Dün bu köşede Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım ile sohbetimiz vardı. Yıldırım "Şampiyon olursa gidip Galatasaray'ı kutlarız" demişti.
İşte Galatasaray şampiyon oldu, şimdi sıra Fenerbahçe'de.
Futbolda dostluk ve barış rüzgârı estirmek istiyorsak Fenerbahçe yönetimi ve tüm futbolcuları Florya'ya gitmeli, Başkan Faruk Süren ve futbolcuları tek tek kutlamalıdır.
Bazılarımız "rekabet"le "düşmanlık"ı birbirine karıştırıyor. Bir Fenerbahçeli olarak her seferinde Galatasaray'ı yenmek istiyorum, hem de öyle kılpayı, kıça başa çarpıp kaleye giren gollerle değil, eze eze yenmek. Ama ne kulübe ne de taraftara düşmanlığım yok, herşey sahada olup bitmeli, bağıralım çağıralım ve hatta ağzımızı bile bozalım, ama dostluğumuza toz kondurmayalım.
Fenerbahçe yönetimi, fanatikliği düşmanlık boyutuna taşıyan az sayıdaki Fenerbahçeli'nin etkisinde kalmamalı, gitmeli Galatasaray'ı kendi evinde kutlamalı.
Göreceksiniz, böyle bir davranış Türkiye'de büyük moral yaratacak, sevgi rüzgârlarının esmesine neden olacaktır.
Rekabeti keyifli sürdüdüğümüz zaman hayatın bir anlamı var, bunu unutmayalım.
Aman Allahım, basın yapmış olamaz
Kopenhag'daki "Holigan terörü" herhalde uzun yıllar hafızalardan silinmeyecek. Sporun zarafetine düşmanlık bulaştırıp ortalığı kan gölüne çevirenler ne yazık ki her ülkede var. Kopenhag olaylarından sonra kulağımıza bazı dedikodular geldi. Bu dedikodular ne yazık ki İngiliz basınında da yer aldı.
İddiaya göre ilk gece çıkan olayların fitilleyicisi olarak "rating meraklısı" bir Türk'ten, bir televizyon sunucusundan söz ediliyor.
Korkunç bir iddia. Aynı iddia, İstanbul Taksim'deki olaylar sırasında da ortaya atılmıştı.
İnanamıyorum, inanmak istemiyorum, ama bunun üzerinin kapatılmasını da istemiyorum.
Eğer gerçekten bir "rating meraklısı" olayların çıkışına neden olduysa, tüm medya kuruluşlarının ayağa kalkması gerek. Çünkü bu sadece mesleğe değil bu ülkeye de ihanetle eşdeğerdir.
NOT: Kopenhag'daki olaylarda ne yazık ki bazı arkadaşlarımız yaralandı. Özellikle Aykut Işıklar'ın durumu ağır. Hepsine acil şifalar diliyorum.
Bu arada olayları engellemek için iki tarafın arasına giren ve yatıştırmaya çalışan cesur ve dürüst arkadaşlarımızı da kutlarım.
Dün bütün Türkiye'nin elinde SABAH vardı
Rekabet çok hoş bir duygu. Hele bu rakiplerinizi geride bıraktığınızı görüyorsanız daha da mutlu oluyorsunuz.
Dün SABAH'ın yazıişleri ayrı bir sevinci yaşıyordu. Çünkü geceyarısından sonra yaşadığımız Avrupa Zaferi'nin haber, yorum ve renkli fotoğrafları SABAH'ın tüm Türkiye baskısında yer almış, şampiyonluk keyfini SABAH okuyarak çıkarmıştı.
Elbette rakiplerimiz de tüm baskılarına bu maçı yetiştirmişlerdi, ama bir farkla; SABAH'tan birkaç saat sonra.
SABAH tüm matbaalarına yaptığı yatırımlarla en hızlı baskı teknolojisine ulaştığı için 800 binin üzerindeki gazeteyi geceyarısından sonra basmış ve her zamanki saatinde okurlarına ulaştırmıştı. Bazı büyük gazeteler ise İstanbul'daki okurlarına bile öğle saatlerinde yetişebildi.
Bu da bizim keyfimiz, sizinle de paylaşmak istedim.
Doktorun biri muayenehane açmış, kapısına da "Bu şehrin en iyi doktoru" yazmış. Bir süre sonra bir başka doktor gelmiş, yan apartmana açmış bir muayenehane. O da kapıya "Bu ülkenin en iyi doktoru" tabelasını asmış.
Üçüncü bir doktor gelmiş komşu olarak o da "Dünyanın en iyi doktoru" sıfatını layık bulmuş kendine. Sonunda dördüncü doktor da gelmiş, bakmış ki diğer bütün doktorlar havalarda uçuyor. Düşünmüş taşınmış ve tabelasını asmış: "Bu sokağın en iyi doktoru."
Fenerbahçe "Avrupa Şampiyonunu" yenmedi mi? Demek ki bizim sokağın en iyisi Fenerbahçe.
O bir saniye var ya
Büyük finalin en önemli anı bana göre Popescu'nun penaltıyı attığı o bir saniyeydi. Nefesler kesilmişti, gerçi Galatasaray büyük avantaj yakalamış, kupayı ucundan tutmuştu ama, o bir saniyenin geçmesi gerekiyordu.
Kameralar işte o anda Fatih Terim'i çok iyi yakaladı. Top kaleye girdiği an Fatih Terim'in üzerinden yüzlerce ton ağırlık kalkmıştı sanki.
Açık söyleyeyim o anı çok kıskandım. Öyle bir anı milyarlarca insanın acaba kaç tanesi yaşayabilir? O duyguyu bir saniye için olsa bile yaşayabilmek için neleri feda edebileceğinizi bir düşünün. Fatih Terim inanılmazı başardı, O'na ne desek azdır.
Futbolcular için ise insan söyleyecek söz bulamıyor. 120 dakika inançla ve gururla oynadılar. Bir dünya devini yerle bir ettiler.
Hepinize tebrikler.
Spor, siyasi görüş farkı tanımıyor
Galatasaray'ın muhteşem zaferinden sonra, politikaları gereği spor olaylarına çok fazla yer vermeyen siyasal İslâmcı gazeteler bile coşkuyu okurlarına tam sayfa yansıttılar.
Yeni Şafak, Zaman ve Milli Gazete'nin ilk sayfaları alışılmışın dışında heyecan taşıyordu.
Sadece Akit gazetesi haberi küçük yayınlamıştı ama o da başlığının kenarına taşımıştı.
Demek ki tüm ulusu mutluluğa boğan spor olayları ideoloji ve siyasi görüş ayrılığında sınır tanımıyor. Hoş bir olay.