Galatasaray'ın UEFA Kupası finaline kalması bile Türkiye'nin kendi içindeki klişeleşmiş hamaset sayıklamalarını çok aşan, gerçek ve çağdaş bir futbol zaferiydi...
Bir de finalde Arsenal'i yenip Kupa'yı alınca...
Galatasaray'ın yüksek performansına, özellikle maçın sonuna doğru ve uzatmalarda -Haci'nin kırmızı kart görmesiyle 10 kişi kalmış takımda- çocukların canını dişine takması da eklenince...
TV ekranına saplanmış gözlerimle, oturduğum kanapeden ikide birde farkına varmadan ayağa fırlamaya başladım ben de...
Doğrusu bu kadar heyecanlanacağımı tahmin etmemiştim. Daha da doğrusu Galatasaray'ın finale kalmış olmasındaki tarihsel futbol başarısıyla yetinmeye ayarlamıştım kendimi; maç bir yenilgiyle sonuçlanacak olsa da...
Köyceğiz'den telefonla konuştuğum Ahmet Altan da:
- Belki de bir daha kolay kolay rastlanmayacak asıl başarı finali oynamak, diyordu. Gerisi o kadar önemli değil. Nasıl olsa takımlardan biri yenecek, biri yenilecek..
Uzatmalarda da bir sonuç alınamayıp, sıra penaltılara gelince...
Şansa bel bağlamaya hiç alışık olmasam da...
Umut bülbülüm de ha sustu, ha susacak gibi olurken...
Taffarel de, Arsenal'in penaltısını kurtarınca...
Ağzımdan bir çığlık koptu:
- Ulan yaşa be...
Yüz yıllardan beri içerde ve dışarda ezik kalmıştır bizim insanlarımız ezik.. Bakmayın siz, "insan deposu" olarak kullanılmış olmalarından yankılanan arslanlı kaplanlı ortak böbürlenmelere...
Resmi daire kapılarında da boynu büyük bir eziklikle bekleyenler onlardır, hastane kapılarında da, mahkeme kapılarında da...
Hep bir yerlerde boynu büyük bekleyip durur onlar...
Ya dışarıya çöpçü olarak gittiklerinde başlarına gelenler...
Geçende Solmaz Kamuran anlatıyordu. Amsterdam'da, Perulu'sundan Kanadalı'sına; İtalyan'ından İspanyol'una kadar, genç turistlerin, meydanlarla caddelerde eğlenip durdukları bir sırada; siyah bıyıkları olan, esmerce genç bir adam, öne eğilmiş mahçup başıyla yerleri süpürüyormuş kendi halinde...
Galatasaray'ın zaferi, öne eğilmiş mahçup başıyla yerleri süpüren ezik Türk'ün de zaferi oldu...
Psikososyolojik açıdan bakıldığında, UEFA Kupası'nı kazanmak sadece bir spor başarısı değildi. "Onları yenmiş olmanın" çılgın bir coşkuya dönen zaferiydi...
Gönül, 21. Yüzyıl'da "onlar-biz" ayrımının da sağlıklı bir sentezde eriyip kaybolmasını ister... İçerde ve dışarda ezilmiş insan yığınlarının da, kendi var oluşlarının tadıyla evrensel bir güvenceye ve rahatlığa kavuşmuş olmasını ister...
Ve de inanırım ki, bu yüzyılın içinde bu mutlaka böyle olacak...
Gördünüz Galatasaray'ın muhteşem zaferini...
Enseyi karartmayın...