Türkiye'nin tarihle randevusunun gerçekleştiği o final gecesini herhalde ömrümüz boyunca unutmayacağız.
Ulusumuza bu büyük onuru ve mutluluğu yaşatan Galatasaray'a ne kadar teşekkür etsek azdır.
France-2 kanalı "Bu kadar cüretkâr, bu kadar gönüllü ve bu kadar savaşçı olunamaz. Maç Galatasaray'ın hakkı" yorumunu yaptı.
Futbolcularımız yetenek ve tecrübeyi aşan ancak inanç ve yürek desteğiyle şahlanan savaşçı bir ruhun yaratabileceği bir mucizeyi gerçekleştirdiler.
Karşınızda son Dünya Kupası'nın gol kralı Suker gibi bir yıldızın bile yedek oyuncu olduğu bir takım var.. O takım karşısında on kişi kalıyorsunuz. Kahramanlarınızdan iki tanesi de sakat durumda..
Tribünler çınlıyor:
"Türkiye sizinle gurur duyuyor!."
Bu övgüyü gerçekten hak ediyorlar.
Galatasaray, rekabet dünyasında bir "dünya markası" oluyor. Profesyonel yeteneklerini taçlandıran fizik ötesi üstünlüğü ile de kupayı Arsenal'den söküp alıyor.
Bu ülkenin semalarına o geceki genişlikte ve içtenlikte dualar, belki ancak kandil geceleri yükseliyordur. Yıllarca hor görülmüş milyonlarca insan bu kupayı istedi.
Dünya çapında iki yıldızın topu direğe nişanlayarak penaltıları kaçırması Tanrı'nın bir lütfu değil mi?
Ama unutmamak lâzım ki Tanrı hak edene verir. Galatasaray bu noktaya bilgi, çaba, özveri ve mücadele azmi ile geldi.
Türkiye'nin ihtiyacı, Galatasaray modelini hayatın her alanına taşımaktır.
19 Mayıs'ı Türk gençliğine armağan eden Atatürk'ün rüyası da budur!
İşte milli takım..
Maça Galatasaray, kırmızı-beyaz renklerin hakim olduğu formalarla çıktı.
Çünkü takım, uluslararası başarıya hasret büyük bir ulusun özlemlerini gerçekleştirme misyonuna inanmıştı.
Değişik kulüplerin taraftarlarının gönül desteğini aldığının bilincindeydi hepsi.
Başardılar ve ulusal kahraman oldular.
Bu onlar için hak edilmiş bir onur, milletin de takdir ve övgü ile sunduğu bir rütbedir.
Önümüzde Avrupa Futbol Şampiyonası var. Türkiye, milli takım düzeyinde yeni bir sınav verecek. Artık milli takımı seçmek, hiçbir teknik adamın imtiyazı olamaz.
Herhalde Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli, üçüncü dünya toplumlarına özgü komplekslerin etkisinde kalıp elindeki hazineyi görmezlikten gelme yanlışına düşmeyecektir.
Milli Takım hazır..
Avrupa Kupası'nı almış bu takımın yabancı oyuncuları yerine bu takıma en iyi uyum sağlayacak Türkleri koymak ve sahaya sürmek, onun hem görevinin, hem vicdanının emri olmalı.
Maç gecesi bir İtalyan spiker "Türkiye ile aynı grupta oynayacağız. Başımız dertte.. Karşımıza bu takım çıkacak" dedi.
İtalyan'ın sesi aklın sesidir.
Onlar başarıyı böyle güvence altına alıyor ve bu sayede yüksekten uçuyor.
Avrupa Birliği'ne yürüyen Türkiye, gücünü ve zenginliğini zaafa uğratmadan uluslararası rekabete ne kadar taşıyabiliyor?
Bunu yakında göreceğiz..