DÜNYA Bankası'nın "Türkiye Kültürel Miras Projesi" ile ilgili raporu olumlu çıkmadı. Raporda, Türkiye'deki tarih ve kültür varlıklarının çağdaş standartlara göre korunamadığı vurgulandı; "Kültürel Miras Projesi'nin altyapısı eksik. Projenin hedeflerine zamanında ulaşması beklenemez" dendi. Böyle bir raporun Türkiye için doğuracağı sonuç, yine raporun içindeki satırbaşlarında kendisini belli ediyor:
"YETERİNCE hızlı ve rasyonel ilerleyemeyen böyle bir projeye Dünya Bankası'nın 30 milyon dolarlık ödenek aktarnası, şu aşamada kaynak israfına yolaçacaktır. Bu bakımdan çalışmanın 4-5 ay daha gözlenmesinde, bir ilerleme kaydedilip kaydedilmeyeceğine bakılmasında yarar vardır."
AVRUPA hızlı ve dinamik bir "kentsel Rönesans" döneminden geçiyor. AB'ne bağlı tüm üyelerde kentleşme, imar ve kültür politikalarının temel taşını "koruma" oluşturuyor. Bizde ise başta Dolmabahçe olmak üzere milli saraylar için ayrılan 6 trilyon liranın sadece 1 trilyonu kullanıldı. Saraylar dökülüyor. Acil bakım bekleyen Dolmabahçe çürüyor, içindeki değerli sanat eserleri rutubetten, bakımsızlıktan paramparça oldu. İstanbul'daki hiç bir milli sarayın, tarihi köşkün sigortası yok. Topkapı Sarayı Müdür Yardımcısı Gökşen Sunat bir gazetecinin, "Bu saray ve içindeki eserler neden sigortalı değil?" sorusunu, "Saray insan mı ki sigortalansın?" diye yanıtlayabiliyor.
İSTANBUL'un zarif tarihi evleri en kabasından ve ilkelinden rant hırsına kurban gidiyor. Arazi mafyası işhanı, otopark mafyası paralı park yeri yapacağım diye, tarihi semtlerdeki tarihi ahşap evleri yakıyor. Onlar yakmasa bu evler, içlerinde barınan evsizlerin, tinerciler tarafından yakılıyor.
"KORUMA" kavramı ise bizde ne yazık ki bu üzerine ölü toprağı serpilmiş, gaflet içerisindeki "statüko"nun korunması anlamında işliyor. Kaskatı bir bürokrasiye gömülmüş "koruma zihniyeti" korudukça, tarih ve kültür varlıkları büsbütün yanıp, yok olup gidiyor.
"TÜRKİYE Kültürel Miras Projesi"ne vereceği desteği beklemeye aldığı için Dünya Bankası'na kızmaya pek hakkımız yok.