kırmızı ışıkta durmak
Cumhurbaşkanımız Ahmet Sezer'in kırmızı ışıkta durması, basın dünyamızı sevince boğdu...
Koca koca köşelerde yazıyorlar:
Adam dediğin böyle olur, kırmızı ışıkta durur!..
Daha ileri gidenler var:
Bu cumhurbaşkanı kırmızı ışıkta durduğuna göre, "Türkiye kurtuldu" demektir!..
Yapmayın bre dostlar!
Bu kadar sığ, bu kadar mantıksız olmak zorunda mısınız?..
Cumhurbaşkanlığını; Çemişkezek muhtarlığı ile karıştırmak zorunda mısınız?..
Cumhurbaşkanlığı makamının, hukukun içinde olması ile bazı kuralların üzerinde olması farklı şeylerdir.
Farzedin ki Cumhurbaşkanı, hayati önemde bir toplantıya gidiyor.
Caddede de kilitlenmiş vaziyette...
Eskortlar sirenleri açıp, geçiş üstünlüğünü kullanmayacak mı?..
Kahveye "gele atmaya" giden adamla, cumhurbaşkanının "zamanı" aynı zaman mı?..
İkincisi...
Bazen öyle riskler oluşur ki, cumhurbaşkanını hiçbir kırmızı ışıkta durdurmazsınız...
Kendisi istese bile durdurmazlar...
Velev ki, öyle bir vaziyet doğduğunda, sevgili cumhurbaşkanımız "yaramaz adam" mı olacak?..
Psikopatın biri kırmızı ışıkta makam arabasına iki el silah patlatsa, ne yapacaksınız bu yorumlarınızı, onu düşünün...
Embesilliğin alemi yok!..
Solaklık
Amerikan başkanlarının çoğu "solak"mış... Demek Amerikalı olsam ben de başkan olacaktım, kadere bakın!..
Yeni parti
İlhan Kesici yeni bir parti kuruyormuş... Kalkıp sorsak, "kendim için kuruyorsam namerdim" demeyecektir...
Akıllı ev
Toplu Konut İdaresi, İstanbul'da "akıllı ev" yapmaya hazırlanıyormuş... Satranç bilmeyecekse, kesmez...
Sabah farkı
Önceki akşam, Galatasaray-Arsenal maçı bizim saatimizde 21.45'te başladı.
Sabah gazetesi ise tam kadro, gazetedeydi.
Yüzlerce arkadaşımız bir yandan sayfaları bağlamaya çalışırken, bir yandan da maçı takip ediyordu.
Aldıkları talimat şuydu:
Türkiye'nin en uç noktasına bile gazete "maç sonucu ve fotoğraflarıyla" gidecekti.
Maç 00.30'da bitti. Kupa bizimkilerin elindeydi...
Bu fotoğrafı, bütün okurların gazetelerinde görme hakkı vardı.
Kupa'nın havaya kalktığı andan 10 dakika sonra, Sabahın bütün sayfaları matbaaya gönderilmiş, gazete dönmeye başlamıştı.
Hakkari'den Edirne'ye kadar maç sonucu ve zafer fotoğraflarıyla...
Yüksek teknoloji ile insan emeğiydi bunu başaran...
'Basında güven'
Balonun kokusunu almıştım, bekledim, dün Emin Çölaşan, köşesinde patlattı balonu...
Önceki gün, Sabah ile Hürriyet, Demirel'den aldıkları demeçleri yayınlarken, Milliyet, "İşte Sezer'in ilk demeci" diye rüzgar yapmıştı.
Aynı grubun yazarı olan Çölaşan, dün köşesinde sordu:
"30 gazeteciye birden alenen yapılan açıklamalar, ne zamandan beri özel ve ilk demeç oldu?"
Meğer, Cumhurbaşkanı Ahmet Sezer; Çankaya'yı izleyen gazeteci grubunun çeşitli sorularını yanıtlamış...
Milliyet de, "İlk demeci biz aldık" diye bunları yayınlamış...
Milliyet'in yaptığı, pazardan alınan pazen elbiseyi, "hotkütür" diye eve götürmeye benziyor.
"Basında Güven" ha?..
"Dersini çalışma" dersi
Galatasaray evirdi çevirdi, 8.5 kişiyle Arsenal'i devirdi.
"8.5 kişi" çünkü, Hagi atılınca 10 kaldık, üç sakat oyuncu yarımşardan bir buçuk eder, toplam oyuncu sayımız 8.5'tu...
Ama hiç farketmedi...
Bizimkiler, derslerini çalışmışlardı.
Hani Avrupa, hani özellikle o Danimarka, her fırsatta Türkiye'ye, insan hakları ve demokrasi dersinizi çalışın, diyorlar ya...
Galatasaray hepsine gösterdi...
Dersimizi çalışınca neler olabileceğini...
Futbol dersimizi çalışmıştık ve Avrupa şampiyonu olduk...
Koca İngilizler'i devirdik, Arsenalli holiganları maymuna çevirdik...
Galatasaray'ın dersini çalışmasından, hepimize iyi bir ders çıkıyor.
Sadece futbolda değil, her konuda dersimizi çalışmalıyız.
Artık zamanı geldi...
Kitabın başına oturunca oluyormuş... İnsan haklarında, demokraside, bilimde ve hukukta dersimizi çalışmalıyız...
Galatasaray, Arsenal'e futbol dersi verirken, bize de bu dersi veriyor!..