Ne çok ağladı bu ülke... Ne kadar çok acı çekti.
Şimdi uzakta kalan o kabus gibi onbeş yılı düşünün. Onbeş yıl boyunca yürek çarpıntılarıyla oturduk haber dinlemeye... Haber saatlerimiz evlatlarını kara toprağa veren anaların babaların yürek parçalayan feryatlarına boğuldu yıllarca. Onlar çocuklarının fotoğraflarını, soğuk mezar taşlarını öperken bizim içimiz kavruldu. Karlar üstüne yan yana dizilmiş genç ölülere baktıkça yüreklerimiz katılaştı, çaresizlik içinde savaşa ve ölüme lanet okuduk.
Tam gülmeyi hatırlamak üzereydik ki, doğanın o korkunç gazabıyla sarsılarak uyandık.
17 Ağustos sabahıyla birlikte, yeniden, hem de katıla katıla ağlamaya başladık. 25 bin ölü yetmemişti sanki, yüzyılın en büyük depremi bu talihsiz halkı bulmuş, 25 bin canımızı daha alıp götürmüştü.
Televizyon ekranlarımız yine acıya ve yasa battı. Aylarca ve aylarca enkaz altından can havliyle uzanıp hayata tutunmaya çalışmış ama başaramamış cansız elleri seyrettik. Beton yığınlarının altından yükselen cılız imdat seslerine ulaşamamanın çıldırtıcı aczini yaşadık. Evlerinin enkazı etrafında canlı cenaze gibi dolaşan depremzedeleri yeniden hayata döndürmek için ne yapacağımızı şaşırdık. Onlar incecik çadırlarda kışın ayazıyla donarken biz de evlerimizde titredik.
Kısacası biz 65 milyon yıllardır acıdan, gözyaşından başka hiçbir şey yaşamadık. Gülmeyi, ağız dolusu kahkahalarla gülmeyi, sevinçten havalara sıçramayı unuttuk.
Taa ki dün geceye kadar...
Dün gece uzun yıllardan beri ilk kez, çocuklar gibi şendik. Sevincin, hiçbir endişeyle, hiçbir hesap kitapla gölgelenmemiş saf sevincin ne olduğunu gördük dün gece. Ortak mutluluğu gördük. Kıskançlıktan, hasetten, bireysel öne çıkma tutkusundan arınmış, en saf en çocuksu haliyle yaşadık başarının mutluluğunu.
Ölüme ağlayan yüzbinler bu kez hep birlikte tatlı tatlı, sıcak sıcak sevinç gözyaşları döktüler.
Popescu'nun şutunun ağlara girmesiyle birlikte, hem Kopenhag'da ve hem de Türkiye'de patlayan o katıksız sevinci ne kadar da özlemişiz. Boğazımız acıyana dek sevinç naraları atmaya, hiç tanımadığımız insanlarla kucaklaşıp sevgi yumakları oluşturmaya nasıl da ihtiyacımız varmış.
Evet, yorumcular haklı. Bu başarı en çok bizim hakkımızdı. Çünkü biz yıllardır sadece ağladık. Dünyada biraz adalet varsa gülme sırasının artık bize gelmesi haktı...
Teşekkürler Galatasaray. Sana binlerce kez teşekkürler.
O korkunç savaşta oğlunu yitiren Kürtün de Türkün de acılarını bir an olsun unutmasını ve ortak bir sevinçte birleşmesini sağladığın için...
Depremde çocukları kolları arasında ölen anne babaların, artık ailesini hiçbir zaman görmeyecek olan deprem çocuklarının yüzünü güldürdüğün için...
Avrupa kapılarında horlanan yüzbinlerce insanımıza biraz gurur, biraz özgüven bağışladığın için.
Bu ülkeye sevinci ve mutluluğu yeniden hatırlattığın için.
Kimbilir, belki de bu zafer bizim makus talihimizin dönüm noktasıdır, üstümüze çöken uğursuzluk savuşup gitmektedir yavaş yavaş.
Belki bu ülkenin de mutluluk zamanı artık gelmiştir...